HILAL’I GÖRDÜM…
Bizim gençligimizde dersem kimse bu hikayeye söyle baslayacagimi düsünmesin: “Evvel zaman içinde (yani bir türlü asamadigimiz seksenlerin ortasi) kalbur saman içinde (saman sayisi kadar islamci örgüt), pireler berber iken develer tellal iken (buna yorum yazamadim korkumdan), ben annemin besigini tingir mingir sallar iken (Reddül muhtar) babam hemen yanimda singir mingir oynar iken,( Imam-i Merginani mi yoksa Imam-i Serahsimi) bir dal kopmus agaçtan, yuvarlanmis yamaçtan, (bu kesin El Hîdaye serhû Bidâyetü'l Mübte-di) almis onu bir adam, yapmis bir olta ondan.(ibn-i Abidin) yakalamis bir paluk ama bu paluk hem tavaluk hem izgaraluk…(El Feteva-i Hindîyye) peki birisi sormazmi madem balik yakalandi ne bu hindi… Hüsnüüü çay koy yeniden basliyoruz…
En avamnin da bildigi gibi Ramazan orucu Bakara Sûresi; 185 ayette de belirtildigi gibi her inandigini söylüyen müslümana farzdir daha önceki vahiy dinlerde oldugu gibi… Diyanet Meali :bu ayeti söyle veriyor: 2.185 - (O sayili günler), insanlar için bir hidayet rehberi, dogru yolun ve hak ile batili birbirinden ayirmanin apaçik delilleri olarak Kur’an’in kendisinde indirildigi Ramazan ayidir. Öyle ise içinizden kim bu aya ulasirsa, onu oruçla geçirsin. Kim de hasta veya yolcu olursa, tutamadigi günler sayisinca baska günlerde tutsun. Allah, size kolaylik diler, zorluk dilemez. Bu da sayiyi tamamlamaniz ve hidayete ulastirmasina karsilik Allah’i yüceltmeniz ve sükretmeniz içindir.( Simdi bu ayetin mealini olayin geçtigi 40 yil önce eger diyanet mealinde verseydim beni tefe koyar çalarlardi. Simdi o dönemdeki revaçta olan isimlerin mesela Ali Bulaç, Mustafa Islamoglu. Mehmet Okuyan, Ihsan Eliaçik, Mustafa Öztürk gibi abilerin meallerinden versem bu defa herhalde günümüzde linç girisimine ugrarim. Düsün ey okuyucu zalim felek bizi neylemis)
Görüldügü gibi oruç ibadeti’nin Ramazan ayin da «Farz» oldugu kat'i nass’la sabittir. Bu durumda; o aya girilip, girilmediginin nasil tesbit edilecegi önemlidir. Iste bu anlatacagim anektod yada “eskilerin hikayesi” tamda burada basliyor. Islami kaynaklarin yeterli sekilde tercüme edilmedigi yillardayiz, varsada ona ihtiyaç duyan gençlerin bütçelerinin yetmedigi alip okuma imkanimizin olmadigi günler. Tanidik veya teskilat gibi çalisan kitabevlerinden ödünç alarak bir kösede oturup aradigimiz ayetin tefsirine yada hadise bakip mevcut kitabevinin varsa fotokopisinden fotokopi (kopya) çektigimiz günlerimiz.
