Hz.Peygamber (s.a.s.)'e İmân, Biat ve İtaat Ettik Mi ?

Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla. Allah'ın yeryüzüne din olarak gönderdiği İslam, Hz. Âdem (a.s.) ile başlamış Hz. Muhammed (s.a.s.) ile kemale erdirilmiştir.
Hz.Peygamber (s.a.s.)'e İmân, Biat ve İtaat Ettik Mi ?
Cesim ZEYDANLI
Cesim ZEYDANLI
Eklenme Tarihi : 10.05.2022
Okunma Sayısı : 203

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

Allah’ın yeryüzüne din olarak gönderdiği İslam, Hz. Âdem (a.s.) ile başlamış Hz. Muhammed (s.a.s.) ile kemale erdirilmiştir.

Tevhid kelimesinin ikinci bölümü, Hz.Muhammed’in (s.a.s.) Allah’ın (c.c.) Resûlü /elçisi olduğuna iman etmektir.

‘’(Habibim, ya Muhammed!) De ki: Ey insanlar! Muhakkak ki ben, sizin hepinize, göklerin ve yerin mülkü kendisinin olan Allah'ın (gönderdiği) peygamberiyim. O'ndan başka ilâh yoktur; (O) hayat verir ve (O) öldürür. Öyleyse Allah'a ve O'nun ümmî peygamber olan Resûlüne iman edin; O (peygamber) ki, Allah'a ve O'nun kelimelerine (kitaplarına) iman eder. O’na tâbi' olun ki hidayete eresiniz.” (Â’raf/158)

Allah’a iman etmiş olmak için Hz. Muhammed’in (s.a.s.) peygamber olduğunu kabul etmek yetmez; aynı zamanda Peygamber Efendimizin son peygamber olduğunu kabul edip,ona biât ve itaât etmek de imanın gereğidir.

Hz. Peygamber’e (s.a.s.) iman,biat ve itaât nedir?

İman-ı kâmil:“ Kalb ile tasdik, dil ile ikrar, (azalarla) beden ile amelden müteşekkil mükemmel iman” demektir. (1)

Dil ile “iman ettim” sözü, sadece kalpte yerleşen imanın varlığını haber veren ve kişinin Müslüman olduğunu beyân eden bir ifadeden öteye geçmez.

Rabbimizin buyurduğu gibi;’’İnsanlar hiç imtihân edilmeden, (sâdece) “Îmân ettik!” demeleriyle (kendi hâllerine) bırakılıvereceklerini mi sandılar?(Ankebût/2 )

İman, sırf dil ile söylenen bir sözden ibâret değildir. Kendine has mesuliyetleri ve ağırlıkları bulunan, kişiye birtakım sorumluluklar yükleyen, ateşin, yakması, suyun ıslatması, elektriğin çarpması gibi ciddi birtakım tezâhürleri olan bir hakikattir.

Her insan imanın gereği olan yaptığı amellerin karşılığında belli derece elde eder.

’’Onların Allah yanındaki dereceleri farklı farklıdır. Allah onların yaptığı her şeyi görmektedir.(Âli İmrân, 163)

Kur’ân-ı Kerim’de biatten açıkça bahsedilmiş, övülmüş ve teşvik edilmiştir. Ayetlerde biatin önemi yanında, şekli, gereği ve hedefine de işaret edilmiştir. Biati en çarpıcı ifadelerle dile getiren ayet şudur:

Resûlüm! Sana biat edenler şüphesiz Allah’a biat etmişlerdir. Allah’ın eli (kudreti) onların ellerinin üzerindedir. Kim yaptığı ahdini bozarsa, ancak kendi aleyhine bozmuş olur. Kim de Allah ile yaptığı ahdine vefa gösterirse, Allah ona büyük bir mükâfat verecektir.” (Fetih /10).

Kur’an-ı Kerim, peygamberlerin kendilerine itaat edilmesi için gönderildiğini ifade eder ve hidayetin ancak onlara uymakla gerçekleşeceğini haber verir.

Kur’an’da peygambere itaat genellikle Allah’a itaat emrinin hemen arkasından gelmektedir.

‘’De ki: «Allah'a itaat edin ve Peygambere itaat edin.»’’(Nur/54.)

