Üç Günlük Dünya…

Günlük konuşmalarda kaç sefer kullanırız bilmem ama "şu üç günlük dünya” lafı çok büyük bir gerçeğin ve de insanoğluna verilmiş en büyük ömür sermayesinin nasıl kullanırsan...
Üç Günlük Dünya…
Hasan DÜNDAR
Hasan DÜNDAR
Eklenme Tarihi : 24.05.2022
Okunma Sayısı : 460

Günlük konuşmalarda kaç sefer kullanırız bilmem ama “şu üç günlük dünya” lafı çok büyük bir gerçeğin ve de insanoğluna verilmiş en büyük ömür sermayesinin nasıl kullanırsan kullan birgin biteceğini ifade eder. İnsanoğlu kendi kazandığı yada geçmişte kendisine miras kalan sermayenin iyi koşullarda değerlendirildiğinde fazlalaşacağını bilirde fakat ömür sermayesi ne kadar artarsa artsın birgün biteri bir türlü anlamaz yada anlamak istemez. Aslında ölüm bir son değilse ömür sermayesi sadece vasıf değiştirmektedir.(1) Ama ölüm bir son ise, yokoluş ise, nihayetinde toprak olmak ise, sermaye tükeniyor delmektir. Fiziken mümkün olmayanın metafizik olarak mümkün olması sadece iman yani inanmak ile mümkün olacağının itirafı gerekir.

Lafa gelince üç günlük dünya dedik, sonra en sevdiklerimizi üç kuruşa değiştik. Lafa gelince yaratılanı Yaratan'dan dolayı çok sevdik. Sonra da Allah yarattı demedik birbirimize dünyayı dar ettik... (2)  Kime sorarsan sorun, hiç kimse ama hiç kimse ne şart altında olursa olsun hiç ölmek istemiyor… Herkes hep yaşamak istiyor, hemde sonsuza kadar yaşamak istiyor… Gönüllü ölmek isteyenler yani şahadete talipliler, adanmışlar, aklını yitirerek intihar edenleri hariç tutarsak; Neden? Nasıl? Niçin? Soruları istediğin kadar çoğalt fakat sonuç değişmiyor… Ömür sermayesi bir gün tükeniyor ve ölüyoruz… Ne yaparsan yap, hangi zırhlara bürünürsen bürün, istediğin sığınaklara gir istersen, Nuh’un gemisine değil de ulaşılmaz zannettiğin dağlara çık istersen. Ölüm gelip seni buluyor… Neden yaşamak istiyor insan? Hatta neden sonsuza kadar yaşamak istiyor? Yada neden ölümsüzleşmek istiyor insan? Hani üç günlük dünya idi ? Şu üç günlük dünyada kula kul olmamak gibi bir derdimiz var..  diyordu Hacı Bektaşi Veli. Yaşamak pahasına öpmediği cendere kalmadığından dudakları pörsümüş durumda insanoğlunun … Ölmemek için girmediği kılık kalmadığı gibi kaybetmediği hiçbir değeride kalmamış gibi… Yeterki hayatta kalsın ve yeterki ölmesin vede ne pahasına olursa olsun yaşasın…          

Burası dünya Ne çok kıymetlendirdik,             

Oysa bir tarla idi Ekip biçip gidecektik. -(3).           

İşin bilimsel tarafına bakarsak, İnsan Ölüm Veritabanı Projesi tarafından elde edilen veriler üzerinde çalışan fransız, japon , ingiliz ve amerikan bilim adamları insan ömrünün en fazla 115 yıl olduğunu öne sürdü. Bilim adamları, istisnalar hariç maksimum yaşam süresinin en fazla 115 yıl olduğunu ileri sürdü.Dünyanın en uzun ömürlü insanı Fransa doğumlu Jeanne Calment, 1997 yılında 122 yaşındayken hayatını kaybetmişti.İlerleyen yıllarda tıbbın ve teknolojinin gelişimiyle insan ömrü daha da uzayabilir ve kim bilir belki de ölümsüz olabiliriz : (4) :Olurmu olur diyenler olabilir, çünkü hayvanları kolonlayanlar insanlarıda kolonlayacaklar elbette… Kolonlanmak yaşama devam etmek değil elbette, fakat genetik ve bilimsel gelişmeler yarın için bizim için epeyce bilinmedik gerçeklere gebe…

