Türkiye Islamciliginin Serencami

Sosyoloji alaninda doktora çalismalarini sürdüren M. Mücahid Sagman "Simdi Iran'i etkileyen süreç Islamcilik açisindan...
Türkiye Islamciliginin Serencami
M. Mücahid SAGMAN
M. Mücahid SAGMAN
Eklenme Tarihi : 3.11.2022
Okunma Sayısı : 918

Sosyoloji alaninda doktora çalismalarini sürdüren M. Mücahid Sagman “Simdi Iran’i etkileyen süreç Islamcilik açisindan yarinin dünyasina dair tartismalari canli kilabilir” degerlendirmesinde bulunuyor.

Islamcilik tartismalarinin önemli bir kismi Türkiye’de siyasal iktidarin laik Cumhuriyet karsisinda konumlanma biçimine odaklanmakta. Haliyle mevcut iktidarin ortaya çikisi ve aliskanliklari ile Islamciligin karakteri arasinda bir bag kurulmaya çalisiliyor. Hatta son yillarda artik tüm toplumsal kesimleri etkisi altina alan hukuksuzluk ve otoriterlik, Islamciligin bir sonucu olarak bile okunabiliyor. Peki gerçekten Islamcilik ile Türkiye’de kurulusundan bugüne degisik tonlariyla birçok farkli kesimi etkileyen bu problemler arasinda bir bag kurulabilir mi?

Teorik olarak olmasa da pratikte tüm siyasal hareketler ve onlari besleyen düsünce dünyalari ile siddet arasinda dinamik bir bag kurmak mümkün. 1979 yilinda Iran’da gerçeklesen devrim, Türkiye Islamciligi açisindan gerçek ile hayal arasinda koca bir umut tüneli olusturdu. Bu tünelin bir ucu Istanbul’dan Tahran’a oradan da Kabil’e kadar uzaniyordu. Hatta Rusya’ya karsi direnisin sembolü haline gelen Afgan savasçilara Amerika’nin verdigi destek dahi görmezden gelindi. Çünkü Islami bir devrimin ayak izleri hakikate sürülen lekeyi örtecek bir inanç örgüsü yaratabilirdi. Bu ‘kesin inanç’lilik hali 1980 sonrasi Türkiye Islamciliginda ciliz bir tartismayi da baslatmisti. Kimi olusumlara göre ehli kitap (Amerika) ehli bidat’e (Iran) göre daha yakin görülebilirdi. Bu açidan Sünniligin pratik kurgusu içinde kalinmali ve Sii Iran her haliyle reddedilmeliydi. Afgan cihadini örgütleyen Sünniligin barindirdigi kati Selefilik bu okuma biçiminde görmezden gelindi ve nihayet 90 sonrasini etkileyen fundamentalist akimlara kapi aralanmis oldu.

Öte yandan Iran’in gerçek bir Islam inkilabi ile dünyaya Asr-i Saadet’i getirecegine inanan çogunluk için gelecek daha toz pembe duruyordu. Devrimin arka planini örgütleyen ve teorik çerçevesini sunan sol-Islami entelektüeller Türkiye’de okundukça heyecan artiyordu. Seriati’nin çevrilen kitaplari Türkiyeli muhafazakâr Sünni kesim için Sia propagandasi, komünizm ve savrulma/çürüme barindiriyordu. Tarihsel hafizasi Muaviye savunusundan baslayip Yavuz-Sah Ismail’e kadar gelen Türk tipi Sünni muhafazakârlik için Hilafet ve önderlik, Sünniligin son merkezi olan Osmanli’nin hakkiydi. Cemaleddin Efgani’nin baslattigi gelenegi elestiren ve anti-emperyalist söyleme sahip Islamcilik, tehlikeli görünüyordu. Çünkü elestiri oklari Osmanli hanedaninin ve ulemasinin dini, sosyal ve siyasal pratiklerini de hedef aliyordu.

