HİLAL’İ GÖRDÜM…

Bugüne ışık tutacağını düşündüğüm geçmişin bir hikayesidir… Sürçü lisanlarımız için özrümüzü baştan dileyelim…
HİLAL’İ GÖRDÜM…
Hasan DÜNDAR
Hasan DÜNDAR
Eklenme Tarihi : 17.02.2026
Okunma Sayısı : 287

HİLAL’İ GÖRDÜM…

Bizim gençliğimizde dersem kimse bu hikayeye şöyle başlayacağımı düşünmesin: “Evvel zaman içinde (yani bir türlü aşamadığımız seksenlerin ortası) kalbur saman içinde (saman sayısı kadar islamcı örgüt), pireler berber iken develer tellal iken (buna yorum yazamadım korkumdan), ben annemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken (Reddül muhtar) babam hemen yanımda şıngır mıngır oynar iken,( İmam-ı Merginani mi yoksa İmam-ı Serahsimi) bir dal kopmuş ağaçtan, yuvarlanmış yamaçtan, (bu kesin El Hîdaye şerhû Bidâyetü'l Mübte-di) almış onu bir adam, yapmış bir olta ondan.(ibn-i Abidin) yakalamış bir paluk ama bu paluk hem tavaluk hem ızgaraluk…(El Feteva-ı Hindîyye) peki birisi sormazmı madem balık yakalandı ne bu hindi… Hüsnüüü çay koy yeniden başlıyoruz…

En avamnın da  bildiği gibi Ramazan orucu Bakara Sûresi; 185 ayette de belirtildiği gibi her inandığını söylüyen müslümana farzdır daha önceki vahiy dinlerde olduğu gibi… Diyanet Meali :bu ayeti şöyle veriyor: 2.185 - (O sayılı günler), insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak Kur’an’ın kendisinde indirildiği Ramazan ayıdır. Öyle ise içinizden kim bu aya ulaşırsa, onu oruçla geçirsin. Kim de hasta veya yolcu olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun. Allah, size kolaylık diler, zorluk dilemez. Bu da sayıyı tamamlamanız ve hidayete ulaştırmasına karşılık Allah’ı yüceltmeniz ve şükretmeniz içindir.( Şimdi bu ayetin mealini olayın geçtiği 40 yıl önce eğer diyanet mealinde verseydim beni tefe koyar çalarlardı. Şimdi o dönemdeki revaçta olan isimlerin mesela Ali Bulaç, Mustafa İslamoğlu. Mehmet Okuyan, İhsan Eliaçık, Mustafa Öztürk gibi abilerin meallerinden versem bu defa herhalde günümüzde linç girişimine uğrarım. Düşün ey okuyucu zalım felek bizi neylemiş)

 

Görüldüğü gibi oruç ibadeti’nin Ramazan ayın da «Farz» olduğu kat'i nass’la sabittir. Bu durumda; o aya girilip, girilmediğinin nasıl tesbit edileceği önemlidir. İşte bu anlatacağım anektod yada “eskilerin hikayesi” tamda burada başlıyor. İslami kaynakların yeterli şekilde tercüme edilmediği yıllardayız, varsada ona ihtiyaç duyan gençlerin bütçelerinin yetmediği alıp okuma imkanımızın olmadığı günler. Tanıdık veya teşkilat gibi çalışan kitabevlerinden ödünç alarak bir köşede oturup aradığımız ayetin tefsirine yada hadise bakıp mevcut kitabevinin varsa fotokopisinden fotokopi (kopya) çektiğimiz günlerimiz.

 