Türkiye İstatistik Kurumu, (TÜİK) 2015-2017 yılları hayat tabloları istatistiklerini açıkladı. Buna göre, Türkiye’de doğuşta beklenen yaşam süresi 78 yıl oldu. Doğuşta beklenen yaşam süresi, Türkiye geneli için toplamda 78, erkeklerde 75.3 ve kadınlarda 80.8 yıl oldu. Genel olarak kadınlar erkeklerden daha uzun süre yaşadığı ve doğuşta beklenen yaşam süresi farkının 5.5 yıl olduğu belirtildi.Ama gelde inan illaki yaşamak istiyor insan… Neden acaba? Daha çok iman,daha çok ibadet… bu spot cümlelere kendiniz bile ikna olamıyorsunuz ! Başkası nasıl inanacak size… Nazi toplama kamplarında yıllarca kalmış ve sonuçta kurtulmuş ve şu anda yaşayanlar için deniliyorki “Bugün hayatta olanlarımız ve yaşadıkları çile ve ıstırabları kahramanca anlatanlarımız asla bizim en iyilerimiz değillerdi… Bizim en iyilerimiz Nazi çalışma kamplarında fırınlarda yakılanlar, dayanamadıklarından elektrik verilmiş çevre çitlerine intihar için koşanlar vede gıdasızlıktan,  güçsüzlükten,  tifüs yada akıl almaz hastalıklara yenik düşenlerimizdi.” (5) Öyleyse insan ne için yaşamak istiyor ???  İNSANIN ANLAM ARAYIŞI NEDİR ACABA ? Şu üç günlük dünyada…              

Bu konuda kitap yazarı Dr.Viktor E. Frankl “insanlıkdışı toplama kamplarında uzun süre kalan bir tutuklu olarak, kendini, çıplak varoluşa soyunmuş olarak bulmuştur. Babası, annesi, erkek kardeşi ve karısı bu toplama kamplarında ölmüş ya da gaz fırınlarına gönderilmiştir ve bu nedenle kız kardeşi hariç, ailesinin tamamı yok olmuştur. Her şeyini kaybeden, bütün değerleri yok edilen, açlığın, soğuğun ve acımasızlığın altında ezilen, her an. her saat imha edilmeyi bekleyen bir tutuklu olarak Dr. Frankl, nasıl olur da yaşamı sürdürmeye değer bulabilirdi? Hani Ramiz Dayı Twitter de diyor ya  : "Üç günlük dünyanın ikinci günündeyim, ne ilk günün hevesi ne de üçüncü günün korkusu var." (6)             

Dr.Frankl diyorki: Gerçekten ihtiyaç duyulan şey. yaşama yönelik tutumlunuzdaki temel bir değişmeydi. Yaşamdan ne İteklediğimizin gerçekten önemli olmadığını, asıl önemli alan şeyin yaşamın bizden ne beklediği olduğunu öğrenmemiz ve dahası umutsuz insanlara öğretmemiz gerekiyordu. Yaşamın anlamı hakkında sorular sormayı bırakmamız, bunıın yerine kendimizi yaşam tarafından her gün, birer saat sorgulanan birileri olarak düşünmemiz gerekirdi. Yanıtımızın konuşma ya da meditasyondan değil, doğru eylemden ve doğru yaşam biçiminden oluşması gerekiyordu. Nihai anlamda yaşam, sorunlara doğru çözümler, bulmak ve her birey için kesintisiz olarak koyduğa görevleri yerine getirme sorumluluğunu almak anlamına gelir."(7)                 

