28 Şubat Senaryoları Gırla Ama Ağlarız Gülünecek Halimize... 2

Darbe bilindiği üzere ülkenin silahlı kuvvetlerinin gerek emir -komuta yada rutindışı ordu içinde bir gurubun idareye ulus...
28 Şubat Senaryoları Gırla  Ama Ağlarız Gülünecek  Halimize... 2
Hasan DÜNDAR
Hasan DÜNDAR
Eklenme Tarihi : 21.02.2022
Okunma Sayısı : 415

Darbe bilindiği üzere ülkenin silahlı kuvvetlerinin gerek emir -komuta yada rutindışı ordu içinde bir gurubun idareye ulus (millet ) adına idareyi ele alıp iktidar olmasıdır…TDK’ya göre de “Askerî darbeyi yapanlarca  Hükûmetlerin, ekonomik ve sosyal sorunları çözmekte başarısız oldukları iddiası, cuntacılar tarafından askerî darbelerin başlıca sebebi olarak gösterilir. Ayrıca TDK darbenin ikinci manası olarak: “Bir ülkede baskı kurarak, zor kullanarak veya demokratik yollardan yararlanarak hükûmeti istifa ettirme veya rejimi değiştirecek biçimde yönetimi devirme işi”nin de darbe olduğunu ifade ediyor… Ülkemizde 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül olan darbeler onar yıl ara ile yapılan askeri müdahalelerdir…Peki postmodern darbe ne demek?  Diyecek olursak…Ne darbe sayılan, ne de darbe kategorisi dışında bırakılabilen eylem…  Fakat 28 şubatta böyle aleni bir müdahale olarak değilde postmodern bir şekilde kadife darbe yapılmıştır… Aleni olmamasının nedeni olaylar esnasında mehter marşı değilde İzmir marşının çalınmasıdır !!!  Şaka bir yana, 28 şubatta hem asker hem bürokrasi hem STK’lar hemde üniversite var… Yani Demir yumruk bir kadife eldiven içinde, “postmodern darbe”.  Bu terim, Türkiye’de ordunun siyasi hükümete yapılacakları ve yapılmayacakları dikte ettiği, yani demokratik olmayan bir kurumun, demokrasinin işleyişine müdahelesini anlatmak için kullanılır.

Fakat, postmodernlik, aslında bir manada ileri modernlik anlamına gelir. Güncel sosyo-ekonomik özelliklere işaret edebildiği gibi, MGK (Milli Güvenlik Kurulu) kararlarının tavsiye niteliğinde olması ve sonrasında iktidar tarafından dikkate alınmaması, 28 şubat’ı postmodern darbe olarak nitelemeye sebep verir. Yoksa bu makale serisinin birinci bölümünde belirttiğimiz gibi orman kanununa bile aykırı bir şekilde seçimlerde birinci parti olarak çıkan Refah Partisinin lideri Necmettin Erbakana hükümeti kurma görevi verilmeyip ikinci çıkan partiye de değil seçimde üçüncü olan partinin liderine hükümet kuma görevi verilmiştir.  ANA-YOL hükümeti güvenoyu alamadığı halde azınlık hükümeti olarak devam ettirilmek istenmesine rağmen Allah’tan anayasa mahkemesi yapılan itirazı kabul etmiş ve hükümet kurma işi tekrar N.Erbakan hocaya tevdi edilmiştir…Edilmiştir edilmesine ama bu sefer hükümeti nasıl çalıştırmayız, elini kolunu nasıl bağlarız, halkın gözünde nasıl düşürüp hükümeti yıkarız faaliyetleri başlamıştır…Gerçi Refah-yol hükümetide BBP’nin dışarıdan desteği ile güvenoyu alabilmişti…Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nun meclis kürsüsünden  “Müslümanların iktidarına engel oldunuz demeyesiniz diye KERHEN destekleyeceğiz” sözü tarihe mal olmuş bir söylemdir…

 

REFAH-YOL Koalisyonun kurulmasından sonra Atatürk'e, laikliğe ve cumhuriyete karşı Refah Partisi'nin bazı milletvekilleri, il ve ilçe teşkilatları ve üyeleri tarafından edilen güya hakaretler ve sokaklardaki güya şeriat eylemleri kamuoyunun bir kesiminde endişe ve tepki ile karşılanması için özel organizasyonlar yapıldı... Yapılan herşey ve her hareket ters yüz edilerek şeriatçılık, gericilik, laikliği ve devleti yıkarak Kemalizme karşı bir kalkışma olarak gösterildi, lanse edildi…