Etki alani sadece Osmanli ile sinirli kalmayan bu söylem belki de ilk eylemini 1 Mayis 1896 yilinda Ingiliz emperyalizmine karsi pasif kalan Iran Sahi Nasreddin’i öldürerek yapar.1 Efgani ve çevresindekilerin entelektüel çabalarina karsilik Islamcilik pratik olarak da birçok cografyada karsilik bulmustu. Ali Seriati’nin Iran tarihine dair vurgulari ve pasif bekleyisten aktif bekleyise dair daveti Türkiye Islamciligi açisindan da önemli görüldü. Öte yandan yasadiklari toplumla kendi aralarinda iliski biçimini belirleme noktasinda yasanan karmasa bazi kavramsal zorluklar ortaya çikardi. Sik sik metinlerde ve konusmalarda ‘biz Müslümanlar’ vurgusu yapiliyordu ve bu zamanla ilk önce toplumsal daha sonra da dini tekfir söyleminin önünü açti. Seyyid Kutub’un “cahiliye toplumu” kavramsallastirmasi kurtarici oldu ve oldukça da kullanisli görünüyordu. Sekülerlesmenin ve çürümenin kurbani olarak toplumsal taban ‘ben-sen’ iliski biçiminden ‘ben-o’ biçimine bu kavramsallastirmanin çerçevesinde konumlandirilabilirdi. Bu öteki toplumun, emperyalizmin elinde sömürge araci haline gelmesi Müslüman vicdani için kabul edilemezdi ve adaletin tesisi ancak Islami ilkelerin hayata geçirilmesi ile mümkündü. Birtakim görüslere göre Islamcilik 1930’larin ‘saf liberalizminin ve 60’lar ve 70’lerdeki Üçüncü Dünya Sosyalizminin basarisizligina tepkidir.2 Adalet arayisi ve insanlari ahlaki ilkelerden arindirarak sömürge haline getiren Bati’ya karsi Iran Devrimi aranan kan oldu ve bir uygulama sahasi olarak takip edilmeye baslandi. Devrimden hemen sonra binlerce insan Iran’a gidip geldi, bazilari aile bireyleri ile birlikte oraya yerlesti.

Iran’in devrimin kurulus ve ortaya çikis iddialarina çok fazla sadik kaldigi söylenemez. Bugün ortaya çikan olaylarin ve despot yönetime olan itirazlarin inkilap öncesinin popüler figürlerinin söylemlerini sahiplenmesi oldukça ilginç görünüyor. Türkiye Islamciliginin Efgani, Seriati gibi figürlerin söylemlerinden uzaklasmasi da çok uzun sürmedi. Emperyalizme karsi üretilen entelektüel çabalar anlamsiz görüldü ve bunun yerine kendi toplumlarina karsi kati ve tekfir edici bir dindarligin cephesi kuruldu. Kutub’un sosyal adalet vurgusu Seriati’nin adil bölüsüm ve esitlikçi anlayisi ile kismen örtüsüyordu. Ama Mevdudi’nin eserlerinin çevirisi Türkiye Islamciligi açisindan kritik bir esigi temsil eder.

BÜTÜNLÜKLÜ BIR ISLAM NIZAMI

Mevdudi, bütünlüklü bir Islam nizamindan bahseder ve ancak böyle bir süreklilik içerisinde Allah’in rizasinin kazanilacagini söyler. Mevdudi okumalari ile radikal bir Selefilik Türkiye toplumunda daha sesli dile getirilmeye baslandi diyebiliriz. Çünkü siyasal, sosyal ve kültürel olan degerler ancak dinin teorik alani içerisinde anlam kazanabilir ve bunun için hayatin tüm alanlari dini söylemin iddialari ile sekillendirilmelidir. Abdullah Azzam, Mevdudi gibi isimlerin Islam devletine giden yol ve Müslüman toplumun insasi için çizdigi tabloya göre, Kur’an ve sünnete dayali ilkelerin bütünüyle sosyal hayata ikamesi gerekiyordu. Buradan hareketle elestiri oklari 90’li yillardan itibaren hem devlete hem de geleneksel dindarliga yöneldi. Geleneksel dindarligin elestirilme biçimlerinden biri olan Islami düsüncenin siyasi iddialardan yoksun olmasi durumu önce Refah Partisi’ne ve daha sonra kurulacak Adalet ve Kalkinma Partisi’ne zemin hazirladi. Fakat Refah Partisi gelenegi, Islamciligin temel iddialari merkeze alinarak oldukça sert elestirilere tabi tutuldu. Çünkü siyasal partilerin tüzükleri laik Cumhuriyet’in kanunlarina göre belirlendiginden Refah Partisi ve Erbakan sistem içi bir enstrüman olarak görüldü. Garip bir sekilde onun devami niteligindeki AK Parti bu elestirilerden önemli ölçüde siyrildi. 28 Subat sürecinde yasanan magduriyetler, sistem ile devlet arasinda teorik olarak alti doldurulamayan ciliz bir ayristirma güdüsü yaratti. Buna göre devlet hepimizindi ve sorunlu olan sistemdi.

