Epistemik Şiddetin Retoriği

Her asrın zihin yapısı kendi evvelininden gelenine ek yaparak yada yap boz şeklinde deneme ile bir imar ve ıslah içerisinde oldu...
Epistemik Şiddetin Retoriği
Hasan DÜNDAR
Hasan DÜNDAR
Eklenme Tarihi : 11.03.2021
Okunma Sayısı : 882

Her asrın zihin yapısı kendi evvelininden gelenine ek yaparak yada yap boz şeklinde deneme ile bir imar ve ıslah içerisinde oldu. Dini inanışa göre melekler insanın yaratılışına “..fesat çıkaracak ve kan dökecek birini mi yaratacaksın.” diye çekingenliklerini belirtirlerken; Yeryüzünde yaşamın ilk diliminde, Kuran’ın ifadesi ile Adem’in iki oğlundan biri diğerini (Kabil kardeşi Habil’i) öldürdüğünden beri yine, her asrın zihin yapısı kendi şiddet türünü oluşturup  ontolojik olarak” çağdaş şiddeti inşa etme” mecburiyetinde(!) yada paradoksal durumda kaldılar.              

Bu makalenin amacı ne bir uygarlık tarihi nede bir peygamberler tarihi anlatmaktır.Total olarak olmasada, köken olarak hınç, nefret, garez, kıskançlık, kibir, kötü niyet, kendini üstün görmek, müstağnilik, haset, iktidarsızlık, haz, istek v.b insanda (gerek doğuştan gereksede sonra kazanılanılarak) bulunan özelliklerin (hasletlerin) dışa vurumu olan şiddetin yada şiddet türünün ontolojik olarak bir nevi serüvenine göz atarken günümüzde “epistemik şiddete” evrilmesinin retoriğinin tesbitini yapmaktır. .           

Felsefeye ait bir deyim olarak, Epistemoloji, kelime anlamı bilgi anlamına gelen Yunanca episteme deyimiyle, bilim anlamında da kullanılan Yunanca logos deyiminin birleşimidir ve dilimizdeki tam karşılığı bilgi kuramıdır (1). Epistemoloji; “felsefenin, bilişsel süreçlerin oluşumlarından ziyade, bilgiyi genel olarak ele alan, bilgiyle ilgili problemleri araştıran, bilginin kaynağını, doğasını, doğruluğunu, sınırlarını inceleyen bir dalı”(2 ) olarak tanımlanmaktadır. O halde epistemoloji, bilgi ile ilgili olmak demektir. Bilgi ile ilgili sorunlarla uğraşmak, bilginin özünü, doğasını, sınırlarını araştırmak, epistemolojinin “ana” amacını oluşturmaktadır. Allah “Epistemik Cemaat” kitabının yazarına rahmet eylesin(3) Bir bilim sosyolojisi denemesine diye başladığı yapıya bir tuğla ile de olsa katkı vermek istedik.Çünkü “Işık neredeyse,gölge de oradadır, söyleminden; Gölge her ne kadar GERÇEK benim dese de ontolojik olarak ömrü ışığın yansımasının kesilmesine kadardır.Işık bitti mi,gölgede biter.Gölgenin aslında gerçek benim iddiası da biter.Her çağın ışığı farklı ise acaba gölgesi de farklı olmazmı? Her dönemin aydınlanması farklılık arzediyorsa,asıl benim diyen yalancıların sözü hangi yatsıda biter acaba? Ve her devirde yatsı vakti varmadır acaba?              

Şu günlerde pandemi diyerek ortak bir dil olarak adlandırdığımız “salgın ve bulaşıcı” hastalık covit-19 denilen illetin şahsım olarak iddia tesbitim şudurki “hala ne olduğu,tesbiti,teşhisi ve tedavisi tam tamına doğru diyebileceğimiz şekilde yapılamamıştır...”(4). Komplo teorilerine sığınma gibi bir niyetim olmasada Çin, Wuhan, Labaratuvar, ABD, virüs ve Aşı kelimeleri epeyce bir süre hem dünyayı hemde dünya içerisinde yaşamlarını sürdüren insanları hatırı sayılır şekilde meşgul edecektir.Çünkü şiddet bu asır ve bu zihin yapısına göre yeni bir versiyona geçmektedir.Belki şimdilik bir BİOTERÖRİZM’den bahsedilmez ama ilerleyen sahnelerde ve günün sonunda modernitenin ruhsuz tekamülü olan postmodernizmin insanlığı getirip reva gördüğü zulüme herkes şahitlik edecektir.         

