Siddetin Bugünkü Anlami Üzerine

Siddet kavramiyla ilgili zorluklardan birisi kavramin tanimlanmasi ve siniflandirilmasinda ortaya çikar...
Siddetin Bugünkü Anlami Üzerine
Hasan DÜNDAR
Hasan DÜNDAR
Eklenme Tarihi : 7.08.2022
Okunma Sayısı : 1133

Tanri, iradesini hâkim kilmak için yeryüzündeki iyi               
insanlari kullanir; yeryüzündeki kötü insanlar ise
kendi iradelerini hâkim kilmakiçin Tanri’yi
kullanirlar
.(Giordano Bruno)(1).

Siddet kavramiyla ilgili zorluklardan birisi kavramin tanimlanmasi ve siniflandirilmasinda ortaya çikar.(2)  Siddet aslinda insandaki temel egilimlerden birisidir. Ve bu egilim birbirinden farkli tezâhürlerle onun davranislarinda ortaya çikar. Dayak, hakaret, küfür, bir babanin çocuguna tehdit dolu bakislarindan terör, soykirim, bölgesel ya da küresel çapli savaslara varincaya kadar verebilecegimiz sayisiz örneklerin hepsi siddetin kavram agi içerisinde yer almaktadir. Insana ait bir olgu olarak tarihi insan kadar eski olmasi, toplumdan topluma kültürden kültüre hatta insandan insana degisebilir olmasi, teknolojiyle beraber gelisip yenilenmesi, siddetin hem niceliksel hem de niteliksel olarak çogalmasina zemin hazirlamistir. Bütün bu etkenler siddeti tanimlamayi ve siniflandirmayi zorlastirmaktadir. (3) Dolayisiyla bir eyleme bir toplumun siddet demesi bir baska toplumun onu siddet olarak ele almasi anlamina gelmemektedir…Öyleyse siddeti degerlendirirken kriterimiz ne olmalidir?  sorusu ile yola çikmak ve bu konuda evrensel kimi kriterler ortaya koymak durumundayiz… (4)

Güncelde büyük seytanin felsefesi geregi vede  beyaz adamin ideolojisine göre olusturulan islamafobik zeminlerde siddet tahrife ugramis dinsel metinler üzerinden vur abalinin sirtina misali SIDDET esittir ISLAM gibi empoze edilmeye çalisiliyor…Bizim  degerli hocalarimiz, “Arapça bir kelime olan siddet” diye basliyorlar ve Türkçe’deki anlamini izah etmeye çalisiyorlar…Elbetteki siddetin her dildeki anlam kelimesi farklidir… Arapça yada Türkçede kelimelerin es anlamli yada zitligi üzerinde bazi mülahazalarda bulunmak ta mümkündür. Bu sekilde çalismalar batili yazarlar tarafindan da yapilmistir. Örnegin Almanca’da Gewalt (Siddet); iktidar, güç, nüfuz, erk, kuvvet, kudret, hakimiyet, zor, yaptirim gücü ve siddet gibi çesitli referanslari barindiran, anlam agi genis bir kelimedir…Ingilizce’de siddet anlamina gelen violence kavramiyla, ihlal/tecavüz anlamina gelen violatin kavramlari arasindaki iliskiye dikkat çeken Parkin, bunlarin birbirinin semantik tamamlayicisi oldugunu ifade eder. Buradan hareketle siddetin, fiziksel zor yoluyla sinirlama, tahrip veya bu zorun hukuk ötesi kullanimi gibi birbirinden farkli anlamlara karsilik geldigini belirtir.(5)

