Şehrimiz Geleceğe Nasıl Yürümeli Belediye Başkanlarımız?...
Geçmişimizden geleceğimizin ‘yürüyüş yolumuza’ nasıl bakmalı ve nasıl yürümeliyiz? Bu yol öyle bir yol ki ne sevinçleri ne acıları bağrında taşıyarak binlerce yıl durmadan yoluna devam etti. Devam edecektir de… Buzköy-Ansurdan, Cafer Höyüğe, oradan ver elini Orduzu Aslantepe’de ‘devlet ve bürokrasiyi’ inşa edip ver elini Batalgazi-Aşşağışehre. 1838 yılı sonrası, Aşağışehir’den hareketle kalıcı olarak bugünkü yerleşkemiz olan Asbuzu Malatya’yı ‘mekan tutmuşuz.’ Bu son durağımız ve ‘geleceğimiz’ burada yatıyor.
Malatya, Anadolu’nun kalbinde sadece kayısının değil, aynı zamanda ‘sabrın, direncin ve yeniden doğuşun’ şehridir. Bu yöremiz öyle yer değişimleri, öyle depremleri yaşadı ki her değişimden, her dönüşümden her depremden sonra ‘ayağa kalkmayı’ bilen, her zorluktan sonra kendini ‘yeniden kuran’ bu şehir, aslında Türkiye’nin kentleşme serüveninin ‘aynası’gibidir.
Bugün Malatya’nın geleceğine bakarken, yalnızca binaları, yolları ya da altyapıyı değil, kentin ‘ruhunu’ da görmek gerekir. Çünkü şehir dediğimiz şey, taşla değil, ‘insanla kurulur.’
Kentleşme, artık sadece nüfusun artışıyla ölçülmüyor. Akıllı şehirler, yeşil enerji, sürdürülebilir yaşam, kültürel mirasın korunması gibi kavramlar çağımızın yeni ‘kent vizyonunu’ oluşturuyor. İşte Malatya da tam bu ‘dönemeçte’ duruyor: Geçmişin mirası ile geleceğin teknolojisi arasında bir ‘köprü’ kurmak zorunda.
Malatya’nın geleceği, ‘yeniden yapılanma’ kelimesine sığmayacak kadar büyük bir potansiyele sahip. Çünkü bu şehirde hem ‘doğa’ hem ‘kültür’ hem de ‘insan gücü’ var. Tarımda ‘akıllı sistemler,’ yenilenebilir ‘enerji yatırımları, kültür turizmi’ ve ‘teknoloji temelli eğitim’ alanlarıyla Malatya sadece bir Anadolu kenti olmaktan çıkıp ‘bölgesel bir çekim merkezi’ haline gelebilir. Gelmelidir…
Ama bunun için bir şey şart: ‘Kent bilinci.’
‘Kent bilinci,’ sadece belediyelerin değil, ‘her bireyin’ taşıması gereken bir ‘sorumluluktur.’ Bir şehrin kaderi, o şehirde yaşayan insanların ‘ufkuyla’ belirlenir. Malatya’yı sadece yeniden inşa etmek değil, ‘yeniden anlamlandırmak’ gerekiyor.
Gençler için ‘yaşanabilir, doğa için sürdürülebilir, tarih için saygılı bir Malatya vizyonu…’
Bu vizyonun merkezinde ‘insan’ olmalı. Çünkü her modern şehir, insana huzur ve güven verebildiği ölçüde ‘medenidir.’
Bugün Malatya’nın geleceğine baktığımda, betondan değil ‘bilinçten yükselen’ bir şehir görmek istiyorum. Yarınların Malatya’sı, geçmişin anılarını koruyarak geleceğin teknolojisiyle buluşan bir ‘bilinçli şehir’ olacaktır. El birliği ile oluşturmak zorundayız.
Malatya’nın geleceği, ‘yıkıntılardan doğan’ bir ‘umudun’ hikâyesidir. Ve bu hikâyeyi yazacak olan, bu topraklarda yaşayan insanların şehirlerine göstereceği ‘sevgi ve sorumluluktur. ’Bir şehir, ‘onu kuranların ruhunu taşır.’
Malatya’nın ruhu ise ‘çalışkanlık, misafirperverlik ve doğaya’ saygıdan beslenir. Ancak modern çağ bize gösterdi ki şehir sadece yaşanacak bir yer değil, aynı zamanda ‘yaşanabilir bir değerler bütünü’ olmalıdır. Bu yüzden Malatya’nın geleceği, ‘kentleşme kadar kent bilincine’ de bağlıdır. Çünkü yolları genişletmek kolaydır, ama ‘ufku genişletmek’ emek ister.
‘Bu vizyon,’ yalnızca bugünü değil, gelecek kuşakların yaşam hakkını da koruyan bir anlayışı temsil ediyor demektir.
Belediye başkanlarımıza ‘bu son söz ve son çağrımdır.’ Malatya’mızın yeniden yapılanma sürecinde, sizlerle istediğiniz ortamda elimden geldiğince şehrimizin geleceğinin her türlü güzelleştirilmesine ve iyileştirilmesine elimden geldiğince; bugüne kadar 25 yıldan fazla televizyon programcılığım yorumculuğum ve 40 yıldan fazla köşe yazarlığı yapan bir hemşeriniz olarak ‘hiçbir maddi beklentim’ olmadığı gibi bundan sonrada olmayacağını;‘her türlü hizmete ve ‘istişareye’ hazır olduğumu, ayrıca hemşerilerimizden sizlere katkı sunacak yüzlerle hemşerilerimizin hiçbir maddi beklenti beklemeden katkı sunacağını söylemek isterken, ‘hemşerilerimizin ortak aklını’ öne çıkarmamızı ve buna yol açmanızı öneriyorum.
17 Kasım 2025 Pazartesi günü Sonmanşet gazetesinde çıkan köşe yazım.
Asım Demirkök
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Hikmet Akademisi'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Büyük ağabey gözetliyor: 10 Kasım'da ''duygu ve davranış kontrolü''
İslam’ın evrensel mesajı ‘yerli ve milli’ sloganına sığar mı?