Acı suda tatlı suda berraktır. Sakın görünüşe aldanma...Görünüşte herkes insandır ama gerçek insan hal ehli olandır.. der Mevlana.. Çünkü “ anlam bir beden içerisinde bireyleşen ve bir şahıs olarak sosyalleşen insanın bilincinde inşa edilir. İnsanlık tarihinin her döneminde görülen yüksek anlam katmanları hem gündelik hayata karşılık gelen hem de gündelik hayatı aşan alanla ilgili krizlerin üstesinden gelinmesinde önemli bir rol oynar. Fakat modern dönemde anlamın üretilmesi ve iletmesi derin bir kriz içerisine girmiştir. Modern çağda bireysel ve toplumsal düzlem de anlam krizini oluşturan en önemli faktör, modern sekülarizm değil, modern çoğulculuktur. Modern çoğulculuk, aklıselim bilgiye zarar vermiştir. Dünya, toplum, yaşam ve kimlik başta olmak üzere, hemen her şey çoklu sorgulamalara tabi tutulmuş, bunları dayanak oluşturan anlam ve değer sistemlerinin “sorgulanmaksızın kabul edilme” statüsü ortadan kalkmıştır. Bütün sosyal ve psikolojik sonuçları ile birlikte sorgulanmaksızın kabul edilen şeylerin kaybının en belirgin görünümü ise din alanında gerçekleşmiştir.(8) Din hertürlü kalıba girip hertürlü şekle girebilen bir şey sanki:  Üç günlük dünya yahu. Birini çektiklerine say, birini sevdiklerine. Ve birini de bekledikleri ne... Çektiklerine "imtihan" de, sevdiklerine "şükür" Bekledikleri ne de; "ya nasip" de, gitsin... Din bu işte, ağızdaki ciklet, hatta şişir yüzüne doğru patlat gitsin…Gaybe iman da nesi, Müslümanlık, müslüman, mümin, Allah hak getire… Paran varmı paran? Paran varsa herşey tertemiz ar namus pırıl pırıl… İtibar mı !… Alırız nasıl olsa paramız var. Kanat önderliğimi? Kurarız bir STK geçeriz başına !… Nasıl olsa paramız var. Para her kapıyı açıyor be… Maymuncuk gibi…Yahu sen gündeliğe giden bir kadının çocuğuydun nedir bu paranın kaynağı? Allah vergisi kardeşim, Kuran’da da demiyormu “biz istediğimizi hesapsız rızıklandırırız.” Tamam da Muttaharri’nin Adl-i ilahisini beraber okumuştuk yoktu böyle birşey !… Çalıyorsun kılıf, çarpıyorsun zarf, nasıl olsa belgesi yok, cemaate yardım, camiaya kıyak, işe sokma, torpil, adrese teslim ihale…Zamana bırak dediler, bende öyle yaptım. Gün, hafta, ay, yıl derken sadece şunu anladım eskiyor, ama eksilmiyor kalp ağrısı. Hayat öyle bir yoldur ki bu yolda yürürken ayaklarından çok yüreğin yorulur…(9)  Abi boşver ya nihayetinde üç günlük dünya… Değmez bu kadar derine inmeye…            