“Nefes alamıyorum,“ haykırışı “beyaz adamın ideolojisinin” bir sonucudur. Dünyanın en gelişmiş en modern ülkesinde medeniyetin(!) ve modernitenin zirvesinde iken 25 mayıs 2021 de ABD polis şiddetine en ilkel e en vahşi şekliyle maruz kalan siyahi George Floyd’un son seslenişidir.Dünyanın İlk şiddet belki “el” ile sonuçlandırıldı ve dinseldi. Şeytani fısıldamaların mücessem eseri ırkçılık kendi dinsel ibadeti (yanlış Hak anlayışı) için bir insanın ölümüne sebep oluyordu.Zaman değişmişti, ele alınan çeşidi ne olursa olsun SİLAH artık ŞIRINGA halini almış vede zihinsel olarak ALGI ve ALGI YÖNETMEK artık bir şiddet şekli ise PRADİGMA oluşturmak ta “epistemik şiddetin döl yatağıdır”. Bilişimde 3G tiplemesi gibi,  modernizmin ruhunu bile kavrayamayan insanımıza 5.0  gibi postmoderniteden bahisle “dünyanın insansızlaştırılması”üzerine olan teoriler uygulanmaya konulmuş ve yürürlükteki bu uygulamaların uluslararası küresel sorunlarının çözümü için tebliğler yayınlanmaktadır. Bir dönem ülkemizde  meşhur olan “KASET” olayları, şiddetin zamanı itibariyle farklı bir şeklini ve tanımını değiştirirken; aslında bu bir “epistemik şiddet “ ise, küresel olarak yaygınlaşan zamanı itibari ile Lut’i lik olarak bilinen ve çağdaş isimlendirmesininde kısaca “LGBT” olarak bilinen davranış biçimide bir “epistemik şiddet” uygulamasıdır. Daha doğrusu postmodernizmin bir sonucudur. (5) Çünkü insan üremesini engellemek amacına katkı veren ve insanın temel davranış türleri olan tabi haz ve isteklerini yanlış kanalize ederek dünyanın insansızlaştırılması projesine katkı verilmektedir. Ülkemiz dahil bugün yürürlükteki “İstanbul sözleşmesinin farklı bir şiddet ürettiği” açık seçik ortaya çıkmıştır.(6) Üzerinde durulması gereken husus (kanaatimce) “şiddetin” önlenmesi amacına matuf olarak ihdas edildiği söylenen bir metnin bizzat kendisinin taşıdığı “epistemik şiddet” potansiyelidir. Sonuçları itibariyle daha sarsıcı ve kalıcı izler bırakan epistemik şiddet, fiziksel şiddette olduğu gibi hemen fark edilebilen bir özelliğe sahip değildir. Daha çok dil ve kavramlar aracılığıyla ve/veya tasavvur ve yorum üzerinden belirleyici olmuştur.                

Mesela “Modernite öncesi zamanlarda şiddet her yerde hazır ve nazırdır. Gündelik hayatın bir parçasıdır ve alenidir. Toplumsal pratiğin ve iletişimin önemli bir parçasıdır, hatta onun için yalnız fiilen uygulanmakta kalmaz seyirlik hale getirilir. Hükümdar iktidarını öldürme fiili üzerinden kan dökmek vasıtasıyla ilan eder. Kamusal alan, orada sahnelenen kanlı seyirlikler, iktidarını, haşmetini kurgulamak içindir. Şiddet ve şiddetin tiyatral sahnelenişi burada iktidarın ve hegemonyanın önemli bir aracıdır.”(7) Modernitede ise “şiddet yalnız siyaset sahnesinde değil, hemen tüm toplumsal düzlemlerde giderek meşruiyetini kaybeder.Şiddetin her türlü gösteri mekanı da kapanır.İnfazlar artık genel kamuoyunun giremediği özel mekanlarda yapılır.” ....”Egemenlik toplumunu simgeleyen kanlı şiddet sahnesi her türlü kamusal ilgiye kapalı, kansız bir gaz odasına kaymıştır artık. Şiddet kendini grurla sahnelemek yerine utançla gizlemektedir.Hala vardır ve uygulanmaktadır ama kamusal alanda gösterilmez...(8)                

Dünya savaşlarının basit zannedilen sebepleri geri tarafta haklı haksız ansiklopedik bir bilgi yığınını beraber taşır ama Hiroşima ve Nagazaki katliamları(1941)  moderin silahlar ile adeta modernizmin bitişinide ilan ediyordu. Yada Halepçe katliamı ve soykırımı “geç modernite olarak”adlandırılan yine modern ama daha vahşi silahlar ile üretilen şiddetin insan üzerindeki etkileri itibari ile farklı bir retoriğe sahiptir.”Kısacası modernite ve modernizim birbirinden farklıdırlar.” Birisi düşünce diğeri ideolojidir. Bu farklılık çerçevesinde modernitenin menşei ve  ruhu anlaşılmadan; süreci, sürece bağlı kavramlaştırmayı isimlendirmemiz ve amlandırmamız sürekli yanlışlara yar olacaktır. Çünkü batılılar proje, fikir ve düşüncelerden olaylara ve sonuçlandırmaya giderken, biz doğulular olaylardan sonra neden niçin nasıllar ile fikir ve düşünceler oluşturuyoruz.Bakınız her meydana gelen olaydan sonra gidip batılıların yazdığı bilmem hangi kitabın hangi sayfasında bilmem kaç yıl önce yazıldığını bulup yine  ağız dolusu küfür ve hakaretler ile tartışıyoruz...Bu daha önce radikal dönemlerimizde yaptığımız ve hala yapmaya devam ettiğimiz Kuran’ı Kerim’i bir fizik kimya kitabı yaparak hayatın dışına itmemize benziyor. Bilmeliyiz ki ,Artık yeni sömürü projelerinin Emperyal Pradigmalarının eseri olan şiddet tezahürleri epistemik şiddetin retoriğinin postmodernizm ile belirgenleşeceğini işaret etmektedir.                