Başbakan Necmettin Erbakan'ın ilk yurt dışı ziyaretini İran'a yapması eleştirildi. Erbakan, 2 Ekim-7 Ekim 1996 tarihleri arasında sırasıyla Mısır, Libya ve Nijerya'yı ziyaret etti. Libya'da bir çadırda Muammer Kaddafi'nin Türkiye Cumhuriyeti'ni suçlayan ağır sayılan sözleri karşısında güya sessiz kalması basın ve muhalefet tarafından büyük tepki çekti. Kaddafi Kürtlere eziyet ediyorsunuz demişti… Çünkü o dönem öldürülen kürt aydınları, köy korucuları sisteminin gelişmesi;  ve sosyaldemokrat halkçı parti ve emek partisi ile çevrelenen kürt siyasi aktivitelerinin tamamen durdurulması gibi olaylar, 28 şubat öncesinde gündemde olan siyasi gelişmelerden bazılarıydı.

Tam bu esnada kamuoyunca pek bilinmeyen Müslüm Gündüz liderliğindeki Aczimendiler denilen Risale-i Nur gurubu harika (!) bir zamanlama ile  6 Ekim 1996'da Ankara Kocatepe Camisi'nde "Şeriat isteriz!" diye bağıran sakallı, cübbeli ve asalı olarak gösteri yaptı.                     

Başbakan Erbakan, 3 Kasım 1996'da Susurluk'ta meydana gelen trafik kazasından sonra tartışılan mafya-siyasetçi-polis ilişkileri için "Bunlar faso fiso." dedi. Olaya tepki olarak yurt çapında başlatılan "Sürekli Aydınlık için Bir Dakika Karanlık" eylemine katılanlar için ise "Gulu gulu dansı yapıyorlar." dedi. Erbakan'ın Adalet Bakanı Refah Partili Şevket Kazan da bu eyleme katılanlar hakkında, "Bunlar mumsöndü oynuyorlar." diyordu. Bu sözler de maksadını aşacak şekilde çok büyük tepki çekti.

Refah partililerin en küçük teşkilat birimindeki teşkilat elemanından başbakana kadar herkes artık projektörlerin altında mercekler ile inceleniyordu…10 Kasım 1996'da Kayseri'nin Refah Partili Belediye Başkanı Şükrü Karatepe, Refah Partisi İl Divan toplantısındaki konuşmasında şöyle dedi: "Süslü püslü göründüğüme bakıp da benim laik olduğumu sanmayın. Zaman zaman içinde bulunduğumuz şartlarda, mecburiyet karşısında gittiğimiz yerde inancımıza küfredilirken, milletimize küfredilirken, bütün değerlerimize küfredilirken içimize kan akıyor ama resmî görevimiz icabı orada bulunmak zorunda kalıyoruz. Tek parti rejiminin kalıntısı, çağ dışı olmuş, insanları köle gibi gören ve rey verip de yöneticisini seçen insanlara hiç muamelesi yapan bu düzen mutlaka değişmelidir! Ve Müslümanlar, sakın ha içinizden bu hırsı, bu kini, bu nefreti, bu imanı eksik etmeyin! Karatepe bu konuşması nedeniyle 1 yıl sonra DGM'de yargılanacak ve 1 yıl hapisle birlikte 420.000 lira ağır para cezasına mahkûm edilecekti.

Yine 10 Kasım 1996'da İkinci Zırhlı Tugay Komutanı Tuğgeneral Doğu Silahçıoğlu, İstanbul Sultanbeyli'de ilçe meydanına kimseye danışmadan Atatürk heykeli dikti, caddenin adını değiştirdi. Refah Partili Belediye Başkanı Ali Nabi Koçak, Silahçıoğlu hakkında suç duyurusunda bulundu. Bu, cumhuriyet tarihinde askere açılan dava olarak bir ilk oldu. Şimdi bu satırları okuyan gençler ne var bunda diyecekler… Halbuki Refahlı bir hükümetin halkın gözönüne serdiği kamuoyunun öğrendiği en büyük gerçek yönetim şekli ne kadar cumhuriyet olsa ve ne kadar demokratik seçimlerde olsa ve hükümeti oluşturan partiler istedikleri kadar bir yüzde ile rey alsalarda asla iktidar olamayacaklarının ayan beyan ortaya çıkmasıydı…Çünkü devletin sahipleri askerlerdi ve bu askerlerin değil de bir onbaşının pırprını ancak sevmek maksadıyla okşayabilirdiniz…