Gelgelelim bugüne; hem siddet hem de siddetin mantigi tamamen farkli bir surete büründü ve insanlar çok farkli kisvelere bürünen bu siddete tanik olmaya zorlaniyor. Her köse basinda siddetle karsilastigimiz yeni bir çagin içindeyiz,  bu küresel trajedilere maruz kalma ihtimalini artiran teknolojilerle de ilgili… Siddet çagdas toplumlar için gitgide tanimlayici bir organizasyonel ilke haline gelmeye basladi. Bizlerde siddetin gerçek kurbanlari haline geldikçe önemini yitirdi. Sanki siddet olaganlasti… Iktidarin mantigini sekillendiren bazi siddet biçimleri ile liberal toplumlarda dahi karsilasma ihtimalimiz var. Siyasi tahayülümüz giderek potansiyel felaketlerin etkisi altina girmeye basladi. Mesela terörist bir tehdit ihbarindan sonra ildeki bütün okullarin kapatilmasinda oldugu gibi bu duruma pekçok düzeyde rastliyoruz. Örnegin yurt / harp meydani, dost / düsman,  baris / savas  gibi eski kavramlar arasindaki ayrimlarin bulaniklasmasi gündelik davranislarda yaygin bir askerilesmeye yol açti… Bu durumun gözle görülür sonuçlarindan biri; siddetin insanilestirilmesidir !…  Geride biraktigimiz siddet yüzyili çogunlukla kurbanlarin suç mahalinde görülmedigi gayri insanilestirme biçimleri damgasini vurduysa da FARKETMEKSIZIN TERÖR ÖRGÖTÜ  gibi gruplar insani gözden çikarabilir bir kategori olarak ön plana çikardilar… Fakat biz siddet eylemlerini ele alirken insanliga odaklanarak belki de insanin vazgeçilmez oldugunu iddia etmis oluyoruz, oysaki tam tersine yani siddetin insanilestirmesi ile insanin gözden çikarilmisliginin el ele gittigi ileri sürülmektedir… Mesela karisini sokak ortasinda döven bir erkegin çevredekiler tarafindan linç edilmeye çalisilmasi… Evet birbirlerinden ayri gibi görünselerde ekseriyetle çok ince ve karmasik sekillerde birbiriyle baglantili ve iliskili olan iki siddet biçimiden söz ediyoruz…Burada göz ardi etmememiz gereken önemli bir ayrinti ise artik siddet olayi sayilan herseyi MEDYA araciligi ile görüyor, isitiyor ve haberdar oluyoruz. Iste meselenin bir boyutu da bu: Öte yandan yatirim yapilan güç iliskilerini de düsünmemiz gerek. Bugün siddetin tezahürleri ile karsilasma biçimimiz… Aksi sekilde bazi acilara öncelik taniyan ve dikkatimizi digerlerinden daha önemliymis gibi görünen ölümleri çeken bir politiklesme biçimi ile iliskili. Mesela nesnel olarak bakildiginda dünyada eskiye kiyasla daha az siddet oldugunu iddia ediliyor, ne var ki sayilarin çerçevesinden bakinca siddetin tarihini kavrayip kavrayamayacagimiz pek açik degil. Bunu yapabilmek için siddetin tarihin degismez bir parçasi oldugu seklinde mevcut anlayisimizida  sorgulamamiz gerektigini düsünüyorum…  Mesela bazi insanlar operasyonlarda ki sivil zayiatin kaydini tutuyor ve bu ölümlerden iktidar sorumlu tutuyorlar, bilmemiz gereken önemli bir sey hiç kimse zayiat degildir…  Siddeti sayi üzerinden düsünmeye yönelik bu türden girisimler siddetin bazi biçimlerini mesrulastiran faydaci hesaplamalara kapi aralar. Sonuç olarak siddetin insani boyutlari yani niteliksel yanlari çogu zaman kayitlara geçmez… Bu türden yaklasimlar su etik sorulara yanit veremez: Kaç kisinin ölmesi yeterlidir? 1000 kisinin ölmesinde sorun yok ama 1001.’nin ölmesi çok fazla demek nasil mesrulastirilabilir ? Siddetin her sekli elestirilmeli ve kendi çerçevesi içerisinde kinanmalidir. Böylelikle  açikça politiklestirilmis ikiliklerin ötesine geçerek siddet döngüsünü  kirabiliriz.(6)               