Şu ayet-i kerime de ise Allah Teâlâ’nın bütün müminlerle yaptığı sözleşmenin gerekliliği, önemi ve sonucu dile getirilmiştir:

Allah müminlerden, kendilerine cenneti verme karşılığında mallarını ve canlarını satın almıştır. Onlar, Allah yolunda savaşırlar, öldürürler, ölürler. Bu, Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’ân’da yazılmış Allah üzerine hak bir vaattir! O halde onunla yapmış olduğunuz bu alış-verişinizden dolayı sevinin. İşte bu, (gerçekten) büyük bir kazançtır.”(Tövbe 9/111).

Bu sözleşmelerin ilki, ruhlar aleminde, elest bezminde yapılan sözleşmedir “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” diye sormuştu. Onlar da: “Evet, şâhitlik ederiz ki sen bizim Rabbimizsin” demişlerdi’’.(A’raf 7/172).

Cenab-ı Hak,ayetlerde bütün insanlarla, kendilerine kitap ve ilim verilenlerle ve peygamberlerle yaptığı ahidlerden bahsetmiş; Allah’a verdiği sözü bozanları kınamıştır.

’Hâlbuki Allah'ın ahdini (O'na) kat'î olarak verdikleri sözden sonra bozanlar, Allah'ın birleştirilmesini emrettiği şeyi (akrabâlar ve mü'minler arasında olması gereken irtibâtı) kesenler ve yeryüzünde fesad çıkaranlara gelince, işte onlar yok mu, lâ'net onlaradır; yurdun kötüsü (Cehennem) de onlar içindir!’’(.Ra’d /25)

Bu ayeti kerimede de görüldüğü gibi Rabbimiz ahidlere sadık kalınmasını emretmiş gerçek müminlerin ahdine vefa gösterdiğini bildirmiştir.

İlk Akabe bîatında bulunanlar şu hususlarda Resûlullah’a bîat ettiler:

~ Allah'a hiçbir şeyi eş ve ortak koşmamak,

~ Hırsızlık yapmamak,

~ Zina etmemek,

~ Çocuklarını öldürmemek,

~ Kimseye iftirâ etmemek,

~ Hiçbir hayırlı işe karşı çıkmamak. (2)

~Gerek sıkıntı ve darlıkta ve gerekse refah ve sevinç halinde söz dinlemek ve itâat etmek başta gelir.

~.Ve sen bizzat, bizim üstümüzde (canımızdan daha çok ) bir tercihe sahip olacaksın ve senin hiçbir iyi hareketinde sana karşı itâatsizlik etmeyeceğiz."(3)

~ Nerede olursak olalım, hakkı söyleyeceğiz.

~.Gerekirse savaşacağız.

~ Allah yolunda, kimsenin ayıplamasından korkmayacağız.

Bu bîattan sonra Peygamber Efendimiz (s.a.s.) hitaben şöyle konuştu:

"-Sizden, verdiği sözde duranın ücret ve mükâfatını Allah, tekeffül etmiş, onlara Cenneti hazırlamıştır.

Kim insanlık icâbı, bunlardan birini işler de ondan dolayı dünyada cezaya uğratılırsa, bu ona kefaret olur.

Kim de yine bunlardan, insanlık haliyle birini irtikab eder de işlediği o şeyi Allah gizler, açığa vurmazsa, onun işi de Allah'a kalır. Dilerse onu bağışlar, dilerse azaba uğratır."(4)

‘’Peygamber’e itaat eden, Allah’a itaat etmiş olur. Kim de itaatten yüz çevirirse aldırma! Çünkü biz seni, onların üzerine bekçi olarak göndermedik.’’(Nisa,/80.)

Kur’an-ı Kerim, peygamberlerin kendilerine itaat edilmesi için gönderildiğini ifade eder ve hidayetin ancak onlara uymakla gerçekleşeceğini haber verir.

Resûlullah (s.a.s.), hayatın her sahasında ve her seviyeden insan için en mükemmel bir örnek ve en büyük fazilet numûnesidir.  O, hem dini hükümleri nazarî olarak tebliğ etmiş, hem de bunları kendi yaşayışıyla tatbik, izah ve tarif etmiştir.