Felsefecilerin çağ açan yada çağ kapatan olaylar gibi, modernizm  öncesi, modernizim ve postmodernizm dönemlerini keskin şekilde birbirinden ayırt etmek mümkün görünmüyor.Hatta kıtalar coğrafyası ve ülkeler bazında sert kırılmalardan ziyade “AKIŞKAN ve  GEÇİŞKEN” bir durum sözkonusu iken;Afganistan Hindukuş dağlarının bir mağara kovuğunda, dünyanın öbür ucunda, yine dünyanın tek patronu bir ülkenin simgesel binalarına,ayrı havaalanlarından kalkan uçakların aynı saatlere denk gelecek şekilde kalkarak adeta KIYAMET BENZERİ bir vuruş ve imha gerçekleştirmesi kimin modern kimin ilkel sorusunu boşta bırakmaktadır.   

Bu noktada J.Derida’ya kulak verirsek :“Teröristler” olarak adlandırılan kimseler, bu bağlamda “ötekiler”, “Batılılar” olarak bizlerin hiç anlayamayacağı mutlak ötekiler değiller. Onların, uzun süre çeşitli Batılı yollardan, Batılı bir dünyanın kendisi tarafından toplandığını, eğitildiğini hatta silahlandırıldığını unutmamalıyız, ki hem eski hem de güncel tarihiyle “terörizm” sözcüğünü, tekniklerini ve politikasını batı dünyası icat etmiştir. (J. D) Bu bağlamda kendimizi başka kültürler karşısında normatif olarak nasıl tanımladığımız da önemli. Batı kendi imajını bu şekilde yenilerken, uygarlaştırıcı bir güç olarak algılanmak için politikalarını nasıl değiştirmesi gerektiğini de öğrenebilir. Sınır tanımayan kapitalizmi siyasi anlamda frenlemeden dünya toplumunda yaşanan korkunç katmanlaşmaya çare bulmak olanaksız.  (9) “11 eylül şu son savaşın daha iyi günleri idi...Her şey hala görünür ve kocaman devasa olanın düzenindeydi, o ne boyut, o ne yücelik, daha kötüsü de var... Her türden nano-teknoloji çok daha güçlü görünmez denetlenemez ve her yeri sessizce sızma yeteneğine sahiptir. Mikropların ve bakterilerin mikrolojik rakipleri onlar.Ancak bilinçdışımız bunun zaten farkında. Bunu zaten biliyor, korkutucu olan da bu... “Bu noktada terörizmden söz etmede ısrar edilse bile bu adlandırma artık yeni bir kavramı ve yeni ayırımları içerir”. (10) Mesela lokal kıyamet benzeri bir 11 eylül saldırısı,binaların yanarak çökmesi ve bu arbede de uçaklardan birisinin içinde olan “ Teröristlerden Muhammed Atta'nın 18 Mayıs 2000'de aldığı ABD vizeli pasaportu yine teröristlerden Ziyad Cerrah'ın bir kısmı yanmış olarak bulunan, ABD vizeli pasaportunun 24 saat geçmeden bulunması (11) bize şiddetin yeni retoriğinin ufuk çizgisini göstermek noktasında hayli yardımcı olmaktadır.                 

Hayalleştirme ve sanallaştırma ile “heryerdelik” açıkça heryerde hazır ve nazır olmak diye gerçekleşen bugünümüzün DİJİTAL DÜNYASI artık şiddetin yeni bir isimlendirme ile tür ve evre değiştireceğini göstermektedir. “Dünyada negatif yoktur artık; başka deyişle öteki, Aynının lehine tamamen tasfiye edilmiştir. Fotoğraf görüntüsü ya da sinema görüntüsü hala negatife (veya yansıtıcıyla) geçer, oysa dijital ve sentetik olan televizyon görüntüsü ve video görüntüsü, negatifsiz... ya da göndermesiz  görüntülerdir.Sanal’dırlar, sanal, her türlü negatifliğe son verir...Bu yüzden bir gerçeği ya da bir hayale göndermesiz kendi kendilerine doğuran görüntülerin bulaşıcı salgınnın kendisi de sanal bir biçimde sınırsızdır ve bu sınırsız doğurganlık felaket olrak bilgi’yi üretir.(12) İşte bu üretilen bilgi çerçevesinde dünya yeniden tanımlanıyor,yeniden kurgulanan bu dünyada yeni bir dil ile tarifler yapılıyor,ideolijikleştirmeler evrilirken “ışığımız ve gölgemiz” nereden ve nasıldır ? Bu değişimde cevabımız ve sözümüz nasıl olmalıdır.

Sanal mı ? Gerçek mi?

Not :Retorik bu makalede belağat/söylem olarak özellikle siyasi manada    kullanılacaktır.Benzeri: Taslaman Caner-Terörün ve cihadın Retoriği.kitabı
(1) Hançerlioğlu, Orhan, Felsefe Ansiklopedisi, Cilt:2, Remzi Kitabevi, 1976, İstanbul,sh 62
(2) Cevizci, Ahmet, Felsefe Sözlüğü, Paradigma Yayınları, İstanbul, 1999, sh.307
(3) Arslan Hüsamettin.Epistemik Cemaat,Paradigma Yayınları, 6.baskı İstanbul, 2019
(4) Bu satırların yazarı olarak 42 günün 25 gününü yoğunbakımda geçiren ve son altı
aydır Covit-19 hastalığının vücütta bıraktığı tahribatlar ile hala uğraşan birisidir.
(5)  Karşılığı bkz.YouTube ,Ketebe,kitap,Ahmet Dağ,İnsansız dünya transhumanizim.
(6) Bakınız Can Burhanettin ,Umran Dergisi sayı.315 Kasım ve sayı 316 Aralık 2021 sayılarındaki “Kuran’daki şiddet kavramları açısından İstanbul sözleşmesi” yazıları
(7) (8) Byung-Chul Han,şiddetin Topolijisi,sh.16 / sh.17 Metis yay.2016,
(9 ) Jürgen Habermas-Jacques Derida / Terör Günlerinde Felsefe -(J.Derida Röp. ) YKY Cogito 1.baskı 2008 istanbul-sh 145-146
(10) a.g.e.sh.130
(11)https://www.indyturk.com/node/69561/dünya/911in-18-yıl-dönümü-abdnin-kalbine-yapılan-saldırılar-dünyayı-nasıl-değiştirdi ulaşım 11.03.2021
(12) Shayegan Daryush -Melez bilinç .sh.34 Metis yay.İstanbul 2 baskı 2014