1997'ye girildiğinde bazı Refah Partililerin illegal elde edilen konuşmalarının kasetleri televizyon kanallarına servis edildi ve kamuoyunda büyük tepki yarattı. İlk olarak Refah Partisi'nin Rize milletvekili Şevki Yılmaz'ın daha önceden çeşitli yerlerde yaptığı konuşmalar yayımlandı. Şevki Yılmaz'ın konuşmaları şöyleydi: "Sana savaş açan; sağcılık, solculuk, Kemalizm, kapitalizm, laiklik ve bütün şeytani düzenleri boykot ederek nöbete geliyoruz. Refah için, Millî Görüş için!"…. "Türk Ceza Kanunu İncil'e göredir, Türk Medeni Kanunu İncil'e göredir!" "Ben Hizbullah'ım ve Hizbullah olmaktan da şeref duyuyorum!"…. Diyorlarki  " 'Eşinizle beraber 30 Ağustos'taki kokteyle katılın.' 'Bana bak.' dedim, 'Ben d……s değilim!' " … "Geçen Gaziantep Belediye Başkanı, kurban keserek Antep'te modern bir genelev yapıyor. Kerhane. Ve diyor ki: 'Ben sosyal eşitlikten yana, sosyal adaletten yana bir partinin temsilcisiyim.' Madem sen eşitlikten yanasın p…..k adam, önce han…..ı gönder de bu eşitlik sağlansın!" ….."Ama muvaffak olamadık, önümüze kanun çıktı. Bu p……….klerin oluşturduğu Türk parlamentosundan... Türkiye'nin başı ve parlamentosu ihanet içindedir. Bu ülke hainlerin elindedir!"

Daha sonra yine partinin önde gelenlerinden, bir aralık partinin sözcülüğünü de yapmış olan Hasan Hüseyin Ceylan'ın konuşması gündem oldu: "Kemalizm korkunç bir zulüm çarkı hâline dönüyor. 23'ten önce, 23'ten sonra. 1923'ten önce, 29 Ekim'den önce Doğu'da; ne Bingöl'de, ne Bitlis'te, ne Hakkâri'de, ne Diyarbakır'da, ne El Aziz'de, ne Adıyaman'da, ne Artvin'de bir tane katliam yok... Asker kalkmış diyor ki: 'PKK'lı olmanıza müsaade ederiz ama şeriatçı olmanıza asla!' diyor. Bu kafayla çözemezsin onu sen. Çözüm mü istiyorsunuz? Şeriatçılıktır."

Refah partisi’nin ümraniye müftülüğünden milletvekilliğine getirdiği Hasan Mezarcı, şu ifadeleri kullanmıştı: “(…) Mustafa Kemal ölmedi mi? Niye hala izindeyiz niye deyip duruyorsunuz o zaman? Ordudan bir sürü insan atıyorsunuz, Mustafa kemal’in ilkesi lailkik adına. (…) üniversiteden bacılarımızı atıyorsunuz, onun adına. (…) kerhane açıyorlar, onun adına; meyhane açıyorlar, onun adına (…). ”Hasan Mezarcı sonra RP’den ihraç edildi, yargılandı ve tutuklandı. Yıllar sonra iddiaya göre sistemli bir işkence ve ilaç zehirlenmesi sonrası hapisten çıktığında, kendisini Meryem oğlu İsa olarak tanıtacaktı. Şimdi Mesih olarak Memleketi Düzce'nin Aydınpınar köyünde yaşamını sürdüren Mezarcı, havarileri (şahitleri) olduğunu iddia ettiği cemaati ile faaliyetlerini kendisine ait internet sitesi ve sosyal medya hesapları vasıtasıyla devam ettirmektedir…

Bütün bunlar olurken Başbakan Erbakan, 11 Ocak 1997'de resmî başbakanlık konutunda tarikat liderleri ve şeyhlere iftar yemeği verdi. Davetli listesinde yer alan isimlerden biri de Fethullah Gülen'di ancak Gülen iftar yemeğine icabet etmedi. Görüntüler kamuoyunda geniş yer buldu, muhalefet partileri ve Türk Silahlı Kuvvetlerinde (TSK) tepkiye neden oldu ve komuta kademesi, Başbakan Erbakan ve Başbakan Yardımcısı Tansu Çiller'i eleştirdi. Yüksek rütbeli subaylar 22 Ocak 1997 tarihinde Gölcük'te toplanarak irticanın iktidarda olduğunu tartıştılar.                 