Kur’an-i Kerim’in siddet kavramiyla ilgili yaklasimina gelince, Kur’an siddeti literal anlamda siddet kavraminin kendisiyle degil, bu kavrama yakin ve onun ziddi diger bir takim kavramlarla tanimlayarak anlamlandirir. Kur’an’in birçok yerinde siddet kavraminin türevleri geçmesine ragmen, yukarida ifade edilen tanimlamalari içerecek bir siddet vezni kullanilmaz. Ayetlerin büyük bir kisminda bu kavram, inanmayan ve inkâr edenlerin ahirette karsilasacaklari azabin yogunlugunu,(7) bir kisminda ise ayetlerde bahsedilen durumlarin kesafetini(8) ortaya koymak için kullanilmistir. Ayrica Kur’an-i Kerim dar kapsamda, sadece bedensel etkiler açisindan siddeti tanimlamaz. Oldukça kapsamli bir siddet çerçevesi çizer. Kuran siddeti temelde iki karsit kavram üzerinden anlamlandirir. Bunlardan ilki zulüm, digeri de haktir. “Allah’in sinirlarini asmayin. Kim O’nun koydugu sinirlari asarsa zalimlerin tâ kendileridir”(9) ayetinde çerçevesi çizilen zulüm, belirlenen sinirlari asmak olarak anlasilir. Kendisi için belirlenen sinirlari asmasiyla insan kimi zaman kendini, çogunlukla da hem cinslerini veya öteki canlilari siddete maruz birakmis olur. Yani Kur’anî terminolojiye göre siddet, zulmün tâ kendisidir.Hakkin karsiti bir kavram olarak siddete gelince, baskasina ait olan bir hakki veya hukuksal sinirlarini bozmak ya da adaletin yerini bulmamasidir ki bunun adi yine zulümdür.(10) O halde Kur’an her haksizligi bir zulüm, her zulmü de bir siddet uygulamasi olarak kabul etmektedir. (11 ) Kuran’da siddetin klasik anlami ile ilgili iki ayet dikkatimizi çekmektedir. Birincisi cephede düsmanla karsi karsiya bulunuldugu sirada. Çünkü basarili askerlik savasta düsmanla karsilasma sirasinda sert olmayi, savas sonuna kadar yumusak duygulari terk etmeyi gerektirir. Konu ile ilgili olarak Allah söyle buyurmaktadir. “Ey iman edenler, kafirlerden size yakin olanlarla karsi savasin ve onlar sizde bir SERTLIK bulsunlar…(9 Tevbe 123)  Ikincisi seri cezalari hak edenlere uygulanisi sirasinda. Çünkü yeryüzünde Allah’in öngördügü cezalar uygularken acima duygularina yer yoktur.Nitekim Allah söyle buyurmaktadir.” Allah’a ve ahiret gününe inaniyorsaniz, Allah‘in dini konusundan sizi sakin acima duygusu kaplamasin…( 23 Nur 2) ( 12)

Ülkemizin Ceza Kanunundaki(TCK-41) Kisilere karsi islenen suçlar kategorisi siddet açisindan bir siniflandirmaya tabi tutulacak olsa fiziksel, cinsel, psikolojik siddet biçimlere ait birçok örnek bulmak mümkündür. Ceza hukukunun suç kapsaminda degerlendirdigi bütün bu hususlar dini perspektiften ele alinacak olursa hemen hepsinin, insani maddi veya manevi olarak hedef alan bir zulüm biçimi oldugu görülür. Ya da bütün bu hareketler insanin sahip oldugu yasama hakki, özgürlük, mahremiyet gibi temel haklarini bertaraf etmeye yönelik birer hak ihlali biçimidir.(13)

Eski Yunanlar iskenceye âvâyxai adini veriyordu, âvâyaios “gerekli” ya da “kaçinilmaz” demektir. Iskence bir kader ya da bir doga kanunu ( âvâyxn) gibi algilanir ve kabullenilir. Karsimizda fiziksel siddeti amaca götüren bir araç olarak kutsayan bir toplum vardir. Bu bir kan toplumudur ve bir ruh toplumu olan modern toplumdan farklidir. Çatismalar burada dolaysizca siddet kullanilarak, yani bir çirpida halledilir. Dissal siddet böylelikle ruhun yükünü hafifletir, çünkü acinin agirlik noktasini disari kaydirir. Ruh eziyet verici bir içsel sohbetin içine gömülmez. Moderniitede siddet ruhsallastirilmis, psikolojiklestirilmis, içsellestirilmis biçimlerde ortaya çikar. Psikolojiye içkin sekiller alir. Yikici enerji dolaysizca, fevri bosalmaz, psisik emekle bir yüzlesme ve ugras gerektirir…. Modernite öncesi zamanlarda siddet her yerde hazir ve nazirdir, gündelik hayatin bir parçasidir ve alenidir. Toplumsal pratigin ve iletisimin önemli bir parçasidir hatta. Onun için yalniz fiilen uygulanmakla kalmaz, seyirlik hale de getirilir. Hükümdar iktidarini öldürme fiili üzerinden, kan dökmek vasitasiyla ilan eder. Kamusal alanlarda sahnelenen kanli seyirlikler, iktidarini ve hasmetini kurgulamak içindir. Siddet ve siddetin teatral sahnelenisi burada iktidarin ve hegemonyanin önemli birer aracidir.(14 )              