80’lerin ortasında ülkemizde İslami bir bilinç oluşturmak amacıyla şimdi anlattığımızda garip gelen o zaman ise garip mi olduğunun farkına bile varmadığımız olaylar silsilesi… Günün koşullarında düzene yani mevcut rejime kafa tutacak ne bulursak onu değerlendirdiğimiz zamanlar… Şu müşrik bu kafir, akide’nin sahihliği, la ilahe illallahın tanımı, cahiliye toplumu, Darülharp,  Darü’l İslam, tağuti düzen, cuma namazı kılmak ya da kılmamak, oruca bir gün önce başlamak veyahut bir gün sonra bitirmek, mal bulmuş mağrip gibi her şeyi kullandığımız zamanlardı. Size tuhaf gelecek ama bunları yaparken de bu hususta bizden daha samimi kimsenin olmadığı inancındaydık. Allah aşkına gülmeyin lütfen ; Saf ve temiz duygularla yapıyorduk, yoksa bizi kimse kurulmuş saat gibi planlamıyordu. Ne yaptıysak Allah’ın rızasını kazanmak için yapıyor idik. Tabi kişilikler yozlaşıyormuş, aileler dağılıp ocaklar sönüyormuş, vs.vs. Kimsenin umurunda  da değildi. Bize sıfır maliyetli elemanlar lazımdı. İş derdi olmayacaktı, para derdi olmayacaktı, harçlık sorunu olmayacaktı, okul, sınav,  üniversite vb gibi dertleri olmayacaktı. Müslümanlar ne diyorsa pardon arkadaşlar ne diyorsa onu yerine getirecektik. Gerekirse eve gitmeyeceksin, hanım evde beklemiş, çoluk çocuk hastaymış, sınava girmezsen sınıfta kalacakmışsın, okul uzayacakmış, iş aksayacakmış, ticaret bozulacakmış, bunlar mazeretten sayılmıyor du. Tabi İslami cemaat ve cemiyetlerde bunlar yazılı kurallar değildi. Kimsenin resmen ve alenen  böyle bir talebi de olmuyordu, fakat bu kurallar da tıkır tıkır işliyordu. Yani evlenmek İslami harekete engeldi. Meşhur imza meselesinden dolayı bu düzende çalışılmazdı.Askerden kaç kaçabildiğin kadar. Üniversite öğrencisi isen okulu uzatabildiğin kadar uzat.Tüm gayret bir adım daha illeri hareketi götürmek ve bir kademe daha potansiyeli artırmak. Profesyonel devrimci pardon inkılapçı olmalıydık. Davamız ile evli cihadda idik. Şehadet bizi bekliyordu. Cennette de hüriler. Sıkıntılarımızda yok değildi. Şu ilgilendiğimiz gençlere ısmarladığımız çay paralarını da Vahap istemese ne olurdu yani. Allah vesile olandan razı olsunBoğaziçi’nden boğulmadan Sahile eriştikte çay paralarını yazdırmaya başladık.

 

O günün koşullarında hemen hemen her ilde Arapça bilen temel kaynak eserleri medreselerde okumuş mollalar ve hocalar bulmak mümkündü. Hani saman sayısı kadar islamcı örgüt demiştik ya. İşte bunların başlarında da hatırı sayılır adette muhterem mübarek hoca efendiler bulunuyordu… Bununla birlikte radikal çevrelerin genelde etkilendiği milli gazetede fıkıh köşesini yazan müstear ismi Yusuf Kerimoğlu adında bir hoca ve İstanbul’da mukim şehid Metin Yüksel’in babası rahmetli  Sadrettin Yüksel hoca son başvurulacak merciler olarak biliniyordu ve kabul ediliyordu…

 

Şimdi yukarıdaki başlık çerçevesinde o günlerde takip ettiğimiz otoriterlerden yazıya dökülen hilali görme hususu ile ilgili literatüre baktığımızda şunları görüyoruz: 

Kur'an-ı Kerim'de:"Ey iman edenler!.. Sizden evvelki (ümmet)lere yazıldığı gibi, sizin üzerinizede oruç yazıldı (farz kılındı). Tâki, korunasınız"(5) hükmü beyan buyurulmuştur. Oruc'un Hicret'ten sonra "Farz" kılındığı hususunda ittifak vardır. Sahih olan rivayete göre; Bedir Savaşı'ndan kısa bir süre sonra farz kılınmıştır.(6)

 

"RÜYET-İ HİLÂL" MESELESİ(*)

 

802 - Kur'an-ıKerim'de: "(O sayılı günler) Ramazan ayıdır ki, Kur'an o ayda indirilmiştir. (O Kur'an ki) İnsanlara (Mahz-ı) hidâyet'dir. Öyle ise içinizden kim o aya (Ramazan'a) erişirse onu (orucunu) tutsun"(27)hükmübeyan buyurulmuştur. Görüldüğü gibi oruç ibadeti'nin Ramazan ayında "Farz" olduğu kat'i nass'la sabittir. Bu durumda; o aya girilip, girilmediğinin nasıl tesbit edileceği önemlidir.