80’lerin ortasinda ülkemizde Islami bir bilinç olusturmak amaciyla simdi anlattigimizda garip gelen o zaman ise garip mi oldugunun farkina bile varmadigimiz olaylar silsilesi… Günün kosullarinda düzene yani mevcut rejime kafa tutacak ne bulursak onu degerlendirdigimiz zamanlar… Su müsrik bu kafir, akide’nin sahihligi, la ilahe illallahin tanimi, cahiliye toplumu, Darülharp, Darü’l Islam, taguti düzen, cuma namazi kilmak ya da kilmamak, oruca bir gün önce baslamak veyahut bir gün sonra bitirmek, mal bulmus magrip gibi her seyi kullandigimiz zamanlardi. Size tuhaf gelecek ama bunlari yaparken de bu hususta bizden daha samimi kimsenin olmadigi inancindaydik. Allah askina gülmeyin lütfen ; Saf ve temiz duygularla yapiyorduk, yoksa bizi kimse kurulmus saat gibi planlamiyordu. Ne yaptiysak Allah’in rizasini kazanmak için yapiyor idik. Tabi kisilikler yozlasiyormus, aileler dagilip ocaklar sönüyormus, vs.vs. Kimsenin umurunda da degildi. Bize sifir maliyetli elemanlar lazimdi. Is derdi olmayacakti, para derdi olmayacakti, harçlik sorunu olmayacakti, okul, sinav, üniversite vb gibi dertleri olmayacakti. Müslümanlar ne diyorsa pardon arkadaslar ne diyorsa onu yerine getirecektik. Gerekirse eve gitmeyeceksin, hanim evde beklemis, çoluk çocuk hastaymis, sinava girmezsen sinifta kalacakmissin, okul uzayacakmis, is aksayacakmis, ticaret bozulacakmis, bunlar mazeretten sayilmiyor du. Tabi Islami cemaat ve cemiyetlerde bunlar yazili kurallar degildi. Kimsenin resmen ve alenen böyle bir talebi de olmuyordu, fakat bu kurallar da tikir tikir isliyordu. Yani evlenmek Islami harekete engeldi. Meshur imza meselesinden dolayi bu düzende çalisilmazdi.Askerden kaç kaçabildigin kadar. Üniversite ögrencisi isen okulu uzatabildigin kadar uzat.Tüm gayret bir adim daha illeri hareketi götürmek ve bir kademe daha potansiyeli artirmak. Profesyonel devrimci pardon inkilapçi olmaliydik. Davamiz ile evli cihadda idik. Sehadet bizi bekliyordu. Cennette de hüriler. Sikintilarimizda yok degildi. Su ilgilendigimiz gençlere ismarladigimiz çay paralarini da Vahap istemese ne olurdu yani. Allah vesile olandan razi olsunBogaziçi’nden bogulmadan Sahile eristikte çay paralarini yazdirmaya basladik.
O günün kosullarinda hemen hemen her ilde Arapça bilen temel kaynak eserleri medreselerde okumus mollalar ve hocalar bulmak mümkündü. Hani saman sayisi kadar islamci örgüt demistik ya. Iste bunlarin baslarinda da hatiri sayilir adette muhterem mübarek hoca efendiler bulunuyordu… Bununla birlikte radikal çevrelerin genelde etkilendigi milli gazetede fikih kösesini yazan müstear ismi Yusuf Kerimoglu adinda bir hoca ve Istanbul’da mukim sehid Metin Yüksel’in babasi rahmetli Sadrettin Yüksel hoca son basvurulacak merciler olarak biliniyordu ve kabul ediliyordu…
Simdi yukaridaki baslik çerçevesinde o günlerde takip ettigimiz otoriterlerden yaziya dökülen hilali görme hususu ile ilgili literatüre baktigimizda sunlari görüyoruz:
Kur'an-i Kerim'de:"Ey iman edenler!.. Sizden evvelki (ümmet)lere yazildigi gibi, sizin üzerinizede oruç yazildi (farz kilindi). Tâki, korunasiniz"(5) hükmü beyan buyurulmustur. Oruc'un Hicret'ten sonra "Farz" kilindigi hususunda ittifak vardir. Sahih olan rivayete göre; Bedir Savasi'ndan kisa bir süre sonra farz kilinmistir.(6)
"RÜYET-I HILÂL" MESELESI(*)
802 - Kur'an-iKerim'de: "(O sayili günler) Ramazan ayidir ki, Kur'an o ayda indirilmistir. (O Kur'an ki) Insanlara (Mahz-i) hidâyet'dir. Öyle ise içinizden kim o aya (Ramazan'a) erisirse onu (orucunu) tutsun"(27)hükmübeyan buyurulmustur. Görüldügü gibi oruç ibadeti'nin Ramazan ayinda "Farz" oldugu kat'i nass'la sabittir. Bu durumda; o aya girilip, girilmediginin nasil tesbit edilecegi önemlidir.
Resûl-i Ekrem (SAV)'iiv. «Hilâli görmekie oruç tutun ve yine hilâli görmekle bayram edin. Eger hava bulutlu oldugu için hilâli göremezse niz, saban ayinin günlerini otuza tamamlayiniz» (28) buyurdugu bilinmektedir. Hanefi fûkahasi: «Saban ayinin yirmi dokuzuncu günü: aksam üzeri gurub vaktinde, insanlarin hilâli gözlemeleri vacibtir. Hilâli görürlerse, ertesi gün Ramazan ayi orucuna baslarlar. Eger hava bulutlu oldugu için hilâli göremezlerse, saban ayini otuz güne tamamlarlar» (29) hükmünde ittifak etmistir. Bu hususta tek bir ihtilâf mevcud degildir. (30) Hatta ihtilâfa medar olabilecek tek bir zayif kavil dahi yoktur.