Yillar önce “Siddet okumalari”’na basladigimda konustugum herkes Hannah Arendt’i okumami önerdi. Hakikaten çokça istifade ettigim yahudi asilli olan bu bayan, Hitlerin Almanya’da iktidara gelmesinden sonra ülkesinden ayrilmis. Siyaset kuramcisi olan Arendt’in konumuzla ilgili de önemli kitaplari mevcut. Bu kitaplardan biriside bir Alman nazi subayi olup Holokostun kilit isimlerinden biri olan Adolf Otto Eichmann’in 11 Mayis 1960 ta Buenos Aires’ten Israil gizli Servisi MOSSAD tarafindan alinip yargilanmak üzere Israil’e getirilip ve Israil’de görülen davasinin notlarindan olusan kitabi “kötülügün siradanligi(1963)” dir. Aralarinda insanliga karsi suçlar savas suçlari, Yahudi haklarina karsi suç islemek ve yasadisi bir örgüte üye olmanin da bulundugu 15 farkli suçlamayla yargilanan bu nazi subayinin davasini “New Yorker” adina izleyen Arendt: Soykirim ve öteki büyük kötülüklerin fanatik zihinlerin, delilerin ya da güç düskünü  sosyopatlarin isi olmadigini düsünüyordu. Asil sasirtici olan tüm bunlarin siradan insanlarin eylemleri olmasiydi. Yöneticilerinin ya da sistemin çarpik fikirlerini kabul etmek mecburiyetinde kalan siradan insanlar korkunç ve canavarca eylemlerde rol oynuyor üstüne üstlük her nasilsa bu yaptiklarinin normal oldugunu düsünüyorlardi. Çünkü Eichmann savunmasinda Adolf Hitlerden ya da üstlerimden talimat almadan önemli ya da önemsiz hiçbir sey yapmadim diyordu…Eichmann’in Yahudi düsmani oldugunu Yahudilerden nefret ettigine ya da çocuklugunda psikolojik açidan yara aldigina dair pek bir isaret yoktu,  aslina bakilirsa siradan ve normal biri gibi görünüyordu,  bütün derdi kariyerinde yükselmekti… Arendt bununla kötülügün alalede bir sey haline geldigini söylemiyordu. Siradan hale gelen düsünmekten kaçinmaydi. Yani hukukun, siyasetin ve otoritenin bize dayattigi eylemlere karsi yeterince elestiriler bir mesafe almayi basaramamakti. Bu düsünmekten kaçinma hali baska insanlara yönelik asagilayici davranislarin normallesmesinin kapisini aralar. Böylesi korkunç seyleri örgütlü ve sistematik bir sekilde yapmak bunlarin rutin hale gelmesini ve kabul görmesini saglar…Yani Arendt diyorduki: Eichmann davasinda vardigim sonuç su yasananlar korkunç söze ve düsünceye karsi koyan bir kötülügün siradanliginin kuvveden fiile geçmesiydi… Bu olanlar aslinda Stanley Milgram’in DENEY kitabinda bahsedilen Otoriteye itaat üzerine yaptigi deneyler arasinda siki bir iliski gibi gözüküyordu… (15) Hernekadar Arendt bu tür deneylerden hoslanmazsada “Milgram’in Çalismalari herhangi birinin belli kosullar altinda hatta bireye deger verilen sözümona demokratik toplumlarda bile bir anda bir Tirana dönüsebilecegini gösteriyordu. Bu bazi bakimlardan kötülügün akil hastasi sosyopat insanlarin elinden çiktigini söylemekten çok rahatsiz edici bir sonuçtur. Kötülügün böyle insanlarin eseri oldugu seklindeki rahatlatici fikir asil meseleden uzaklasmamizi böyle bir sey burada gerçeklesemezmis, bizim basimiza gelmezmis gibi düsünmemizi saglar. Zihinlerimizi kötülügün gündeliginden uzak tutar. Ne var ki böylesi korkunç zalimliklerin siradan insanlar tarafindan gerçeklestirilebilecegi fikri çok daha can sikici ve üzücüdür. Medenilik ve maküllük perdemizi aslinda ne kadar kolay indirebilecegimizi gösterir. Simdi bu satirlari okuyan pekçok kimse nazi döneminin  çok gerilerde kaldigi kanisinda gibi görünüyor…Peki o yakin döneme bakmaya ne dersiniz!!!  Mesela yakin geçmiste 1992 ile 1995 arasinda yasanan Bosna Savasi esnasinda iktidarin korkunç sekilde suistimal edildigini ve insanlara igrenç sekilde muamele edildigini gördük.  Bosna savasinda toplama kamplarinin yeniden kurulmasina sahit olduk. Modern Avrupa’da kesinlikle böyle bir sey olmaz degil mi? Oldu; Omarska, Trnopolje, Manjaca ve Keraterm, gibi kamplarinda artik böyle bir sorun yasanmayacagini dair rahatimizi yerle bir eden seyler yasandi. Birlesmis milletler genel Sekreteri gördüklerini 1995 Temmuz’un da söyle anlatmisti. Ikinci Dünya Savasindan bu yana Avrupa topraklaridan en büyük suç 8000’den fazla Müslümani Srebrenica  düstükten  sonra Sirplar tarafindan katledildi.(SRB- ) Yalnizca “emirleri uyguluyordum” seklindeki o berbat savunma savastan sonra kurulan mahkemelerde bir kez daha yankilandi. Sirbistan basbakani Slobodan Mloseviç Bosna’daki sirp ordusunun komutani olan Ratko Mladic  tarafindan gerçeklestirilen katliami dogrudan ya da dolayli olarak onaylanmakla suçlandi. Bu mezalimleri Arendt’in düsünceleri eslginden ele aldigimizda sirp askerlerinin kana susamis fanatikler olmadigini kabul etmekte kendilerini simdi ve burada bizden çokta uzakta olman modern Avrupalilar olarak gördüklerini anlatmakta güçlük çekebiliriz. Daha yakinlarda Iraktaki ebu gureyb hapishanesindeki mahkumlara yönelik asagilayici muameleyi düsünelim. Amerikan askerlerinin Irak’li Afganistan’li kisacasi müslüman mahkumlar üzerinde gerçeklestirdikleri ve disariya sizdirilan görüntüler ile 11 eylül den sonra Guantanamu kampini ve orada yasananlari bir düsünün. BU ZULÜM VE ISKENCELERIN HEPSININ TOPLAMI OLAN SIDDET OLAYLARI daha dün islendi hemde medeni Avrupa ve medeni Amerikalilar tarafindan… (16) Bosna Hersek'teki toplama kampi magdurlari derneklerince, ülkenin kuzeybatisindaki Prijedor sehrine bagli Omarska'daki "ölüm kampi"nin bulundugu bölgede düzenlenen törene çok sayida kurban yakini katildi…Prijedor sehri yakinlarindaki toplama kamplari Omarska, Trnopolje, Manjaca ve Keraterm, Bosna savasinin basladigi 1992'de iskence, katliam ve tecavüzlerin merkezi olmustu.Savasin ilk yillarinda kurulan Omarska Toplama Kampi'nda 3 bin 500'den fazla sivil esir tutulmus ve bunlardan 700'ü öldürülmüstü. Amerikali ve Ingiliz gazeteciler, 1992 yilinin Agustos ayinda toplama kamplarini haberlestirerek dünya kamuoyuna duyurmustu.(17 )