Ayet-i kerimede söylenmek istenen tam da budur. Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı çok zikreden kimseler için Resûlullah mükemmel bir örnektir. Hz. Aişe (r.a) validemize“-Peygamber nasıl yaşar?”diye sorduklarında “-O yürüyen bir Kur’an gibidir”şeklinde cevap verir. Yürüyen Kur’an gibi yaşayan ve hareket eden bir Peygamberin hayatının her alanı en faziletli örnektir.

Resûl-i Ekrem (s.a.s.):

~İtikatta

~Amelde

~Muâmelâtta

~Ahlâk ve âdâbta örnek

~Savaşta

~Barışta,

~Zorlukta-Kolaylıkta

~Darlıkta-genişlikte nasıl davranılacağı hususunda da örnektir.

Resûl-i Ekrem (s.a.s.) manevî sahada:

~Örnek bir mürşid

~İdeal bir âlim ve muallim

~En mükemmel bir ahlâk örneği

~İdeâl eğitimci

~Örnek bir devlet başkanı

~En iyi komutan

~İyi bir diplomat

~Mükemmel bir eş ve bir baba

~Sadık bir arkadaş

~Emin bir komşu

Müslümanlar, hayatlarının her yönünde Allah Resûlü’nün söz, fiil ve davranışlarını ölçü olarak alıp, şahsiyet ve karakterlerini ve hayat tarznı ona göre şekillendirmelidir.

“Müminlerin, Peygamberi kendi nefislerinden çok sevmeleri gerekir;.”(Ahzâb/ 6)

Sahabilerde bunun birçok canlı misalini görmek mümkündür. Onlar bu yolda eşsiz ve erişilmez fedakârlık örnekleri vermişlerdir.” İnandık” demekle yetinmemişler, Resûlullah’a (s.a.s.) itaat ve sevgi uğrunda her türlü zulme ve işkenceye göğüs germişlerdir.

Hz. Ali’ye (r.a.) “-Siz Resûlullah’ı (s.a.s.) ne kadar seviyordunuz?” diye sorulduğunda, şu cevabı vermişti:

“-Resûlullah bize malımız mülkümüz, çoluk çocuğumuz, anamız ve babamızdan daha sevgili idi. Ona, susadığımızda soğuk suya duyduğumuz arzudan daha çok arzu duyar, daha çok severdik.” (5)

Bu sevgi Resûlullah’ın şu mübarek sözüne bağlılıklarının ifadesinden başka bir şey değildi:

“-Hiçbiriniz beni anasından babasından, çoluk çocuğundan ve bütün insanlardan daha çok sevmedikçe tam iman etmiş olmaz.”(6)

Resûlullah (s.a.s.) Hz. Ömer’e (r.a.): “Beni ne kadar seviyorsun?” diye sorduğunda.

“-Seni canımdan başka her şeyden çok seviyorum!”dedi.

Resûlullah en can alıcı noktaya dikkatini çekmişti;

“-Canından da çok sevmedikçe tam iman etmiş olamazsın, ya Ömer!” buyurmuştur.

Resûlullah’ı nasıl ve ne derece sevmesi gerektiğini öğrenen Hz. Ömer de (r.a.) ;

“-Canımdan da çok seviyorum yâ Resûlallah!” diye cevap vermişti.

Peygamberimiz (s.a.s.),

“-Şimdi oldu, ya Ömer.” diyerek, onun şahsında bütün Müslümanlara ölçüyü göstermişti.(7)

Rabbimiz şu ayeti kerime ile bize buyurdu ki;

"Allah ve melekleri, Peygambere salât etmekte (onun şerefini gözetmeye, şânını yüceltmeye özen göstermekte) dir. Ey inananlar! siz de ona salât edin, (onun şânını yüceltmeye özen gösterin) içtenlikle selâm edin ve gönülden teslim olun " (Ahzâb, 56)

 

Bu emirler ışığında yaşamayı gaye edinen sahabilerin en önemli görevi, Resûlullah’a olan iman ve itaât ettiklerini göstermek ve sevgisini kazanmaktı. Ona olan bağlılıklarının yolu da ona iman etmek ve ona tabi olmaktan geçiyordu.