805 • Astronomi alimlerinin; ayin hareketlerini esas alarak yaptiklari hesaplara Itibar edilerek. Ramazan ayina baslanilamaz. Ibn-i Abidin-, «Muvakkitlerin (Hesap uzmanlarinin) sözüne itibor yoktur. Yani halka oruç farz olmak için, onlarin sözü delil olmaz. Hatta Miraç adli kitabta: «Mü neccimin (llm-i Nücûm'da (Astronomi'de) ihtisas sahibi kimsenin] kendi hesabi ile amel etmesi caiz degildir» denilmistir. Nehir'de de su ibare vardir; Muvakkitlerin filan gecede hilâl gökyüzünde söyle görülecektir demeleri ile oruç tutmak lâzim gelmez. Sahih kavle göre, velevki ada let sahibi olsunlar» (33) hükmünü beyan etmektedir. Feteva-i Hindiyye’de: «Hilâl meselesinde, müneccimlerin haberlerine müracat edilemivecegi gibi, sahih olan kavle göre onlarin sözleri de kabul edilemez. Siracü’l Vehhac’ta da böyledir. Hatta bir müneccimin; bu hususto yaptigi hesapla, kendisinin amel etmesi de caiz degildir. Mi'racü’d-Diraye’de de böyle zikredilmistir» (34) hükmü kayitlidir. Meselenin özü sudur; Islam ûlemasi, astronomi ilminin sonuçlarini inkâr noktasinda degildir. Ancak hilâl'in gözlenmesi naiss'la sabit olan bir ameldir. Nitekim Hanefi fûkahasi, bunun «Vacib» olduguna kaildir. Ilmin ilerlemis olmasi, herhangi bir sey o Vacibi» ortadan kaldirmaz. Kaldi ki; gözle görmenin kalbe verecegi kafi azimle, «Takvim yapragina» bakmak arasinda korkunç bir fark mevcudtur(*).sh 410
DIPNOTLARI OLDUGU GIBI VERIYORUM…
5- Bakara-185
6- Mecmua Tefasir
(*) Yusuf Kerimoglu-Emanet ve Ehliyet (Islâm Ilmihali) 1.cilt sh-409 410-Ölçü yay-ist 1.bsk: 1985
(28) Ibn-i Humam - Fethul Kadir - Beyrut: 1315. I). Sadr Mtb. 3. Sh: 52-53.
Sahih-i Müslim - Ist: 1401. (Çagri Yay. K. Sitte Serisi, Cilt-1. Sh: 759,
Imam-i Serahsi - El Mebsut - Beyrut: ty C; 3. Sh; 64.
(29) Seyh Niazamüddin ve heyet - El Feteva-i Hindîyye - Beyrut: 1400. C’: 1. Sh; 197. Imam-i Merginani - El Hîdaye serhû Bidâyetü'l Mübte-di - Kahire: 1965, C: 1. Sh: 119,
îbn-i Hümam - A.g.e. C: 3. Sh; 52. Imam-i Serahsi - A.g.e. C: 3. Sh: 64.
(30) Malesef; kat’i nass'lara ragmen bazi çevreler «Hilal’in gözlenmesinden» rahatsiz olmakta ve bu hususta titiz davranan müminleri; «Fitne çikarmakla» suçlamaktadirlar. Allah-u Teala (cc) firaset nasiyb buyursun.
(31)Imam-i Meridnani - A.i;.e. C; 1. Sh: 131.
(33) Seyh Nizamttddin ve heyet - .A.K.e. C: 1. Sh: 191-198.
Ibn-i Abidin - Reddü'l Muhtar Ale'd Dürri'l Muhtar - Ist: 1983, C; 4, Sh: 228, ayrica Molla Hüsrev - Diirerû’l Uükkam fi $crbû Gureri'l Ahkam - Ist: 1301, C: 1, Sh: 196, Islâm Ansiklopedisi - «Oruç» maddesi, C: 9, Sh: 408. .Seyh Nizarottddin ve heyet - El Feteva-i Uindiyye - Beyrut: 1400, C: 1, Sh: 194.