Hakkaten boşvereyim diyorum ama benim gözümde sanki mıknatıs mübarek,  hertürlü bu yamukluklarda benim gözüme batıyor. Mesela illaki şucu bucu olacaksın, yoksa olmaz, hatta asla olmaz… Duyuyorsunuz değilmi ne demek şucu bucu diye bağırıyor bizim hizipçi. Eyvah başıma daha çok bela aldım galiba. Neymiş efendim “bizzzz….” Diye başlayan beylik cümlelerin sonu bir türlü gelmiyor, mübarek sanki asr-ı saadetteki sahabeleri tarif ediyor… Arkadaş “hilafet kureyştendir” e karşı çıkıyorsun ama STK,Parti başkanının mutlaka senin köylün, hemşerin, okuldaşın, gurubdaşın, taleben olması gerekiyor değilmi ? Çünkü otur otur, kalk kalk vaziyetleri… Eleştiriyorsun ama aynısını yapıyorsun. İddia ediyorsun fakat isbat için eleştirdiğini icra ediyorsun. Pist buzla kaplı olmasa da senin gibi fırıl fırıl dönebilen başka biriside görülmüyor ortalıkta. Ama hamaseti elden bırakmak yok. Sürekli gülmek, daha doğrusu sırıtmak, kimse anlamasın ne düşündüğünü, kimse anlamasın ne yapacağını, deklarasyon yok, beyan yok, herşey kafanda dursun, zamanı gelince söylersin. Boşver aykırı vızıltıları, pek takılma öyle şeylere. Senden iyisimi var sanki… Dem vur kardeşlikten, birlikten,beraberlikten, haktan, hukuktan, adaletten, iyilikten, güzellikten, ama tersinide yapsan kimse sana karşı çıkmayı akıl bile etmez. Tabi ya sen müstağnisin, sanki gelmiş geçmiş tüm günahların affolunur haşa… Sonun da biraz pahalıya mal oldu ama öğrendimki;  Sahte arkadaşlar gölgemiz gibidir, güneşli havada yürürken dibimizde dolanır, ama karanlığa geçtiğimiz anda bizi terkeder. (10) Üçgünlük dünya be kardeşim….  Arkadaş olsa ne olur? Olmaz ise ne olur ?  Öyle değil be muhterem: İki arada bir derede kalmadı hiç gönlüm ya sevdim ya sildim. Belki kötü bir alışkanlık ama sağ cebimde herzaman bir silgim bulunur. Çünkü mezarlıklarda kendisini vazgeçilmez zannedenlerle doludur. Bazen silmek lazım, çünkü mezarları da artık çift katlı yapıyorlar !…               

Üç günlük dünya dedik ya… Hakikaten niye üç günlük dünya? Çünkü bir müslüman bir müslümana üç günden fazla küs kalmaz diye biliriz… Hatta ben STK, dernek, cemaat kongrelerini hep bu üçüncü güne benzetmişimdir. Çünkü bütün kongrelerin sonun da söylenen meşhur bir yalan(!) vardır ya: Bu kongrenin tek kazananı şu şahıs yada bu şahıs değildirrrrr. STK’mız, partimiz, şehrimiz, vs kazanmıştır… Allah birliğimize beraberliğimize zeval vermesin. Kongremizden STK’mız, partimiz, şehrimiz, vs güçlenerek çıkmıştır… Pardon akşam yüksek tansiyon yada yüksek şeker benzeri semptomlarla ambulans ile hastahaneye kim taşındı acaba… Şışşssstttt…Karıştırma tukaş…Tecrübe ile sabittir ki: Dostlarınla öyle yaşa ki düşman olduğunda hakkında söyleyecek sözleri olmasın. Düşmanlarınla öyle yaşa ki dost olduğunda yüzün kızarmasın.

Üç günlük dünya için gayret üstüne gayret

Ebedi bir hayat için gayret yok, hayret! (11)      