"Allah'a ve ahiret gününe inanan bir milletin; babaları, oğulları, kardeşleri, yahut akrabaları da olsa, Allah'a ve Rasûlü’ne düşman olanlarla dostluk ettiğini görmezsin"(Mücadele /22)

Allah Rasûlü (s.a.s.) veda hutbesinde İnsanlığa şöyle sesleniyordu;

“-Şüphesiz, (ahirette) çağrılıp gitmem yakındır. Size iki büyük ve hukuku ağır emanet bırakıyorum. Birisi, Aziz ve Celil olan Allah’ın kitabı Kur’an. Diğeri de gözümün nuru Ehl-i Beytimdir. Allah’ın kitabı Kur’an; semadan yeryüzüne uzatılmış (ilâhî ve nuranî) bir iptir. Lâtif ve habîr olan (her şeyi bilen Rabbim) bana bildirdi ki: Kur’an’la Ehl-i Beytim (âhirette) Havz-ı Kevser’in başında bana gelene kadar birbirinden ayrılmayacak. Öyleyse, sizler (size emanet ettiğim) bu iki şeyde bana nasıl halef olduğunuza (benden sonra onlara nasıl davrandığınıza) iyi bakınız; onların hakkını korumaya dikkat ediniz!”(8)

İbni Abbas (r.a.) rivayet etti ki: Şura suresi 23. Ayeti nazil olduğu zaman .

’De ki:Sizden Ehli beytime sevgi duymanızdan başka bir karşılık istemiyorum."(Şura/23)

Dediler :

‘’-Ya Resulallah yakınlık duyup sevgi göstereceğimiz akrabalarınız kimlerdir?’

Resulullah Sallallahu Aleyhi ve alihi ve sellem buyurdu ki :

’-Ali Fatıma ve onun evlatlarıdır.’’(9)

’-Allah’a yemin ederim ki, bana ve Ehl-i Beytime buğzeden ve bizi üzen kimse, muhakkak cehenneme girer.”(10)

Hasan-ı Basrî (r.a.)der ki; “-Vallahi yeryüzünde bulunan bütün müminler bu ilâhi biatin (ahdin ve anlaşmanın) içine dâhildir” (11)

‘’Biatin tarihin derinliklerinde kalacak birşey olmadığını, bu ayet-i kerimenin ikinci Akabe Biatindeki Müslümanlar hakkında indiğini fakat onun kıyamete kadar ümmet-i Muhammed’den Allah yolunda (nefsi ve din düşmanlarıyla) cihat eden herkesi ilgilendirdiğini söyler.(12)

Tüm bunlara rağmen Müslümanlar;

~Allah Resûlü’nün(s.a.s.) adını kullanarak insanları aldatanları görüyorsa!

~Seyyid olmadığı halde Hz. Peygamber’in (s.a.s.) evlatlarının adını kullanıp bundan çıkar ve menfaat elde etmeye çalışanları biliyorsa!

~Müteseyyid olup Resûlallah’a (s.a.s.) (layık olmayan hayat yaşayan ve bunun sonucunda insanların, Resûlallah ve evlatları hakkındaki imanını ifsad etmek ve itibarını düşürmeye sebep oluyorsa!

~Resûlullah’ın (s.a.s.) sünneti ve hadislerini inkar ediyorsa!

~Resûlullah’ın (s.a.s.) ailesi alaya alınıp hakaret ediliyorsa!

~Resûlullah’ın (s.a.s.) hadislerine yanlış anlam vererek Resûlullah ve ailesini sıradanlaştırmak için algı oluşturup ,Müslümanların Resûlallah’a olan imanlarını sarsmaya çalışıyorsa!

~Dinde olmayan kendi heva ve heveslerini din diye insanlara telkin ediyorsa!

~Bidatları din diye Müslümanlara kabul ettirmeye çalışıyorsa!

~Müslümanların birliğini sağlamaya çalışmayıp fitne ve ihtilafı artırıyorsa!

~Din adına Allah (c.c.) Resûlü’nün vasıflarını ve masumiyetini kendisine yakıştırarak şirk koşuyor ve kendisine tabi olunmasını istiyorsa!

~Resûlallah’ı (s.a.s.) günlük sosyal hayatında, ticaretinde, idareciliğinde, adaletinde, komşuluğunda örnek almıyorsa!