Hani denilir ya aklin yolu birdir: Iste deneyleri ile Stanley Milgram’in gözler üzerine sermek istedigi, Hannah Arendt’in anlatmak istedigini bakiniz kuran-i kerim nasil izah etmis: 43-Zuhuruf-54. Firavun bu konusmalarla halkinin aklini çeldi, hemen ona boyun egdiler; onlar yoldan çikmis bir topluluk idi.(FIRAVUN HALKINI SALAKLASTIRDI (*)) Totaliter yönetimlerde yöneticilerin istemedigi sey, halkin bilgilenmesi, dogruyu ögrenmesi, örgütlenerek hakkini talep edecek kadar güçlenmesidir. Firavun da ayni yola basvurmus, Hz. Mûsâ’nin gerçege ve tevhide yönelik davetini sabote etmis, halkin saglikli düsünmesini engellemis, geleneklerden ve gözler önündeki alâyisten  yararlanarak toplumu âdeta büyülemis ve saltanatini devam ettirmenin yolunu bulmustur. (18 ) Çünkü onlari korkak ve sahsiyetsiz kimseler yerine koyarak adeta “Ben bu insanlari istedigim gibi evirir-çevirir ve yönlendiririm” demis olmaktadir. Ancak bir ülke bu sekilde teslim alinmis ve halk hükümdarin önünde kölelesmisse gerçekten de o halk  tipki o hükümdarin düsündügü gibi sahsiyetsiz ve degersizdir. Çünkü halkin bu zillet içinde yürümesin asil nedeni onlarin fasik kimseler olmalaridir. Onlar hakve batilin ne oldugunu aldirmadiklari gibi, adalet ve zülüm arasinda bir fark gözetmezler.Dogruluk ve seref ile yalan ve zillet aynidir onlarin nezdinde.Çünkü onlar bu gibi degerlerin keyfiyetiyle ilgilenmeyip kendi sahsi çikarlari için her zulme boyune egerler,zorbaliktan  korkarak batili kabul ederler. Ancak hak bir ses yükselirse aralarindan, onu hemen susturmaya hazirdirlar…(19)