Sanırsın ahirete kuyumcu yada banker gidecek. Hayatı beleş adamın. Aman duymasın nereye gittiğini, hemen ısmarlayıverir oranın meşhur şeyini. Varmı yokmu hiç anlamaz, getirsen bir türlü, getirmesin iki türlü. Getirdiğinde de hele kaç para? deyişi yokmu insanı kökünden yokeder. Sanki verecekmiş gibi ısrarı bitirir insanı…. “Var gün görmüşsün evine seni göre sevine derler ya” aynen öyle sen farkında bile değilsin ama adamın mesleği asalaklık. Cömertlik cimrilik bir yana seni enayi yerine koymaları var ya, affedilecek birşey değil… Adam şehrine gelir misafir edersin örfümüz gereği, ama adamın şehrinede gidincede sen yine misafir edeceksin, niye deme bu görev senin…Adam STK başkanı, camia yada cemaat lideri ama tek kuruş çıkmaz cebinden. İnfakta hep başkalarının vermesi gereken bir gelirdir. Karz-ı Hasen hep kendi dışındakilerinin vermesi gereken ödemelerdir. Dernek kirası, çay, çorba, elektrik, yakıt, iaşe, maaş hep senin sırtına ama önde hep o var ya o… Yahu üç günlük dünya bu tipler içinde aynı değilmi acaba, arkadaşlarını dostlarını hep keriz yerine koymak istiyorlar… Her davette başköşeye oturur, kırmızı pul biberi bir soruşu var dersinki kendisi on davet vermişte gelmiş oturmuş başköşeye…  Her zaman müsait değiller nedense, müsait olsalar ne yazar… Hani meşhur bir laftır ya: İnsanlar önce para kazanmak için sağlıklarını, sonra da sağlıklarını korumak için paralarını harcarlar. (12) Bizimkiside böyle bir şey sıkı can iyi diye hep canımızı sıkacak işler yapıyoruz… Fakat üç günlük dünya olduğunu unutuyoruz… Başkaları kırılmasın diye uğraşıyoruz ama biz paramparça oluyoruz…                  

Hakikaten dünyanın üç günlük olduğuna inanan varmı acaba? Ne zaman olursa olsun, nasıl olursa olsun mutlaka biz başarmalıyız !… Hemde bu başarı bizim elimizle gerçekleşmeli. Gerçi biz zaferden değil seferden sorumluyuz vede görev istenmez verilir,  bizim en baş kaidemiz… Yahu üçgünlük şu dünyada ne bu hırs, ne bu arzu, istek bırak bazı şeylerde çocuklarımızın vaktine kalsın, hatta torunlarımızın vaktine kalsa ne olur. Yok illa biz daha doğru ifade ile bennnn… Sen neymişsin be abi. Sittin sene STK, dernek, parti, camia, cemaat başkanı arkadaş. Bize ne zaman sıra gelecek diyeceğin geliyor ama papuç pahalı… Dr.Frankl diyor ki: Bu nedenle Avrupa ve Amerika’daki öğrencilerime tekrar tekrar aynı uyarıda bulunuyorum: “Başarıyı amaçlamayın. Bunu ne kadar amaç hali ne getirip bir hedefe dönüştürürseniz, kaçırma olasılığınız da o kadar artar. Çünkü mutluluk gibi başarının da peşinden koşamazsınız; kendisi ortaya çıkmalı, kendisi oluşmalı ve sadece kişinin, kendinden daha büyük bir davaya kişisel adanışının amaçlanmayan bir yan etkisi olarak ya da kişinin kendini başka bir insana bırakışı bir yan ürünü olarak oluşmalıdır. Mutluluğun kendiliğinden olması gerekir, aynı şey başarı için de geçerlidir: Ona aldırış etmeyerek, kendi kendine olmasına izin vermeniz gerekir. Bilincinizi dinlemenizi ve bilginiz dahilinde bilincinizin sizden yapmasını istediği şeyi yerine getirmek için elinizden geleni yapmanızı istiyorum. O zaman, uzun vadede —uzun vade de diyorum!— başarı sizin peşinizden gelecektir, çünkü başanyı düşünmeyi unutmuşsunuzdur.”(13) onun için unutma, sen gitmekle eylem yaparsan, ben unutmakla devrim yaparım. Nihayetinde üç günlük dünya…            

Aslında kimseye bir şey demeyecektim kastım, kendi nefsimi sigaya çekmekti ama senin dediğine göre yine kırmış ve dökmüşüm… Tamam da şu üç günlük dünya benim içinse niye senin için hep beş günlük oluyor? Tamam peki: Bugün laf koymayacam. Çay koydum; gel, iç, insanlık gör…