Ibn-i Hümam - Fethû'l Kadir - Beyrut: 1315, D. Sadr Mtb. C: 2, Sh: 8S.
Simdi siz bu sartlarda ne yapabilirsiniz: Bir de bu dönem itibari ile Ramazan’a baslamak veya bayram yapmakla ilgili haberler genelde Suudi Arabistan veyahut Orta Dogu ülkelerinden geliyor. Türk insani da (O zamanlarda Islamcilarin Kürt hassasiyetleri yoktur du) buralardan gelen haberlere çok sicak bakmadiklari için bu hilal gözetleme isi de o dönem itibari ile radikallerin gözdesi olan sanki Malatya iline görev olarak düsüyordu. Her Ramazan’dan önce efkari umumiyenin tanidigi her Islami grup ve cemaatlerin müntesipleri Beydagi’nin tepelerine dogru özellikle Wenk bölgesine gidip Hilal‘i gözetlemeye çalisiyorlardi. Eger Hava bulutlu degilse ve hilal görülürse asagi inilince Istanbul’dan Sadrettin Yüksel’e telefon ediliyor Hilal‘in görüldügü beyan ediliyor, hoca kabul ederse fetva veriyor ve bütün Türkiye’ye ilan ediliyor böylelikle ramazan orucuna baslaniyor veyahut oruç bitirilip bayram yapiliyor du ertesi gün. Dönem itibari ile Taguti rejime yani düzene karsi çikilmis olunuyor böylelikle Islami bilinç artirilmis olunuyordu… Cuma namazi kilmamak ta bu babtaki islerimizdendi.
Tabi hilal görmede ustlasan isimler var idi. Saban’in son günü hatiri sayilir bir insan toplulugunun içinde ne hikmetse birkaç isim hilal‘i görürdü. Fetva verildikten sonra biz de hulusi kalp ile o hükme uyar, oruca ya bir gün önce veyahut halkla beraber veyahut herkesten bir gün sonra oruca baslardik. Bayram etme seklimiz de ayniydi. Tabi bu halimiz yillarca sürdü. Bu hususta kimsenin emir veyahut direktifi yoktu. Her cemaatin veya grubun genel egilimi böyle olmamakla birlikte her cemaat ve grupta bu rutin disi uygulamaya katilanlar da oluyordu, katilmayanlar da oluyordu… Ben askerdeyken Sabanan’in son günü demek ki hafta sonu iznine çikmisim ki memleketi arayabildim ve Hilal‘in göründügünü ögrendim. Ertesi günü tabii bayram yaptim. Benimle birlikte bölükte ramazan boyunca birlikte oruç tutan arkadaslardan birisi (Erzincanli Dursun) da bana olan güveninden dolayi o da erken bayram yapti. Fakat çok yillar sonra bu olaylardan bahsedip ve nedamet bildirip aslinda yanlis yaptigimizi ve af ve tövbeden bahsettigim de asker arkadasim karsisinda çok kötü duruma düsmüstüm… Çünkü bayram diye bozdugu orucun yerine 61 gün keffaret orucu tutacagini zannediyordu. Allah’tan sordugu hoca 1 e bir tutarsa yeterli olacagini söylemisti de paçayi kurtardik…
Bu hilal izleme veya hilal görme olaylarindan nedamet duydugumu ve pisman oldugumu yasadigimizi baska bir olayla da anlatmak istiyorum. Yine Ramazan bayraminin yakin oldugu günler beraber oldugumuz arkadaslar Hilal‘i gözetlemeye gideceklerini söylediler ve beni de davet ettiler. Davet etmelerinin sebebi daga çikacak arabamin olmasindan di. Ben de madem ki daga gidiyoruz, arabanin arkasini nevale ile doldurdum hem bir hava aliriz hem de ufak bir mangal yakariz Iftar yaptiktan sonra ineriz düsüncesindeydim… Fakat gözetleme mahaline gittigimizde baktim ki bizden baska herkes orada. Sanirsinki bedava dügün pilavi var. Benim beraberinde gittigim arkadasim (simdi rahmetli oldu) hilal görmede birinciligi kimseye birakmayan birisi. Fakat her cemaatten cemiyetten ve gruptan bir sürü temsilen arkadas dost ahbap var. Tabi hal böyle olunca ne arabanin arkasini açabildim ne de piknik isini aklimda geçirebildim. Neyse gelenlerle merhabalastik, hal hatir sorma faslidan sonra Hilal‘in çikmasini beklemeye basladik. Hava açik ve bulutsuzdu. Hava karardikça karariyordu, aksam ezani da okunmaya basladi, ama kimsenin bir sey gördügü yoktur du. Birdenbire daha önceki yillarda da hilal gözetleme de adi meshure çikmis beraber geldigim rahmetli bir kardesimiz “-aha su tarafta bakin, bakin dedi ve bakanlar bakti, görenler gördü ama