Zorbalarin, tagutlarin halk kitlelerinin aklini çelmesinde, dolayisiyle asagilayici davranislar sergiletmesinde sasilacak birsey yok. Öncelikle zorbalar halk kitlelerini bilgi edinme yollarindan yoksun birakirlar. Gerçekleri örtbas edip bunlari unutmalarini saglarlar. Bu alanda objektif bir arastirmaya izin vermezler. Bilinçlerini diledikleri gibi sartlandirirlar. Öyle ki bir süre sonra ruhlari bu yapay etkenlere göre biçimlenir. Bundan sonra akillarinin çelinmesi kolaylasir. Onlari yönlendirmek çok rahat olur. Rahatlikla onlari bir saga bir sola çevirip dururlar. Kuskusuz halk kitleleri dosdogru yürümeyen, Allah'in ipine sarilmayan, esya ve olaylari iman terazisiyle ölçmeyen kimseler yani yoldan çikmis fasiklar olmasalar tagutlar, diktatörler bunu yapamazlar. Mü'minleri ise, kandirmak, akillarini çelmek, yele kapilmis bir tüy gibi onlarla oynamak son derece güçtür. Bu yüzden Kur'an-i Kerim, halk kitlelerinin Firavun'u onaylamalarini bu açidan yorumluyorlar ve söyle diyor: "Iste Firavun bu sekilde kavmini küçümsedi, onlar da ona boyun egdiler. Çünkü onlar yoldan çikmis bir kavimdi." "Iste Firavun bu sekilde kavmini küçümsedi, onlar da ona boyun egdiler. Çünkü onlar yoldan çikmis bir kavimdi " Ve sinama, uyarma, gerçekleri gösterme asamasi sona eriyor. Artik yüce Allah onlarin inanmayacaklarini biliyor. Mü'minlere yönelik baskilar artmis, halk kitleleri, büyüklenen, gurura kapilan Firavun'a boyun egmis, Allah'in ayetlerinden, gerçegi gösteren belgelerden, nurdan kaçinmis, gözlerini koparmistir. Böylece yüce Allah'in sözü yerine gelmis; tehdidin gerçeklesme zamani gelmistir:(20 )               

Bu baglamda ben siddet kavramindan çok siddet uygulama ifadesinin kullanmasinin daha saglikli olacagini düsünmekteyim. Çünkü siddet olarak olumsuzladigimiz her tavir bir süreçsel tavirdir. Siddet bir uygulama isidir; bir eylem degildir. Çünkü siddeti ele alirken daima bir eylemden çok bir uygulamayi kastetmekteyiz. Varligi korumaya dönük içgüdüsel ani tepkiler kimi kere zarar verici olabilir ama bir siddet pratigi olarak degerlendirilemez. Çünkü temelinde koruma güdüsü bulunmaktadir. Bu gücü yasamin korunmasi ilkesine uygun oldugu için siddet uygulama olarak ele alinamaz. (21 )               

Iyi bir teori kadar pratik bir sey yoktur ve teori olustururken en iyi sey pratikle dogrudan karsilasmaktir" diyen ünlü Otoriteryen Kisilik arastirmasi grup baskani Prof. Dr. Nevitt Sanford, bu sözüyle, kitabinda yer alan bütün ampirik yaklasimlarin genel bir özetini yapmaktadir. Sanki, "en iyi pratik teoridir" diyen Lenin gibi. 1990'larin baslarinda, Türkiye'nin entelektüel genç kesiminin volta attigi yer olan Beyoglu'nun orta yerinde, Nazi subayi üniFormasi giymis Ferhan Sensoy'un durup dururken onlarca kisiyi tek bir "yere yat" komutuyla dakikalarca yüzü koyun sokak ortasinda yatirdigi, 2000'lerle birlikte, siddetin gündelik hayata içsellestigi bir ülkede, herhalde Sanford'un, Milgram'm, Serifin ve Asch'in deneysel otoriteryenlik ve uyma teorileri ve 'Adorno'nun Sarkaci' "pratik" bir önem tasiyor. ( 22 ) Onbasi kültürünün ve anlayisinin hakim oldugu topraklarin durumu bundan öte bir sey degildir …             

Derin ve yogun dikkat ustasi Paul Cezanne bir keresinde seylerin kokusunu da görebildigini söylemisti. Kokularin görsellestirilmesi derin bir dikkat gerektirir. Yogunlasma halinde insan sanki kendinden disan çikip seylerin içine dalar. Merlau-Ponty, Cezanne’in yogun manzara tetkiklerini bir disa vurma ya da içini bosaltma olarak açiklar:  (23) Iste siddetin güncel tanimida bu “kokularin görsellestirilmesine”  benziyor…HATIRLAYINIZ… HALEPÇEYI VE ELMA KOKUSUNU…( 24 )   