30 Ocak 1997'de Sincan Belediyesi, "Kudüs Gecesi" düzenledi. Salona Hamas ve Hizbullah liderlerinin fotoğraflarının asılması, İran Büyükelçisi'nin yaptığı konuşma ve sergilenen cihat oyunu kamuoyunda büyük tepki yarattı. Sincan Belediye Başkanı Bekir Yıldız tutuklandı, mahkûm edildi. İran Büyükelçisi ülkeyi terk etmek zorunda kaldı

Cımbızlanan konuşma ve olayların yanında işin tuzu biberi cinsinden olaylarda eksik olmuyordu…3 şubat 1997’de, Ankara’da Star tv muhabiri Işın Gürel, muhafazakar biri tarafından saldırılarak darp edildi. 11 şubat’ta şeriata karşı kadın yürüyüşü Ankara’da yapıldı. 23 şubat 1997’de fatih camii’nde öğlen namazının ardından bir grup ellerindeki yeşil bayraklarla “şeriat isteriz”, “yaşasın hizbullah” sloganlarıyla yürüdü. islamcı gazeteci Yaşar Kaplan, gerektiğinde İslam uğruna şehit olacaklarına dair bir açıklama yaptı.Ya Fadime Şahin ve Ali Kalkancı hiç unutulmayacak figürlerdi. Genç ve güzel hemde Türbanlı, aman Allah’ım bir ağlıyor ki sorma gitsin, yürekleri dağlıyor…Neymiş efendim sahte şeyh Ali Kalkancı kendisini aldatmış…Ali Kalkancı kim peki? Ali Kalkancı: Dönemin ‘Sahte şeyhi’. Siyasete zemin hazırlayan irtica tehdinin ‘tarikat liderleri’nden. Kalkancı yıllar sonra İstanbul polisinin ortaya çıkardığı büyük bir uyuturucu fabrikasının sahibi olduğu gerekçesiyle tutuklandı. Şu anda cezaevinde. Haydi Ali Kalkancı Fadime Şahin’i Aldattı, peki Aczimendiler lideri Müslüm Gündüzü kim aldattı… Fadime şahin olaylar devam ederken herkes onunla ağlayıp sızlarken vede dincilere ateş püskürürken bu sefer Fadime Şahin Müslüm Gündüz’le bir evde uygunsuz bir şekilde basın ordusu eşliğinde basıldı…Hani derler ya tilki tilkiliğini ispatlayana kadar postu pazarda satılırmış. Her ne kadar Müslüm Gündüz hoca ben nikah kıydım benim nikahlı eşim desede kendine bağlı ve inananların dışında hiçkimse bunu duymak bile istemedi…Peki şimdi Malatya’lı Fadime Şahin nerde? Estetik ameliyat olmuş, türban fora ve yeni bir kimlik kartı… iyi seyirler…GÜLELİM AĞLANACAK HALİMİZE…


Bu ülkede adi birer istismarcı olanların üzerinden İslami kimliğin,dini  değerlerin, camianın tümüyle töhmet altına alınması çabalarıyla ilk defa karşılaşmıyoruz. Meşhur hikayedir keçisi çalınan hocanın haberini yapanların HOCA KEÇİ ÇALDI manşeti attıkları… Elbette bu tür kirli, alçak tipleri eylemleriyle ve kişilikleriyle lanetlemekten geri durmayacağız ama bu tür gündemleri  dindarların aleyhine bir kampanyaya dönüştürmek için pusuda bekleyen, daha ötesi tuzak kuran zihniyeti de görmezden gelmememiz lazım…                 