Sonuç olarak biz de bilerek veya bilmeden bunlara katılıyor veya durup bunları sadece izliyorsak kendimize soralım mı?

~Biz Resûlullah’a (s.a.s.) iman ettik mi?

~Biz Resûlullah’a (s.a.s.) biat ettik mi?

~Biz Resûlullah’ı (s.a.s.) hayatımızın her alanında ölçü alıp, ona itaat ettik mi?

Salât ve selâm Allah’ın Rasûlüne ve Onun pâk Âl-i Âbasına Ehl-i Beyti,Ashâbı ve Ehl-i Beyt Muhibbanları üzerine olsun. Rabbi-miz bizden kabul buyur. Çünkü sen her şeyi işitensin, her şeyi bilensin. Cesim ZEYDANLI- 08-05-2022

Dipnot.

~1 (Umdetü’l-kârî şerhu Sahîhi’l-Buhârî,nşr. Abdullah Mahmûd Muhammed Ömer (Beyrut: Dâru’l-kütübi’l-ilmiyye, 1421/2001), 1: 212.)

~2 (T.D.V. İslam Ans. "Biat" md. VI, 120-122)

~3 (İbnu Mace, Cihad, 41)

~4 (İbnu Hişam, II/75)

~5 (Terbiyetü’l-Evlâd, 2: 1026)

~6 (Müslim, İman: 69.)

~7 (Buhârî, Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tere, I, 31)

~8 (Ahmed, Müsned, 111,17;V,182;Tabarânî, el-Mu’cemu’1-Kebir, V, 154 (No:4922, 4923).Bkz: Tirmizî,)

~9 (El Kurtubi:El Camiul El Ahkam El Kur’an

~10 (Hâkim, Müstedrek, III, 150; İbn u Hıbbân, el-Ihsân, XV, 435. (No:6978)

~11 (Bursevî, a.g.e, 3/652.)

~12 (İmam Kurtûbî el-Câmî 8/186.)

(Bu yazıda yer alan fikirler yazara aittir. Hikmet Akademisi’nin bakış açısını yansıtmayabilir.)

YORUMLAR
Ali Yeğen
11.5.2022 16:43

"De ki: Sizden Ehli beytime sevgi duymanızdan başka bir karşılık istemiyorum” (Şura / 23) Dediler: "-Ya Resulallah yakınlık duyup sevgi göstereceğimiz akrabalarınız kimlerdir?” Resulullah Sallallahu Aleyhi ve alihi sellem buyurdu ki: "-Ali Fatıma ve onun evlatlarıdır.”(9)

Dinde yeri olmayan ...din ile yer değiştiren ve sünnet ile eşdeğer hale getirilen ehli beyt temelde bu din dışı yorumlara dayandı. Bir tane cahil bile bu ayette ehli beyt geçmediğini bilir. Mekke de inen bir surede ehli beyt söz konusu bile olamaz...Ehli beyt sosyolojik bir kavramdır. Mekke de sosyoloji ehli beyt sevgisinden ıraktır. Ayet net olarak şunu diyor : akrabalık hakkı hariç bir başka karşılık istemiyorum. Yani biz akrabayız hiç bir şeyin değeri yoksa bari bu bağa hürmet edin manasında...Ehli beyti sevmek ne alaka...

Cesim ZEYDANLI
11.5.2022 11:37

EHL-İ BEYT KAVRAMI VE ŞURA SURESİ 23. AYET

Kur'an-ı Kerim ve hadis-i şeriflerde yerini bulan Ehl-i Beyt  konusu çok önemli olmasına rağmen ne yazık ki, bugün bir çok Müslüman tarafından yeterince bilinmemektedir.

İslamda  Ehl-i Beyt vardır. Ehl-i Beytin Babası Resûlullah (s.a.s.)’dir. İslamın Hak Nebi ve Resulüdür

Şura Suresi: "İşte, Allah'ın iman eden ve salih ameller işleyen kullarına müjdelediği sevab budur. (Ey Resulüm, tebliğde bulunmakta olduğun kimselere) de ki: Ben (bu tebliğime karşılık) sizden akrabalık sevgisinden başka bir ücret istemiyorum. Kim bir iyilik işlerse, onun sevabını fazlasıyla veririz. Muhakkak ki Allah Ğafur'dur,(çok bağışlayan) Şekurdur, (şükrün karşılığını  verendir)." (Şura/23)

Bu ayet-i kerimede Allah Rasulüne şunu söylemesini emrediyor: "Size tebliğ ettiğim ‘Din'e karşılık herhangi bir ücret istemiyorum, ancak akrabalarımı sevmenizi istiyorum.'