D İ P N O T L A R :

1-Âyet-i kerîmelerde buyrulur:“Herhangi birinize ölüm gelip de;«–Rabbim! Beni yakın bir süreye kadar geciktirsen de sadaka verip sâlihlerden olsam!» demesinden önce, size verdiğimiz rızıktan infâk edin. Allah, eceli geldiğinde hiç kimsenin (ölümünü) ertelemez. Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.” (el-Münâfikûn, 10-11) … Nitekim Kur'ân-ı Kerîm'de "Bîr yaşatılana çok ömür verilmek de onun ömründen eksiltmek de mutlaka bir kitapta (Levh-i mahfuzda) yazılıdır." 'Duyurulmuştur (Fâtır suresi/11.ayet).

2-Bedirhan Gökçe

3-Cahit Zarifoğlu

4-https://evrimagaci.org/soru/bir-insan-maksimum-kac-yil-yasayabilir-4849

5-Viktor E. Frankl -İnsanın Anlam Arayışı,III. Baskı: İstanbul, Aralık 2009- www.okuyanus.com.tr yay.

6- / Twitter.Ramiz Dayı

7- Viktor E. Frankl-A.g.e- arka kapaktan

8- Peter L.Berger/ Thomas Luckmann- Modernite Çoğulculuk ve Anlam Krizi-Albaraka yay.1.Bsk-2022

9-(ALINTI)

10- Christian Nevell Bovee

11- |Necip Fazıl Kısakürek|

12-Johann Wolfgang von Goethe

13-Viktor E. Frankl-A.g.e-sh-17

YORUMLAR
M. Cihad Uluç
28.5.2022 13:39

" İnsanın anlam arayışı nedir şu üç günlük dünyada" paragrafından sonra " .... Hayattan neler beklediğimizi gayet net ve emin bir şekilde biliyorken , Çünkü üzerine uzun uzun oturup düşünüp, Ben ne isterim acaba diyerek tefekkür edip , hayaller kurarken , Yaşamın bizden ne beklediğinin hiç farkında mıyız acaba ? " ... Cümleleri dizildi aklıma ... Allah razı olsun mustefid olduk .

Mehmet
25.5.2022 13:37

Yüreğinize sağlık kral çıplak diyebilmek eleştirebilmek istişare edebilmek tefekkür etmek yaşamın anlamı bunları kaybettik ve niçin güzel bir yazı olmuş

Hamit Yazgan
25.5.2022 11:39

Yüreğinize sağlık değerli kardeşim

YENİ YORUM YAP
güvenlik Kodu
EDİTÖRDEN
ALINTI YAZARLAR TÜMÜ
Ahmet TAŞGETİREN

Ahmet TAŞGETİREN

O İşin Matematiği Var

Fatih OKUMUŞ

Fatih OKUMUŞ

Müslüman Orucu

Necip CENGİL

Necip CENGİL

Hayata ve Bilmeye Dair

Prof. Dr. Ulvi SARAN (Malatya Eski Valisi)

Prof. Dr. Ulvi SARAN (Malatya Eski Valisi)

Mustafa Yazgan’ın Ardından…

Ali BULAÇ
Ali BULAÇ

Taliban Üzerine

Vahdettin İNCE

Vahdettin İNCE

Taliban’dan Beklentim

Salih TUNA

Salih TUNA

Tehlike ve Müjde!

Taha ÖZHAN

Taha ÖZHAN

Tunus’a Darbe

Byung- CHUL HAN

Byung- CHUL HAN

Yorgunluk Virüsü…

Ramazan BEYHAN

Ramazan BEYHAN

Darbe İnsanlık Suçudur

Tanıl BORA

Tanıl BORA

Üç Terzi

Cemile BAYRAKTAR

Cemile BAYRAKTAR

Yüzyılın İşgali

Mehmet ALAGAŞ

Mehmet ALAGAŞ

Biyografi

Bizimle sosyal ağlarda bağlantı kurun!