Resûl-i Ekrem (SAV)'iıv. «Hilâli görmekie oruç tutun ve yine hilâli görmekle bayram edin. Eğer hava bulutlu olduğu için hilâli göremezse niz, şaban ayının günlerini otuza tamamlayınız» (28) buyurduğu bilinmektedir. Hanefi fûkahası: «Şaban ayının yirmi dokuzuncu günü: akşam üzeri gurub vaktinde, insanların hilâli gözlemeleri vacibtir. Hilâli görürlerse, ertesi gün Ramazan ayı orucuna başlarlar. Eğer hava bulutlu olduğu için hilâli göremezlerse, şaban ayını otuz güne tamamlarlar» (29) hükmünde ittifak etmiştir. Bu hususta tek bir ihtilâf mevcud değildir. (30) Hatta ihtilâfa medar olabilecek tek bir zayıf kavil dahi yoktur.

 

805 • Astronomi alimlerinin; ayın hareketlerini esas alarak yaptıkları hesaplara İtibar edilerek. Ramazan ayına başlanılamaz. İbn-i Abidin-, «Muvakkitlerin (Hesap uzmanlarının) sözüne itibor yoktur. Yani halka oruç farz olmak için, onların sözü delil olmaz. Hatta Miraç adlı kitabta: «Mü neccimin (llm-i Nücûm'da (Astronomi'de) ihtisas sahibi kimsenin] kendi hesabı ile amel etmesi caiz değildir» denilmiştir. Nehir'de de şu ibare vardır; Muvakkitlerin filan gecede hilâl gökyüzünde şöyle görülecektir demeleri ile oruç tutmak lâzım gelmez. Sahih kavle göre, velevki ada let sahibi olsunlar» (33) hükmünü beyan etmektedir. Feteva-ı Hindiyye’de: «Hilâl meselesinde, müneccimlerin haberlerine müracat edilemiveceği gibi, sahih olan kavle göre onların sözleri de kabul edilemez. Siracü’l Vehhac’ta da böyledir. Hatta bir müneccimin; bu hususto yaptığı hesapla, kendisinin amel etmesi de caiz değildir. Mi'racü’d-Diraye’de de böyle zikredilmiştir» (34) hükmü kayıtlıdır. Meselenin özü şudur; İslam ûleması, astronomi ilminin sonuçlarını inkâr noktasında değildir. Ancak hilâl'in gözlenmesi naıss'la sabit olan bir ameldir. Nitekim Hanefi fûkahası, bunun «Vacib» olduğuna kaildir. İlmin ilerlemiş olması, herhangi bir şey o Vacıbi» ortadan kaldırmaz. Kaldı ki; gözle görmenin kalbe vereceği kafi azimle, «Takvim yaprağına» bakmak arasında korkunç bir fark mevcudtur(*).sh 410

 

DİPNOTLARI OLDUĞU GİBİ VERİYORUM…

5- Bakara-185 

6- Mecmua Tefasir

(*) Yusuf Kerimoğlu-Emanet ve Ehliyet (Islâm İlmihali) 1.cilt sh-409 410-Ölçü yay-ist 1.bsk: 1985 

(28) İbn-i Humam - Fethul Kadir - Beyrut: 1315. I). Sadr Mtb. 3. Sh: 52-53. 

Sahih-i Müslim - İst: 1401. (Çağrı Yay. K. Sitte Serisi, Cilt-1. Sh: 759,

İmam-ı Serahsi - El Mebsut - Beyrut: ty C; 3. Sh; 64. 

(29) Şeyh Niazamüddin ve heyet - El Feteva-ı Hindîyye - Beyrut: 1400. C’: 1. Sh; 197. İmam-ı Merginani - El Hîdaye şerhû Bidâyetü'l Mübte-di - Kahire: 1965, C: 1. Sh: 119, 

îbn-i Hümam - A.g.e. C: 3. Sh; 52. İmam-ı Serahsi - A.g.e. C: 3. Sh: 64.

(30) Malesef; kat’i nass'lara rağmen bazı çevreler «Hilal’in gözlenmesinden» rahatsız olmakta ve bu hususta titiz davranan müminleri; «Fitne çıkarmakla» suçlamaktadırlar. Allah-u Teala (cc) firaset nasiyb buyursun.

(31)İmam-ı Merıdnani - A.ı;.e. C; 1. Sh: 131. 