 

YORUMLAR
M.Cihad Uluç
15.3.2021 00:13
Selamün aleyküm , Hocam uzun bir yazı idi ama tek seferde okudum , hem güzel bir anlatım hemde dolu bir anlatım. Dolu dan kasıt meselelerin çoğunluğunu analiz etmiş ve problemin kaynağına geniş perspektiften bakan bir yazı olmuş. Özellikle "her çağın ışığına göre gölgesi vardır" cümlesi şiddetin retorigini güzel izah bir cümle , bende bu konuda meseleye sağlama olarak tersten yaklaşır , Her çağın karanlığına göre birde Işığı vardır tarzında yaklaşırım belkide karamsar olduğum için meseleye aynı izahatı tersten yaparım bilemiyorum . Şiddetin geldiği yeni boyutlara deginmeniz çok hoş , Eskiden şiddet küfr cübbesi giyerdi , artık münafıklık kisvesine girdi , zira eskiden açık ve aşikar iken , artık gerçekten sinsi ama daha derin bir boyuta geçti ... algısal yönetimin , Manipülasyon un hayatın her alanına girdiği ve Ayuka çıktığı şu dönemde algı yönetiminin de bir şiddet olduğunu vurgulamaniz çok güzel idi , Ne yazikki Fikirsel tahakkümü kendi elimizle kurduğumuz bir zaman ve zemindeyiz ... Tabi bunda Kuranı Kerimi hayatın dışına atmamızın etkisine olan vurgunuz gayet isabetli hocam ... Yazıyı okuduğumda genel anlamda zihnimdekileri ve tam zihnimdeki şekli ile gördüm buna şaşırdım açıkçası hemde mutlu oldum ... Bende bu günlerde yazınızdan habersiz , Tam bu konular üzerine kitaplar okuyor ve çıkarımlar yapıyordum, tevafuk hikmeti barındırır :) ... Kaleminize , Efkarınıza sağlık ... Hayırlı Ömürler .

Deniz İlbey
13.3.2021 20:52
Sn. Yalçın’ın yayımladığı makalede, “İnsanın Cennetten İndirilişi: Hiç Bilenle Bilmeyen Bir Olur Mu?” Başlığı altındaki 1 ve 2”de Rab’den gelen vahiy/bilgi ile sınanan 3 varlığın sırasıyla melek, iblis ve adem’in vahiy/bilgi ile ilişkileri ve kullanım biçimleri konusu anlatılmakta ve 3’ncü makalenin de yakında yayımlanacağı belirtilmekte. Konu bağlamında işleyeceği 3’ncü makalede, henüz vahi/bilgi ve bu üç adet varlığın ilişkisini nasıl bağlanacağı, benim gibi okuyucu için merakla beklenen bir durum iken, Sn. Dündar tarafından “Epistemik Şiddetin Retoriği” başlığı altında bir makale yayımlandı. Sn. Yalçın’ın işlediği konuya aşağı yukarı benzer bir girişi, Sn.Dündar’ın makalesinde de görmek mümkün. Alıntının kaynağının din olduğu açıkça görülmektedir. “Dini inanışa göre melekler insanın yaratılışına “..fesat çıkaracak ve kan dökecek birini mi yaratacaksın.” Şeklindeki bir başlangıçla “Epistemik Şiddetin Retoriği“nin yani bilginin kullanışıyla meydana gelen bilgi şiddetine, algıda seçicilik yaparak ülkedeki örnekleme yerine, dünyadan örnekler verilerek anlatılmakta. Aynı konuda yayımlanan bir makalenin henüz 3’ncüsü yayımlanmamışken, bir başka makalede ise “Epistemik Şiddetin Retoriği”nin yayımlanması sizce normal mı? Bu iki makaleyi okuyan bir okuyucunun ne düşündüğü sizler için bir önemi var mı? Defalarca makaleleri okudum ve acaba ben mi yanlış okuyorum? Bir taraftan sonucu nasıl bağlanacağı merak edilen bir makale ile diğer taraftan sonucu ilan edilen bir makale!!!! İlginç olanı ise isminin yazılışı oldukça problemli olan başka bir okuyucu olan Sn.Yalçın, Sn.Dündar’ın makalesini çok beğendiğini belirterek teşekkürlerini arz etmekte!!!!.Her halde en kısa bir özdeyişle söylemek gerekirse “körler ve sağırlar birbirini ağırlıyor”. Benim gibi okuyucular ise başka bir beklenti ile bekleye dursun. Sorgulayan bir okuyucunun ne önemi var ki!!!!