AK Parti kendi beyanlarinda sistemi degistirme iddiasinda bulunmasa da 1980’li yillarin çogu radikal Islamcisi için Erdogan’in gizli bir ajandasi mevcuttu. 20 yilin sonunda bu beklenen ajandanin bir türlü ortaya çikmamasi ve Islamci hafiza için umut edilen menzilden uzaklasilmasi oldukça sancili tevil pratiklerini ortaya çikardi. Erbakan’in sik sik dile getirdigi Yusuf peygamber örnegi sembolik olarak bir gizli ajandaya gönderme barindiriyordu, fakat Erdogan bu imgelerden hep uzak durdu ve nihayetinde bazi dini ritüelleri belirginlestirerek muhafazakâr camiayi tatmin etmeyi basardi. Cenazelerde Kur’an okumak, torununu hafiz olarak yetistirmek gibi geleneksel dindarligin bazi sembolik argümanlari Türkiye Islamciliginin önemli bir kismini ikna etmis görünüyor.

RADIKALIZM VE SIDDET

Radikalizm ve onun dogurdugu siddet eylemleri 1980’lerden itibaren ciliz bir ses olarak kalan Islamciligin entelektüel çabalarini manipüle etmeyi basardi. Islamci fikir adamlari sürekli pratik eylem çagrisi yapan örgütlü yapilarin yogun elestirilerine maruz kaldi. Ama bu elestiri ve ayrismanin en yogun hali önce AK Parti’nin kurulma ve iktidar olma asamasinda, daha sonra ise Suriye olaylarinda alinan pozisyonla ortaya çikti. 1 Mart tezkeresine karsi olusan ortak hareket kabiliyeti 12 Eylül referandumu ile belirgin bir ayrismayi dogurdu. Suriye’de yasanan siddet olaylarina karsi kavramsal olarak Aliya Izzetbegoviç’ten ilham alarak üretilen üçüncü yol önerisini dile getiren Islamci aydinlar sert elestirilere tabi tutuldu ve muhafazakâr mahalleden dislandi.

Siddet ve dini söylem arasinda kurulan iliski her ne kadar Islamciligin argümani/sonucu olarak görülse de aslinda statükocu bir muhafazakârliktan daha fazla beslenmistir diyebiliriz. Statükoculugun temel söylemini besleyen devlet mekanizmasi toplumsal degismeyi denetim ve gözetim altina almayi önemser. Haliyle merkezde yer alan devletin yukaridan asagiya dogru dindarligi biçimlendirmesi Islamci muhayyile için iktidar alanina mevzilenmeyi cazip hale getirdi. Bayat’a göre, Iran örneginde oldugu gibi yukaridan asagiya dogru ilerleyen Islamlasma süreci birçok çevrede görüs ayriligina sebep olurken, devletin “kalkinma” siyasalari, istemeyerek de olsa post-Islamci bir çerçeve içerisinde demokratik politikalar isteyen ve bunun için baski yapan modern özneler yaratmisti.3 Bu modern öznelerin çabalari bugün Iran’da muhafazakâr statükoya karsi bir direnç yaratiyor.

Türkiye’de ise Islamciligin siyasi argümanlari üzerine yürütülen tartismalar daha rövansist bir rüzgâr estiriyor. Tartismalarin ekseninin politik figürler tarafindan olusturulmasi bu rüzgâri besliyor. 90’li yillardan itibaren ‘öteki’ mahallenin bireyleri olarak Islamcilarin kooperatif, sirket ortakliklari, yardim dernekleri, fikir halkalari vs. kurarak üretmeye çalistiklari toplumsal islahi ve örgütlülügü hedefleyen yapilanmalar da degisim yasadi. Türkiye Islamciliginin ana ekseninin (ya da çogunlugunun) yakin Asya’nin dindarlik ve siyasi söylem kimligini benimsemesinin sürekli olarak devlet merkezli sag statükocu milliyetçi muhafazakârligi besledigini söyleyebiliriz. Bu alanin disinda kalan isimlerin sürekli ‘Iranci’likla yaftalanmasi da önemli görünüyor.

