Kaliteli İnsan Unsuru Olmadan
Parti İçi Demokrasi ve Liyakat Nasıl Gerçekleşir?
Demokrasi çoğu zaman sandığa indirgenir. Oysa sandık, demokratik hayatın yalnızca görünen yüzüdür. Asıl belirleyici olan, sandığın arkasında kalan zihniyet, kurumların iç işleyişi ve o kurumları ayakta tutan ’İnsan Unsurudur.’ İşte tam da bu noktada, siyasal partilerin en hayati meselesi ortaya çıkar: ‘İnsan malzemesi.’
Bugün sıkça ‘parti içi demokrasi’ ve ‘liyakat’ kavramlarını konuşuyoruz. Programlarda, tüzüklerde, bildirgelerde bu kavramlar neredeyse ezberlenmiş cümleler halinde yer alıyor. Ancak sahaya indiğimizde karşımıza bambaşka bir tablo çıkıyor. Çünkü şu soru çoğu zaman cesaretle sorulamıyor:
‘Kaliteli insan unsurunu barındırmayan bir parti, parti içi demokrasiyi ve liyakati nasıl hayata geçirebilir?’
Bir partinin tüzüğünde demokrasi yazması, onu ‘demokrat yapmaz.’ Ayrıca ‘Liyakat’ilkesi kağıt üzerinde tanımlanabilir; fakat onu uygulayacak olan yine ‘İnsandır.’ Eğer parti kadroları; ‘bilgiyle değil’ sadakatle, ‘emekle değil’ yakınlıkla, ‘yetkinlikle değil’itaatle şekilleniyorsa, orada ne ‘liyakat yeşerir’ ne de ‘demokrasi kök salabilir.’
Parti içi demokrasi, öncelikle ‘eleştiriye tahammül’ ister. ‘Farklı düşüneni’ düşman değil, ‘zenginlik’ olarak gören bir ‘zihniyet ister.’ Oysa ‘nitelikli insan kaynağından yoksun’yapılarda eleştiri tehdit olarak algılanır. Çünkü ‘bilgi ve donanımı’ sınırlı kadrolar, koltuklarını ancak sessizlikle koruyabileceklerini düşünürler. Böylece parti içi demokrasi, ‘slogan’ olmaktan öteye gidemez.
‘Liyakat’ ise daha da kırılgan bir kavramdır. Liyakat, yalnızca bir göreve kimin atanacağı meselesi değildir; aynı zamanda ‘nasıl bir siyaset anlayışının benimsendiğinin göstergesidir.’ Liyakati dışlayan partiler, kısa vadede disiplinli gibi görünseler de uzun ‘vadede çürürler.’ Çünkü ‘ehliyetsiz kadrolar,’ ne politika üretebilir ne de ‘toplumsal sorunlara çözüm’ geliştirebilir.
‘Asıl trajedi şudur:’
Liyakatsiz kadrolar, zamanla ‘liyakatli insanları’ sistem dışına iter. Siyasetimizin içinde‘Yaşanan, Yaşadığımız’ sayısal örneklerle bun çoğaltılabiliriz. Ama kişilere indirgemenin yazımızın konusu olmadığını söyleyebilirim. ‘Düşünen, sorgulayan, üreten insanlar ya susar ya da uzaklaşır.’ Geriye ise yalnızca ‘emir alanlar’ kalır. Böyle bir yapıdan ‘demokratik işleyiş’ beklemek, kuru toprakta ‘ağaç yeşertmeye’ benzer.
Oysa siyasal partiler, toplumun ‘aynası’ olmak zorundadır. Toplumun ‘en iyi birikimini, en temiz niyetini, en güçlü vicdanını’ bünyesinde toplamayan partiler, ‘iktidara gelseler bile yönetemezler.’ Çünkü devlet aklı, ‘sloganla değil;’ bilgiyle, ‘deneyimle’ ve ‘ahlaki’duruşla ‘inşa edilir.’
Sonuç olarak şunu açıkça söylemek gerekir:
‘Kaliteli insan unsurunu barındırmayan partilerde’ parti içi demokrasi de liyakat de bir temenniden ibarettir. ‘Gerçek demokrasi;’ nitelikli insanı merkeze alan, ‘emeğiödüllendiren,’ düşünceyi cesaretlendiren ‘yapılarda filizlenir.
Siyasetin en büyük açmazı, sistem değil; ‘insandır.’ Ve ‘insanı ihmal’ eden hiçbir siyasi yapı, ‘ne kendini ne de ülkeyi’ ileriye taşıyabilir.
22 Aralık 2025 Pazartesi günü Sonmanşet gazetesinde yayınlanan köşe yazım.
AsımDemirkök
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Hikmet Akademisi'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.