ben bir sey görmedim. Tabi görmek için göz lazim, demek ki bizim gözümüz o kadar keskin degilmis diye düsündüm” . Hilali gören arkadasimiz benim arabamda oldugu için mecburen beraber asagi indik. Ve beraberce gittik çarsi merkezinde arkadasin dükkanini açtik. Kendisi telli telefondan Sadrettin Yüksel hocayi aradi “- hocam diye baslayaraktan o zamana kadar yasadigimiz olaylari anlatti ve Hilal‘in görüldügünü ifade etti… Telefonun ahizeesinde Sadrettin Yüksel’in sesini duyabiliyordum. Hoca efendi dedi ki “evladim Suudi Arabistan’da veyahut Orta Dogu ülkelerin hiç birisinde bu tür bir haber gelmedi bir tek sizin Malatya’dan böyle bir telefon aldim.” Peki bana söyleyebilir misin Hilal‘in açik agzi hangi tarafa bakiyordu saga mi sola mi? Ben görmedigim için problem yokturdu ama telefonda konusan arkadasimiz bana dönüp demez mi ki Hilal‘in açik agzi hangi tarafa bakiyordu…Diizzzttt erenköy derler ya. Iste ondan… Tabi bilemedik… Hoca da sahitligimizi kabul etmemisti…Anlayacaginiz fetva verilmedigi için yarin bayram degildi.
Herkes soruyor; Baktiginiz halde nasil görmediniz ki Hilal’in açik agzi hangi tarafa açik oldugunu bilmiyorsunuz diyordu. Abi nasil bilebilirdik? Mesela malatyali olanlara söyleyim, daha dogrusu sorayim: Siz her gün hükümetin önündeki Inönü anitinin önünden geçiyorsunuz, acaba Ismet Inönü heykelinin hangi eli cebinde. Haydi cevap verin, her gün gördügünüz seyi. Zannediyorum siz de sustunuz kaldiniz. Bakmak ayri bir sey, görmek ayri bir seydir…
Hilal izleme ve görme maceramiz böyle bozguna ugramisti… Aç ve susuz iftar etmeden evlerimize dönmüstük… Bu halimizlede ertesi günü tabi oruca devam ettik. Dagda bizim disimizda gelenlerin bunlardan haberi oldugunu zannetmiyorum. O dönemler cep telefonlari yokturdu. Sosyal medya, WhatsApp gruplari, iletisim bu kadar yaygin degildi. Ev veya isyerlerinde telli telefonlar vardi. Kimi arayasin, kime söyleyesin, aman orucunuzu bozmayin diye. O gün oraya gelen bizim irtibat kuramadigimiz bir sürü arkadasimiz ertesi günü bayram yapmisti tabi…
Isin en ilginci o dönemin radikal Islamci unsurlarin hepsi rejime karsi bir baskaldiri figürü olan her seye hevesle sariliyorlardi. Tanidigim Erdem adinda makina mühendisi bir agabeyimz vardi. Bu agabeyimiz O dönemin meshur pastanelerinden birisinden hazir bayram baklavasini almis tam çikiyor iken, bir önceki aksam Beydagi’nin eteklerindeki wenk köyünde hilal izlemeye gelmis birileriyle karsilasiyor. Ne var ne yok, selam kelam derken yav bayramla ilgili bir haber yok mu diyor. Bu esnada cebinden anahtari çikarip arabayi açip çalistirmak için tatliyi kullandigi taksinin üstüne koyuyor. Hele karsilastigi arkadastan bayram haberini alinca da keyifle tatliyi arabanin üzerinde unutup biniyor ve evin yolunu tutuyor. hem tatliyi eve birakirim hem de bir güzel karnimi doyurup bayram ederim diyor. Yolda giderken aracin üzerine biraktigi tatlinin tepsiye sarili kagitlari bayrak gibi sallaniyor. Karsidan gelen araçlar da sellektör yapip korna çalarak Erdem abiyi ikaz etmeye çalisiyorlar, fakat bizimki bayram haberini almis ya zaten sahura da kalkmamis bir an önce eve gitmeye çalisiyor tabi. Bu arada da kendisine yapilan sellektör ve korna çalma hareketlerinden etkilenerek masallah diyor Malatya’mizda ne kadar güzel bir bilinçlenme olmus. Bak herkes bayrami kutluyor elhamdülillah dedikten 5 dakika sonra aracin arkasinda önce bir tak sesi sonra da tingir mingir tepsi sesi gelince eyvah deyip kenara çekiyor. Meger ki aracin üstüne koydugu baklava tepsisi arabanin üstünden kaymis ve arkaya düsmüs… Bakiyor tatlinin toplanacagi yok tepsiyi alip tekrar çarsiya tatlicaya dönüyor. Allah’tan sürekli müsterisi oldugu pastahane Erdem abiyi tatlisiz birakmiyor ama pastahane sahibinden de aci haberi aliyor bayram olmadigini.