12 Eylül öncesi 5000 sağdan soldan gencimiz toprağa düşerken darbe şartlarının olgunlaşmasını bekleyenlerin bu sefer aceleleri vardı… 4 şubat’ta Ankara sincan’da askerler 20 tank ve 15 zırhlı araçla geçiş yaptı. Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hikmet Köksal, Kurmay Başkanı Orgeneral Doğu Aktulga'ya emir vererek Eğitim ve Doktrin Komutanı Korgeneral İzzettin İyigün'e bağlı Zırhlı Birlikler Okulu ve Eğitim Tümeninden 80 tankın Sincan'dan geçmesini istedi. O sırada tümen komutanı Tümgeneral Erdal Ceylanoğlu'ydu ancak Ceylanoğlu olay sırasında izinliydi. Dönemin Genelkurmay II. Başkanı Orgeneral Çevik Bir, tankların yürütülmesi için, "Sincan'da demokrasiye balans ayarı yaptık." dedi. Bu arada Cumhurbaşkanı Demirel’in ve Deniz KK Ora.G.Erkaya’nın uyarıları gazete manşetlerini oluşturuyordu… 5 şubat’ta cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, başbakan N.Erbakan’a uyarı mektubu gönderdi.Deniz kuvvetleri komutanı oramiral Güven Erkaya “irtica, pkk’dan daha tehlikeli” dedi.

Halkın oyları ile seçilen ve mecliste güven oyu almış T.C. Nin 54.Hükümetini çalıştırmamak,  başarısız kılmak ve yıkmak için tasarlanan senaryolar adım adım işleme konuluyor, hükümeti önce halkın gözünden düşürürek sonrada gerçekten düşürmek istiyorlardı…Çünkü gerçekleştirmek istedikleri başka bir şeydi. BBP lideri Muhsin YAZICIOĞLU’nun  sonra “siz müslümanların iktidarına engel olduğunuz demeyesiniz diye” dışarıdan KERHEN destek vererek kurulmasına  vesile olduğu REFAH-YOL hükümetini niçin desteklediğini izah ettiği sözleri çok ama çok manidar dı…”BEN NAMLUSU MİLLETE ÇEVRİLMİŞ TANKA SELAM DURMAM, TÜRKİYE İRAN OLMAYACAK DİYENLERE SURİYE OLMASINA DA BİZ MÜSADE ETMEYECEĞİZ, BANA MÜSLÜMANLARIN İKTİDARINA ENGEL OLDU DEDİRTMEM”…Görünen köye kılavuz gerekmez derler ya…İşte öyle bir şey…28 şubat günü 9,5 saat süren bir M.G.K (Milli Güvenlik Kurulu ) toplantısı yapıldı…İşte bu sürecin hikayesi o gün (28 şubat ) alınan MGK kararlarının ismi ile anılır oldu…Tabi iş sadece isim olarak hikaye!!! Yoksa ne romanlar, ne tezler yazıldı bu vesileyle, vesselam…

YORUMLAR
YENİ YORUM YAP
güvenlik Kodu
EDİTÖRDEN
ALINTI YAZARLAR TÜMÜ
Ramazan KAYAN

Ramazan KAYAN

Yasince Yaşamlar

Fatma BARBAROSOĞLU

Fatma BARBAROSOĞLU

Bir İbadet Olarak Kurban Kesme

Ahmet TAŞGETİREN

Ahmet TAŞGETİREN

O İşin Matematiği Var

Fatih OKUMUŞ

Fatih OKUMUŞ

Müslüman Orucu

Necip CENGİL

Necip CENGİL

Hayata ve Bilmeye Dair

Prof. Dr. Ulvi SARAN (Malatya Eski Valisi)

Prof. Dr. Ulvi SARAN (Malatya Eski Valisi)

Mustafa Yazgan’ın Ardından…

Ali BULAÇ
Ali BULAÇ

Taliban Üzerine

Vahdettin İNCE

Vahdettin İNCE

Taliban’dan Beklentim

Salih TUNA

Salih TUNA

Tehlike ve Müjde!

Taha ÖZHAN

Taha ÖZHAN

Tunus’a Darbe

Byung- CHUL HAN

Byung- CHUL HAN

Yorgunluk Virüsü…

Ramazan BEYHAN

Ramazan BEYHAN

Darbe İnsanlık Suçudur

Tanıl BORA

Tanıl BORA

Üç Terzi

Cemile BAYRAKTAR

Cemile BAYRAKTAR

Yüzyılın İşgali

Mehmet ALAGAŞ

Mehmet ALAGAŞ

Biyografi

Bizimle sosyal ağlarda bağlantı kurun!