Anuzer Yalçın
12.3.2021 00:56

Bilginin değeri üzerine güzel bir yazı.Aklına sağlık.

Eyüp Polat
11.3.2021 23:25
facebook sharing buttontwitter sharing buttonwhatsapp sharing buttontelegram sharing buttonsharethis sharing button Yeni, etkili ve büyük bir kurgu ile karşı karşıyayız. İyi yaşama, doğru yaşama gibi değerler yerine; "hayatta kalma" güdümüz tetiklenerek dijital yeni bir dünyaya doğru sürükleniyoruz. Dijital Yeni Dünya’nın motor gücü yapay zeka olacak. Yapay zeka aracılığıyla sadece daha otokratik bir insan sonrası geleceğe gitmiyoruz. Aynı zamanda cinsiyetsiz bir topluma doğru da sürükleniyoruz. Yapay zekânın cinsiyeti, yaşı, ırkı, dini, mezhebi, ülkesi yok. Yaşın, tecrübenin, ahlakın, geleneğin, birikimin, dinin, mezhebin ve ülkenin önemli olmadığı yeni bir dünyaya gidiyoruz. Eğitim sistemimiz, eğlenme şeklimiz, tüketim alışkanlıklarımız, değerlerimiz, inançlarımız ve yaşam tarzımız dahil olmak üzere her şeyimiz değişiyor. Bu değişimin neden olacağı gelecek göz ardı edildiğinde konuşmanın anlamı ve değeri yok. Korkularımız, küresel elitlerin en güçlü aracı. Virüs nedeniyle ailemizi, akrabalarımızı ve arkadaşlarımızı tehdit olarak görüyoruz. İnsanın insanı tehlike olarak algıladığı bir dünyaya götürülüyoruz. Transhümanizm olarak ifade edilen insan sonrası dünya, insana ve varlığa yönelik epistemolojik ve ontolojik bir köklü değişimlere işaret ediyor. Bu değişimleri yorumlayacak bir perspektife ulaşmalıyız. 2021 yılı Davos toplantısının ana gündemi "Büyük Sıfırlama-Great Reset" olacak.[i] Yeryüzünün lanetlileri kapitalizmin ve liberalizmin sonunu ilan ediyor. Dünya Ekonomik Forumunun Başkanı Klaus Schwab ve B. Gates, Covid-19 sonrası dünyada eski düzene dönmek imkansız diyor.[ii] Bu yöndeki çalışmalar hızla ilerliyor. Davos ve Gates ortaklığında 18 Ekim 2019’da düzenlenen Event 201 tatbikatı koronavirüs pandemisini ve olacakları adeta önceden haber veriyor.[iii] Küresel COVAX aşı çalışmalarını yürüten, Gates tarafından desteklenen GAVI Birliğinin düzenlediği Küresel Aşı Zirvesinde Cumhurbaşkanı Erdoğan, salgın sonrası oluşacak dünyada GAVI ve diğer küresel paydaşlarla ortak hareket etmeye hazır olduğumuzu ifade etti.[iv] Herkes bir şekilde bu yeni dünyaya hazırlık yapıyor. Virüs ve pandemi süreci ile ilgili bazı sorular sormak gerekiyor. Virüsü birileri üretti ise o zaman üretenler birtakım amaçlar taşıyorlar. Bu amaçlar nelerdir? Virüsü üretenlerin ya da fırsata çevirenlerin bize anti-virüs olarak önerdiği; maske, aşı, çip, dijital para, 5G, dijital sistemler ve yeni değerler sistemi nasıl bir geleceği öngörüyor? Tüm hayatımızın sağlıkçı bürokrat ve teknokrat elitler eliyle organize edilmesinin neden olacağı sorunlar neler olabilir? Pandemi sürecinde alınan tüm önlemlerin neden olduğu ekonomik, medikal ve psikolojik sonuçlarla/sorunlarla ilgili küresel-yerel çapta araştırmalar neden yapılmıyor? Yeni a-normal sürecin neden olduğu/olacağı kişilik ve karakter özellikleri neler olabilir? Güven, huzur, öfke, kaygı duyguları açısından çocukları ve gençliği nasıl bir gelecek bekliyor? Bu kadar çok kişi, çok iyi korunmasına rağmen neden Korona virüs hastalığına yakalanıyor? Maske koruyucu ise mesafeye, mesafe koruyucu ise maskeye neden ihtiyaç var? Maske kullanımının neden olduğu zararlar var mıdır? Varsa nelerdir? Hastalığa yakalananların büyük çoğunluğu iyileştiği halde, neden ölümler ve nadir görülen trajik hikâyeler ön plana çıkıyor? Hastaneye gitmeyen/test yaptırmayan ama hastalığa yakalanıp atlatan binlerce kişi hastalığı nasıl atlattı? Pandemi nedeniyle "temel özgürlüklerin" yasaklanması/kısıtlanmasının hukuki bir dayanağı var mıdır? Bu uygulama doğru mudur? Koronavirüs ilaçlarının ve tedavilerinin neden olduğu zararlar var mıdır? Bu konuda bilimsel araştırmalar yapılmış mıdır? Pandemi sürecine ve alınan tedbirlere itiraz eden bilim adamı, düşünür ve vatandaşların hepsi komplocu, hain ve geri zekâlı mıdır? Pandemi sürecini DSÖ yürütüyor. DSÖ'nü finanse eden; Rockefeller, Rothshild, Gates ve BM gibi kişi ve kurumların insanlığın faydasına çalışma ihtimali var mıdır? DSÖ’ne nasıl güveneceğiz? İlk başta sağlıklı kişilerin maske takmasına gerek yok diyen[v] DSÖ yetkilileri sonradan ne oldu da fikir değiştirdi? Aynı DSÖ, içinde Türkiye’nin de olduğu onlarca ülkede aylardır kullanılan Remdesivir ilacını askıya aldı.[vi] Hidroksiklorokin de önce çok tavsiye ediliyordu. Sonradan testleri ve kullanımı birçok yerde durduruldu.[vii] Bir başka örnek Favipiravir ilacı. Bu ilaç; havyan ve insan denekler üzerine deneme süresi tamamlanmadan, yaygın olarak kullanılmaya başlandı. Sebebi ise pandemi süreci hızlı ilerlediği için, iyi gelme ihtimali. Semptom göstermeyen ve testi pozitif çıkanlara da veriyorlar. Yani pozitif çıktım, hiçbir şikayetim yok. Ama deniliyor ki al bu ilacı kullan. Tahminen iyi gelecek. Yarın bu ilacı da kaldırabilirler. Ölümlerin sebebi ve oranı ayrı bir tartışma konusu. Koronavirüsten ölüm oranı (IFR) yaklaşık yüzde 0,14 imiş. DSÖ Acil Durumlar Programı Direktörü Mike Ryan, korona mevsimsel gripten daha az öldürücü, diyor.[viii] Çoğu kişi küçük belirtiler ile atlatıyor hastalığı. Buna rağmen bazı istisnai örnekler gözümüze sokularak abartılı önlemler aracılığıyla hayat çekilemez hale geliyor. 80’li yaşlarda olduğu, kanser tedavisi gördüğü halde, kalp hastalığı olduğu halde atlatan bir sürü örnek de var. Daha hastalığın bir ilacı yokken, risk grubunda olmayan, ağır semptom geçirmeyen kişilere zorla ilaç vermenin nasıl bir anlamı olabilir? Basına yansıyan haberlere göre, Dünyanın korona virüse karşı beklediği Moderna ve Pfizer’ın geliştirdiği aşının yan etkileri açıklanmış.[ix] Doğal ve organik korunma yollarını konuşmayı Ortodoks tıbbı yasaklıyor. Frank Furedi, korku içindeki bir toplum, riski ortadan kaldırmadığında riskli sandığı her davranışı mahkum eder diyor. Korkularımızı ve korkaklıklarımızı hukuk ve “yaygın yanlış” aracılığı ile meşrulaştırıyoruz. Virüsün ne kadar sıçrayabildiğini ifade eden 1,5 metre mesafe kuralı, PCR testlerinin güvenilirliği ve herkesin takmasına rağmen önleyiciliği tartışmalı maske kuralı ayrı bir tartışma konusu. Söz konusu olan bilim değil filim. Çünkü bilim farklı şeyler de söylüyor.[x] Kullandığımız aşılar ve ilaçlar aracılığıyla hücre yapımıza müdahale edebilecekleri sistemler geliştiriyorlar. Dünyaca ünlü MIT Üniversitesinin araştırmacıları, hormon salınımının uzaktan kontrolünü sağlayan manyetik nano-partiküller geliştiriyor. İşin ilginç kısmı sağlıkla ilgili bu araştırmayı Pentagon’a bağlı ABD Savunma İlerleme Araştırma Projeleri Ajansı destekliyor.[xi] Türkçeye çevrilmiş dört eseri olan Dr. Christiane Northrup, "Nano partiküllere sahip, gen bazlı aşılar üretiliyor atık. Bu DNA aşıları, insanları genetik olarak değiştirecek. Maske koruyucu ve güvenli bir yöntem değil" diyor.