Yillar sonra yine bir ramazan günü sürekli beraber oturup sohbet muhabbet ettigimiz bir arkadas grubumuza Malatya’nin taninan hoca efendilerinden Mehmet Alptekin hocayi iftara çagirmistik. Gündem döndü dolasti nasil olduysa hilal izlemeye geldi. Mehmet hocaya bu konuda ne düsündügünü sordugumuzda ,kendisi de o dönemler bazi isgüzarlarin Abdullah Ibni Ömer’den gelen bir hadisi söyleyip ötesine söylemediklerini aslinda günümüz kosullarinda teknolojinin bu kadar ilerledigi bir dönemde hesap ve kitabin geçerliliginin söz konusu olabilecegini ve bugün ilerleyen astronomi ilmi ve uzay teknoloji sayesinde Hilal‘in daha iyi tespit edilecegini ifade etti. Hangi hadis deyincede bulundugumuz evin kütüphanesinde olun
Sahih-i buhari muhtasari tecrid-i sarih tercümesi.Diyanet isleri Baskanligi yayinlari sayi 123-3 cilt 6- 4.Bsk.Mütercim: Kamil Mirasin tercümesinden asagiya alintiladigim hadisleri bize okudu.
901 nolu Hadisin TERCEMESi lbn-i ömer radiyallahu anhuma'dan Resulullah salla' llahu aleyhi ve sellem'in soyle buyurdugunu isittim, dedigi rivayet edilmistir: Ey ümmetim! (Hilal-i) Ramazan'i gordünüzz miü orucu tutunuz, yine Hilal'i gordiigiiniizde iftar ve Bayram ediniz. Eger Hilal size bulutlu, kapah bulunursa artik onu yani Hilal-i Ramazan'i (tekmil-i selasin ile) takdir ve hisab ediniz. (Ve Ramazan'I otuza doldurarak Bayram yapimz). Sh-253 ayni hadis sh-255 de ayni ravi ve ayni anlam ile 905 nolu olarak tekrar edilir.. Bizim bildigimiz bu hadis idi.
Hadisin bir nevi devami ise Sh-258 de 908 nolu hadis olarak hilale bakma ve görerek ramazana baslama hususunu tamamlar… O dönem fetvacilarinin hiç zikretmedigi ve bizim bilmedigimiz ayni raviden farkli bir hadis. Haydi buyurun beraber okuyalim…
908 nolu hadis TERCEMESi: Abdullah ibn-i Omer radiy'a'llaihu anhuma'dan Neb i salla'lüihu aleyhi vc sellem'den soyle buyurdugunu isittigi rivayet edilmistir : Biz measir-i Arab; ümmi, (anadan dogma Sifatta) bir cemaatiz : ne yazi yazariz, ne de (nucumun seyrini,) hisab (ini) anlariz. (Bize lazim olan) bir ay (kah) soyledir: (kah) boyledir. (Ravi der ki :) Resulullah, bununla bir def’a ay yirmi dokuz, bir kere de otuzdur, demek iste (r gibi mtibarek parmaklariyle isaret buyur)du.
Evet Ben hilali gördüm ama kirk sene sonra. Sizde hilali görmeye çalisirsaniz kameri ayin aksam hilalin açik agzinin Mehmet Dogan Hocanin deyimi ile kalbinize dogru oldugunu unutmayin…
Iyi ramazanlar, sahurlar, iftarlar …Vesselam