Simdiye kadar bildiginiz tarifleri bugünün dili ile söylemek istedim. Simdi ise sonucu baglamak için sözü Koreli bir düsünüre Byung-Chul Han‘a birakmak istiyorum: ‘Korona  Sikintisi’  [corona  blues]  Covid-19  salgini  sirasinda  yayilan  depresyona  Korelilerin  verdigi isim.  Sosyal  etkilesimden  uzak  karantina  kosullarinda  depresyon  derinlesiyor.  Asil  salgin  depresyondur.  Yorgunluk  Toplumu  kitabim  su  teshisten yola  çikmisti:  “Her  çagin  kendine  özgü  hastaliklari vardir.  Nitekim  bir  zamanlar  bir  bakteri  çagi  vardi; antibiyotiklerin  bulunmasiyla  sona  erdi. Yaygin  bir grip  salgini  korkusuna  ragmen  viral  bir  çagda  yasamiyoruz.  Immünolojik  teknoloji  sayesinde  onu çoktan  geride  biraktik.  Patolojik  bir  bakis  açisindan  baktigimizda,  yeni  baslayan  21.  yüzyil  bakteriler  veya  virüsler  tarafindan  degil,  nöronlar  tarafindan  sekillenecek.  Depresyon,  dikkat  eksikligi  ve hiperaktivite  bozuklugu  (DEHB),  borderline  kisilik bozuklugu  (BPD)  ve  tükenmislik  sendromu  gibi nörolojik  hastaliklar,  yirmi  birinci  yüzyilin  basinda patolojinin manzarasini  isaret  ediyor.”                  

Yakinda  virüsü  yenmek  için  yeterli  asimiz olacak. (Asimiz oldu ve Covit büyük bir oranda önlendi ama mücadele hala devam ediyor )Ancak  depresyon  salginina  karsi  asi  bulunamayacak.  Aslina  bakilirsa  depresyon  da  tükenmislik  toplumunun  bir  belirtisidir.  Basari  öznesi, artik  “yapamayacak”  oldugu  anda  tükenmislige  sürüklenir.  Kendi  kendine  dayattigi  basarma  beklentisini  karsilayamaz  hâle  gelir.  Artik  “yapamamak”, yikici  bir  özelestiriye  ve  otomatik  saldirganliga  yol açar.  Basari  öznesi  kendisine  karsi  bir  savas  açar  ve onun  içinde  yok  olur.  Kendine  karsi  kazanilan  bu savastaki  zafere  tükenmislik denir.. ( 25 )Bunun sebebide bugünkü firavni düzen ve sistemlerdir… Diktatörlük düzenleri devam ettigi sürece siddetin bugünkü anlamida bunlara karsi mücadele, mücahade, ve farkindalik olusturacak sekilde bir bilinçlenmedir…Muhammedun rasûlu(A)llâh(i) velleżîne me’ahu esiddâu ‘alâ-lkuffâri ruhamâu beynehum…Muhammed Allah’in Elçisidir. Onun yaninda yer alan Müslümanlar ise, inkârcilara karsi son derece kararli ve çetin, birbirlerine karsi ise çok sefkatli ve merhametlidirler. Onlar imanlarinin saglamligi, prensiplerinin kesinligi, düsüncelerinin netligi sayesinde, kâfirlerin baski ve dayatmalari karsisinda çelik gibi saglam dururlar…(26)

D I P N O T L A R:

1-Bkz-https://tr.wikipedia.org/wiki/Giordano_Bruno

2-Bkz-Bülent Sönmez- Siddet Ayrimcilik-L.T yay. Ist. 2018-sh-5

3- Adem GÜNES-SIDDET Din Egitimi ve Degerler-sh-31-Ari sanat yay- 1. Bas-2016, Istanbul

4- Bülent SÖNMEZ- A.g.e-sh-9

5-PARKIN David, Siddet ve Irade (Antropolojik Açidan Siddet), sh-250-(Çev: Dilek Hattatoglu) Ayrinti Yay, Ist, 1989.

6- Brad Evans- S.Michael Wilson-Siddetin elestirel tarihi-dipnot yay.Ankara-2018/ sh-14/19 özetle

7- Ali Imran 4, Mâide 2, Mü’minûn 77, Sebe 46, Hadîd 20 vd.