[xii] Küresel güçler artık elini cebimize uzatmıyor. DNA'mıza ve RNA'mıza kadar müdahale etmek istiyor. Biz ise hâlâ Türk-Kürt sorununu, Sünni-Şii kavgasını, X partisinin ihanetini, Y cemaatinin sapıklığını vs. konuşuyoruz. Allah’ın haksızlıklara ve kötülük odaklarına karşı kullanmak için bize bahşettiği öfke duygumuzu israf ediyoruz. Öfkemizi dijital dünyanın efendilerine değil, birbirimize yöneltiyoruz. Tüm bunlar yaşanırken halklar kaybediyor, küresel elitler ve yerli ortakları ise kazanıyor. Örneğin pandemi sürecinde Amazon şirketi kârını bir yıl içinde 2,1 milyar dolardan 6,3 milyar dolara çıkarmış. ABD’nin en zenginleri, pandemi döneminde servetlerini 845 milyar dolar daha artırmış.[xiii] Milyarderler korona krizinde 10,2 trilyon dolar kazanmış. İsviçre bankası UBS'in raporuna göre, korona yüzünden milyonların işsiz kaldığı dönemde milyarderlerin serveti dörtte bir oranında artmış.[xiv] Pandemi döneminde işçilerin milli gelirden aldıkları pay yüzde 35,1'den yüzde 26,6'ya gerilerken, sermayenin payı yüzde 56,2'den yüzde 63,9'a yükselmiş. 1,2 milyon işverenin geliri, 19 milyon işçinin gelirini katlamış.[xv] Halkın hangi durumda olduğuna Türkiye’den örnek verelim. Türkiye’de 33 milyon 643 bin kişinin 836,8 milyar lira bireysel kredi borcu var. Geçen yılın aynı ayında kişi sayısı 31 milyon 375 bin, borç miktarı 572,1 milyar liraydı. Ortalama borç da 18 bin 235 liradan 24 bin 874 liraya çıkmış.[xvi] Algılarımız Değiş(tiril)iyor. Neoliberal kültür, binlerce yılda oluşmuş doğrularımızı ve düşünme alışkanlıklarımızı değiştiriyor. Eksik, yanlış ve sapkın görüşler tarafından "değerler hiyerarşisi ve davranış hiyerarşisi" tepe taklak ediliyor, ters çevriliyor. Oysa ki her toplum kendini var eden değerler üzerinde yükselir ve yücelir. Bu değerler olmadığında alçalır ve türlü sorunlara maruz kalır. Binlerce yıldır "iyi kötüyü tanımlıyordu." Artık "kötü iyiyi tanımlıyor." Ailenin, namusun önemi, aile içinde kadın ve erkeğin rolü, büyüklere saygı ve hürmet, espri yapmada ölçülü olma, eşine fedakârlık yapma gibi birçok değer saldırı altında. Bunların değer olmadığı, ayrımcılığa neden olduğu, kötü olduğu vs. söyleniyor. Söyleyenlerin amacı bir şeyleri korumak değil bozmak. Yanlış görüşleri normal ve doğru kabul etmemiz gerektiği söyleniyor. Buna karşın çocuklardaki, gençlerdeki ve yetişkinlerdeki pek çok olumsuz davranış; özgürlük ve farklı görüşlere saygı adı altında meşrulaştırılmaya çalışılıyor. Bunları konuşmalıyız. Doların yükselmesinden daha önemli olan şey bilincin körleşmesidir. Faizlerin yükselmesinden daha önemli olan şey ahlakın düşmesidir. Virüsten daha hızlı yayılan ve daha tehlikeli olan sosyal medya, çocuklarımıza Allah'sız ve ahlaksız düşünmeyi öğretiyor. İlişkilerdeki ahlaki kriterleri kökünden değiştiriyor. Bir insan bir adama "karını beğendim" dese büyük sorun olur. Ama aynı adamın karısının fotoğrafını internette tanımadığı onlarca erkek beğeniyor, öpücüklü emoji gönderiyor. Genç bir kızın ya da erkeğin güzelliğini/ yakışıklılığını gösteren bir fotoğrafını, cüzdanından alıp birkaç kişiye gösterseniz; başta ailesi olmak üzere pek çok kişi bu durumdan ciddi şekilde rahatsız olur. Ama aynı gencin fotoğrafını sosyal medya aracılığıyla yüzlerce belki binlerce kişi farklı duygularla izliyor ve diğerleri ile paylaşıyor. Sosyal medya, mahremiyetin ve toplumsal değerlerin sarı ve kırmızı tüm çizgilerinin acımasızca çiğnenmesine neden oluyor. Fıtrattan uzaklaşmanın bedelini fıtrata aykırı bir yaşam sürerek ödüyoruz. Ölümü düşünmekten, ölümden sonrasını ve ölümsüz değerleri düşünmeyi unuttuk. Bedenimize taptığımız, dünyayı kutsadığımız, soru sormadığımız, “La” demediğimiz için bu sonuçta bizim de günahımız var. Aynı günahı geçmişte de işlemiştik. Darbelere itiraz etmediğiniz için 6-7 kez darbeye maruz kaldık. Kapitalizme itiraz etmediğimiz için beden ve zihin gücümüz sömürüldü. Liberalizme itiraz etmediğimiz için çocuklarımızı ve aile yaşantımızı kaybettik. Sekülarizme itiraz etmediğimiz için inancımızı ve ahiretimizi kaybettik. Bizim gibi düşünmeyenlerin doğrularını görmediğimiz, bizim gibi düşünenlerin yanlışlarına itiraz etmediğimiz için "bizim" olan bir şeyimiz kalmadı. Sadece içinizden zulmedenlere dokunmakla kalmayacak olan fitneden sakının ve bilin ki Allah’ın cezası şiddetlidir, ayetinin (Enfal 25) uyardığı sonucu yaşıyoruz. Dijital yeni dünyaya itiraz etmezsek, kaybedecek hiçbir şeyimiz kalmayacak. Kur’an’da O halde nereye gidiyorsunuz (Tekvir,26) şekkinde harikulade bir ayet var. Gidişatımız üzerine ciddi düşünmeye, ciddi analizlere ihtiyacımız var. Yaşadığımız süreç ister pandemi isterse Plan-demi olsun, küresel bir organizasyonun içindeyiz. Bu organizasyona İslami bir bakış, bir direniş geliştirmemiz gerekiyor. İnsan kalmak, insan olmak, insan onurunu korumak için gayret etmek zorundayız. Hayat bir imtihan. İslam’ın anlam haritasında imtihan kişinin olaylara karşı bakış açısını ve tutumunu etkileyen bir kavramdır. İmtihan kavramı, imtihan olunan kişinin sorumluluğuna da vurgu yapar. Allah’ın insanı halife tayin etmesi hayatın imtihan olması ile ilişkilidir. Bu imtihanı aşmak için çözüm üretmeliyiz. Çözümü Yüce Kitabımızın içindeki 4 sac ayağı üzerine kurabiliriz: Bilinç, cesaret, mücadele ve sabır. Bu sacayaklarını açmaya çalışalım. Bilinç: Kötülük odakları ve yöntemleri tanınmalıdır. Kur’an-ı Kerim’de yeryüzünde kötülük peşinde koşan bir gruptan söz edilir: "Onlar yeryüzünde iktidarı ele geçirince hemen ekini ve nesli helake koşarlar” (Bakara 205). Yüce kitabımızın bildirdiğine göre kötülük odaklarının ana hedefi ekini ve nesli helak etmek. Yani varlığın fıtratını bozmaya yönelik planları var. Genetik haritalarımızın çıkarılmasını, duygu ve tepki haritalarımızın analiz edilmesini, GDO’lu gıdaları, Z kuşağı davranışlarındaki köklü değişimleri bu perspektifle değerlendirmek mümkün. Cesaret: Sadece Allah'tan korkulmalıdır. İnsanlığın düşmanlarının tuzakları örümcek ağı gibidir: " İşte bu şeytan, ancak kendi dostlarını korkutur. Siz onlardan korkmayın, eğer müminlerseniz, Benden korkun." (Al-i İmran Suresi, 175). Firavun güçlüydü ama Musa kazandı. Nemrud kudretliydi ama İbrahim kazandı. Ebu Cehil ve Ebu Leheb güçlüydü ama Hz. Muhammed kazandı. Allah ile tasavvur edilen bir dünyada hak için, Allah'sız bir dünyada güç için mücadele edersiniz. Mücadele: Zamanın ruhuna uygun yol ve yöntemler geliştirilmelidir: "Ey mü’minler! Düşmanlarınıza karşı bütün imkânlarınızı seferber ederek kuvvet hazırlayın ve beslenmiş, eğitilmiş savaş atları yetiştirin. Böylece, Allah’ın düşmanlarını, sizin düşmanlarınızı ve bunların dışında sizin bilmediğiniz fakat Allah’ın bildiği diğer düşmanları korkutun." (Enfal, 60). Mücadele etmeden, gayret göstermeden insanca ve Müslümanca yaşamanın imkanı yoktur. Sabır: Mücadeleye devam edilmelidir: “Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla; mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle sınayacağız. Sabredenleri müjdele!” (Bakara 155-157). “Ve onların içinden, sabrettikleri zaman emrimizle doğru yola iletip-yönelten önderler kıldık; onlar Bizim ayetlerimize kesin bilgiyle inanıyorlardı.” (Secde 24) Selam ve hikmet ile…alinti
Yönetici :