Abdullah ibn Abbas'dan gelen bir rivayete göre; bu ayet-i kerime Medine'de nazil olmuştur.

Hz. Hüseyin'in oğlu Ali Zeyne'l-Abidin, Şam'a esir olarak getirildiğinde halk onu görsün diye bir merdivenin üzerine çıkartılmıştı. Şamlı bir adam ayağa kalkıp:' Fitnenin kökünü kesen ve sizi öldüren Allah'a hamd olsun' deyince, Ali Zeynel Abidin ona ‘Sen Kur'an'ı okudun mu?' diye sorar. O da ‘evet' der. ‘Hamim Suresi'ni de okudun mu?', ‘Ben Kur'an'ı okudum ama Hamim Suresi'ni okumadım.' cevabı üzerine Ali der ki: "Bu din için akraba sevgisinden başka sizden hiç bir ücret istemiyorum." ayetini okumadın mı? O da: ‘O ayettekiler sizler misiniz?'der.  Ali Zeynel Abidin : ‘Evet' der. (İbn Cerir et-Tabari tefsiri: 11/144)

Aynı manayı Hz. Hasan'ın hutbesinde ifade ettiğini   Ebu Bişr ed-Dulabi ez-Zürriyet et-Tahire (114 numara ile) de ve el-Hakim en-Neysaburi el-Mustedrek (3/172) kitabında rivayet etmektedirler.

Abdullah ibn Abbas'dan gelen bir rivayet de şöyledir:

Bu ayet-i kerime nazil olduğunda Peygambere ‘sevgileri bize vacip olan akrabaların kimlerdir?' diye sorduklarında,
Buyurdular ki: ‘Bunlar Ali, Fatıma ve iki Hasan ve Hüseyindir.'
(Bu rivayeti İbn Cerir et-Tabari tefsirinde(11/144),
et-Tabarani el-Mu´cem el-Kebir (11/351-12259 numara) adlı hadis  kitabında,
İbn Ebi Hatim tefsirinde,
el-Hakim İmam Şafi´inin menakıbı kitabında,
el-Vahidi el-Vasit kitabında,
Ahmed b. Hanbel el-Menakib kitabında rivayet etmektedirler.)
Ayet ve hadisi şeriflere rağmen Ehl-i Beyti kabul etmeyene de diyecek bir şeyimiz yoktur.

Selam ve Dua ile

YENİ YORUM YAP
güvenlik Kodu
EDİTÖRDEN
ALINTI YAZARLAR TÜMÜ
Ahmet TAŞGETİREN

Ahmet TAŞGETİREN

O İşin Matematiği Var

Fatih OKUMUŞ

Fatih OKUMUŞ

Müslüman Orucu

Necip CENGİL

Necip CENGİL

Hayata ve Bilmeye Dair

Prof. Dr. Ulvi SARAN (Malatya Eski Valisi)

Prof. Dr. Ulvi SARAN (Malatya Eski Valisi)

Mustafa Yazgan’ın Ardından…

Ali BULAÇ
Ali BULAÇ

Taliban Üzerine

Vahdettin İNCE

Vahdettin İNCE

Taliban’dan Beklentim

Salih TUNA

Salih TUNA

Tehlike ve Müjde!

Taha ÖZHAN

Taha ÖZHAN

Tunus’a Darbe

Byung- CHUL HAN

Byung- CHUL HAN

Yorgunluk Virüsü…

Ramazan BEYHAN

Ramazan BEYHAN

Darbe İnsanlık Suçudur

Tanıl BORA

Tanıl BORA

Üç Terzi

Cemile BAYRAKTAR

Cemile BAYRAKTAR

Yüzyılın İşgali

Mehmet ALAGAŞ

Mehmet ALAGAŞ

Biyografi

Bizimle sosyal ağlarda bağlantı kurun!