8- Kasas 78, Hasr 13, Nâziat 27 vd.

9-Bakara 229.

10- Yunus 47, Mâide 8.

11-Adem GÜNES-A.g.e.sh-22

12-Abdurrahman ATES-Kuran’a göre Dinde zorlama ve Siddet sorunu.sh-32-Beyan yay.ist.2002

13-TCK- 41 12.10.2004 tarihli Resmi Gazetede yayinlanan 5237 sayili Türk Ceza Kanunu.Adem GÜNES-A.g.e.sh-29

14-Byung-Chul Han Siddetin Topolojisi-Metis yay-2.bsk-ist-2017-sh-15/16

15 -Stanley Milgram- DENEY- Kafekültür yay.ist.2015-Deneyin ayrintilari için bakiniz: https://www.bilgiustam.com/stanley-milgram-deneyi-nedir/

16- Brad Evans- S.Michael Wilson-A.g.e.sh-26/35 özetle

17 -https://www.aa.com.tr/tr/dunya/bosnadaki-olum-kampi-kurbanlari-anildi/1551032

17-Bkz - https://tr.wikipedia.org/wiki/Srebrenitsa_Katliami

(*)- TDK sözlükten  alinti

18-TEFSIR-kuran yolu 4.cilt.indd sh- 779

19-Mevdudi-Tefhim-ul Kuran- C-5-sh-283-Insan Yay.(zuhruf -54 tefsiri)

20-Seyyid KUTUB-Fizilal-il Kuran-(43-Zuhruf-54-Tefsiri) / sh-2115-Hikmet yay.ist

21- Bülent SÖNMEZ- A.g.e-sh-15

22-Otoriteryen Kisilik ve Uyma -Muzaffer Serif, Nevitt Sanford, Solomon Asch, Stanley Milgram SALYANGOZ YAY-Derleyici:Prof. Dr. Veysel BatmazYayin Tarihi:17.05.2006

23-Byung Chul Han-yorgunluk toplumu-Açilim Ktp-Pinar yay-ist-2017-3.bsk-sh-26

24- Konu ile genis bilgi için bakiniz : https : // www. indyturk. com/node/330676/ haber/elma-kokusu-ile-islenen-katliam-i̇nsanligin-kalbindeki-yara-halepçe

25- BYUNG-CHUL HAN-YORGUNLUK VİRÜSÜ -Umran Dergisi 321

26- Kuran Meali M.Kisa (48 -Fetih-29)

AÇIKLAMA: Zuhruf 54 te geçen kavram içindir…

***APTAL KELIMESI NE DEMEK? APTAL KELIMESI TDK ANLAMI

Aptal kelimesi dilimizde siklikla karsimiza çikan sözcükler arasindadir. Aptal kelimesi Arapça kökenlidir. TDK’ye göre aptal kelimesi ise su anlama gelmektedir:

- Zekâsi pek gelismemis, zekâ yoksunu, alik, ahmak, alik salik- Küçümseme ve azarlama bildiren bir seslenme sözü

***TDK'ya Göre Ahmakça ve Ahmaklasma Kelimelerinin Anlami Nedir? Türk Dil Kurumu sözlüklerinde ahmak kelimesinden türeyen ahmakça ve ahmaklasma kelimelerinin hangi manaya geldikleri açiklanmaktadir.

Ahmakça: Cümle içerisinde sifat olarak kullanilir ise biraz ahmak anlamina gelir. Zarf olarak kullanilir ise ahmaga yakisir bir biçimde, aptalca anlamina gelir.

Ahmaklasma: Isim olarak kullanilir. Aptallasma anlamina gelmektedir. Örnegin bir kisinin ahmaklasmasi ile ilgili cümle kuruldugunda, aptallasma kelimesi yerine ayni anlama gelen ahmaklasma kelimesi de kullanilabilir.

***SALAK NE DEMEK, NEDIR? TDK'YE GÖRE ANLAMI

Salak kelimesi, dilimizde oldukça kullanilan kelimelerden birisidir. TDK'ye göre, salak kelimesi anlami su sekildedir:

- Giyinisinden, konusma ve davranislarindan seviyesiz, dengesiz ve saf oldugu anlasilan (kimse)

SALAK KELIMESI CÜMLE IÇERISINDE DOGRU KULLANIM ÖRNEKLERI

- Hem evli barkli bir kadin oldugundan haberi yok mu bu salak seyin?

YORUMLAR
YENİ YORUM YAP
güvenlik Kodu
EDİTÖRDEN
Bizimle sosyal ağlarda bağlantı kurun!