Eyüp bey kardeşim ilgin alakan için çok teşekkür ederim ;ama yorumunuz biraz kısa olmuş ,ben sizin yerinizde olsaydım Meydan Laross ansiklopedisi yüklerdim...ALINTI YAPARAK copy/paste ettiğiniz yazıyı kendiniz okudunuz mu bilmiyorum ..Keşke zahmet edip yorum diye gönderdiğinizi kendiniz okusaydınız son iki yazımın içeriğinin “bekara karı boşamak kolay “ cinsinden birşeyler olduğunu görürdünüz..Bizim sektörde buna “KORSAN BİLDİRİ “ yayını yapmak derler..MİNARENİN GÖLGESİ ASLA MİNARE DEĞİLDİR VE OLAMAZ...web sahifemiz yayın ilkeleri çerçevesinde herkese açık olduğu gibi size özellikle gayet açıktır..Bence sizin yazdığınız yada yayınlanmasında fayda umduğunuz yazıları web sahifesinin e-maillerine gönderip yayın talebinde bulunabilirsiniz.. sonra şunu bilmenizi isterim ki alıntı yaptığınızı kişi grup web sitesi gibi yerlerin mutlaka izin ve müsaadelerini alıp kaynaklarını göstermek koşuluyla yayın yapabiliyoruz..Sahte hesap sahte kimlik, sahte isim ile ne bir işimiz var ne bir işimiz olabilir ..onun için alıntı yaptığınız yerin lütfen ismini, kimliğini ve yayın linkini ikinci bir yorum olarak gönderebilirseniz memnun ve müteşekkir olurum..Selam ve dualarımla..