Iran her ne kadar devrim sonrasi 2.500 yillik statükoyu yiktigini iddia etse de kisa vadede baska bir statükoyu insa etti. Fakat devrimi getiren sürece entelektüel/teorik katki yapan aydinlarin varligi yadsinamayacak kadar çoktu. Iran Islamciliginin Türkiye’den farkli olarak Iran’in sol-devrimci gücüne yakin olmasi, devrimi ele geçiren muhafazakâr yapi tarafindan iktidar alanindan uzaklastirilmalarina neden olmustur. Özellikle Islamciligin teorik ve pratik haznesini emperyalizme karsi ve geleneksel dindarligin devletin sömürge alanindan çikarilmasina dair yorumlamalarla dile getiren Efgani-Kutub-Seriati çizgisinin söylemleri her iki ülkedeki milliyetçi-mukaddesatçi anlayis tarafindan dislandi, hatta proje olarak görüldü.

MEKANSAL DÖNÜSÜM

1994 yilinda Istanbul Belediyesi ve birçok il belediyesini kazanan Refah Partisi geleneginin kentlerde yaptigi uygulamalar toplumsal sorunlar bakimindan pratik çözümler üretse de kendi tarihsel hafizasi açisindan daha yikici sayilabilir. Zira 1990 yilinda Rafsancani tarafindan Tahran’i düzenlemek için atanan Karbasi benzer bir süreç yürütecekti ve Erdogan’i Erbakan’in belediye baskanligina getirmesi de benzer bir süreç izler. Karbasi, Iran devrim kadrolarinin aksine daha ilimli bir politika izledi. Fakat kente dair pratikleri radikal ve yikiciydi. Kentin yeni estetik, mekânsal yapisi, sembolleri, çevre yollari, büyük reklam panolari ve alisveris merkezleri, Kerbela veya Kum yerine Madrid’i hatta Los Angeles’i andiracakti.4 Mekânsal dönüsüm ve devletin savunma sistemleri konusunda benzeri adimlari atan muhafazakâr bürokrat kadrolar için devlet, sistemin hegemonyasindan kurtulmaliydi.

Örgütlenen muhafazakâr-milliyetçi bürokratik yapilanmanin Islam tarihi ile kurdugu bag daha ziyade semboller ve siyasi figürlerin hamasi sözleri ile sinirli. Iran ve Türkiye muhafazakârligi devletin yapilanmasi baglaminda statükoyu üretme kabiliyeti açisindan halkin dindarlik duygularina hitap ederek canli kaldilar. Islamciligin içinden gelen devrimci elestiriler ve islah çabasi ise hep Batili bir proje olarak lanse edilip kötülenmeye çalisildi. Oysa genç kusaklar ve kentin varoslarindan merkeze akan bireyler için siyasetin sinirlari sürekli degismekte ve baski hüviyetini kaybetmekte.

Simdi Iran’i etkileyen süreç Islamcilik açisindan yarinin dünyasina dair tartismalari canli kilabilir. Selefi örgütlerin yasattigi travma ve statükocu muhafazakârligin baskisi arasinda kalan genç dindarlarin kentin mekânsal sinirlari içinde ürettikleri yeni kimlikler (belki de kimliksizlik) yarinin dünyasini konusmamizi gerektiriyor.

1 Khosrokhavar, F. & Roy, O. (2000). Iran: Bir Devrimin Tükenisi. Çev. Ismail Yerguz. Metis Yayinlari. Sf. 39.
2 Sayyid, S. (2000). Fundamentalizm Korkusu; Avrupa Merkezcilik ve Islamciligin Dogusu. Çev. Ebubekir Ceylan & Nuh Yilmaz. Vadi Yayinlari. Sf. 40.
3 Bayat, A. (2016). Genel Anlamda Post-Islamcilik. Derleyen. Bayat, Asef. Post-Islamcilik; Siyasi Islam’in Degisen Yüzü. Çev. Emek. S. Ataman. Litera Yayincilik. Sf. 21-57.
4 Age. Sf. 66.

Bu yazida yer alan fikirler yazara aittir. Hikmet Akademisi’nin bakis açisini yansitmayabilir.

Bu yazi 03.11. 2022 tarihinde karar.com sitesinden alintilanmistir. Yazinin orijinali için linki tiklayiniz.

https://www.karar.com/gorusler/turkiye-islamciliginin-serencami-1702113

YORUMLAR
YENİ YORUM YAP
güvenlik Kodu
EDİTÖRDEN
Bizimle sosyal ağlarda bağlantı kurun!