Hasan DÜNDAR

YENİ YORUM YAP
güvenlik Kodu
ALINTI YAZARLAR TÜMÜ
 Abdülaziz KIRANŞAL

Abdülaziz KIRANŞAL

Dinden Soğutan Dindarlık

Ali BULAÇ
Ali BULAÇ

Taliban Üzerine

Vahdettin İNCE

Vahdettin İNCE

Taliban’dan Beklentim

Salih TUNA

Salih TUNA

Tehlike ve Müjde!

Taha ÖZHAN

Taha ÖZHAN

Tunus’a Darbe

Byung- CHUL HAN

Byung- CHUL HAN

Yorgunluk Virüsü…

Ramazan BEYHAN

Ramazan BEYHAN

Darbe İnsanlık Suçudur

Tanıl BORA

Tanıl BORA

Üç Terzi

Cemile BAYRAKTAR

Cemile BAYRAKTAR

Yüzyılın İşgali

Mehmet ALAGAŞ

Mehmet ALAGAŞ

Biyografi

Prof. Dr. Ulvi SARAN (Malatya Eski Valisi)

Prof. Dr. Ulvi SARAN (Malatya Eski Valisi)

İnsanı Kendi Olmaktan Çıkartan Bir Çağın İçindeyiz

Bizimle sosyal ağlarda bağlantı kurun!