(33) Şeyh Nizamttddin ve heyet - .A.K.e. C: 1. Sh: 191-198.

İbn-i Abidin - Reddü'l Muhtar Ale'd Dürri'l Muhtar - İst: 1983, C; 4, Sh: 228, ayrıca Molla Hüsrev - Diirerû’l Uükkam fi $crbû Gureri'l Ahkam - İst: 1301, C: 1, Sh: 196, İslâm Ansiklopedisi - «Oruç» maddesi, C: 9, Sh: 408. .Şeyh Nizarottddin ve heyet - El Feteva-ı Uindiyye - Beyrut: 1400, C: 1, Sh: 194.

İbn-i Hümam - Fethû'l Kadir - Beyrut: 1315, D. Sadr Mtb. C: 2, Sh: 8S.  

 

Şimdi siz bu şartlarda ne yapabilirsiniz: Bir de bu dönem itibari ile Ramazan’a başlamak veya bayram yapmakla ilgili haberler genelde Suudi Arabistan veyahut Orta Doğu ülkelerinden geliyor. Türk insanı da (O zamanlarda İslamcıların Kürt hassasiyetleri yoktur du) buralardan gelen haberlere çok sıcak bakmadıkları için bu hilal gözetleme işi de o dönem itibari ile radikallerin gözdesi olan sanki Malatya iline görev olarak düşüyordu. Her Ramazan’dan önce efkarı umumiyenin  tanıdıgı her İslami grup ve cemaatlerin müntesipleri Beydağı’nın tepelerine doğru özellikle Wenk bölgesine gidip Hilal‘i gözetlemeye çalışıyorlardı. Eğer Hava bulutlu değilse ve hilal görülürse aşağı inilince İstanbul’dan Sadrettin Yüksel’e telefon ediliyor Hilal‘in görüldüğü beyan ediliyor, hoca kabul ederse fetva veriyor ve bütün Türkiye’ye ilan ediliyor böylelikle ramazan orucuna başlanıyor veyahut oruç bitirilip bayram yapılıyor du ertesi gün. Dönem itibari ile Tağuti rejime yani düzene karşı çıkılmış olunuyor böylelikle İslami bilinç artırılmış olunuyordu… Cuma namazı kılmamak ta bu babtaki işlerimizdendi.

 

Tabi hilal görmede ustlaşan isimler var idi. Şaban’ın son günü hatırı sayılır bir insan topluluğunun içinde ne hikmetse birkaç isim hilal‘i görürdü. Fetva verildikten sonra biz de hulusi kalp  ile o hükme uyar, oruca ya bir gün önce veyahut halkla beraber veyahut herkesten bir gün sonra oruca başlardık. Bayram etme şeklimiz de aynıydı. Tabi bu halimiz yıllarca sürdü. Bu hususta kimsenin emir veyahut direktifi yoktu. Her cemaatin veya grubun genel eğilimi böyle olmamakla birlikte her cemaat ve grupta bu rutin dışı uygulamaya katılanlar da oluyordu, katılmayanlar da oluyordu… Ben askerdeyken Şabanan’ın son günü demek ki hafta sonu iznine çıkmışım ki memleketi arayabildim ve Hilal‘in göründüğünü öğrendim. Ertesi günü tabii bayram yaptım. Benimle birlikte bölükte ramazan boyunca birlikte oruç tutan arkadaşlardan birisi (Erzincanlı Dursun) da bana olan güveninden dolayı o da erken  bayram yaptı. Fakat çok yıllar sonra bu olaylardan bahsedip ve nedamet bildirip aslında yanlış yaptıgımızı ve af ve tövbeden bahsettiğim de asker arkadaşım karşısında çok kötü duruma düşmüştüm… Çünkü bayram diye bozduğu orucun yerine 61 gün keffaret orucu tutacağını zannediyordu. Allah’tan sorduğu hoca 1 e bir tutarsa yeterli olacağını söylemişti de paçayı kurtardık…

 

Bu hilal izleme veya hilal görme olaylarından nedamet duydugumu ve pişman olduğumu yaşadığımızı başka  bir olayla da anlatmak istiyorum. Yine Ramazan bayramının yakın olduğu günler beraber olduğumuz arkadaşlar Hilal‘i gözetlemeye gideceklerini söylediler ve beni de davet ettiler. Davet etmelerinin sebebi dağa çıkacak arabamın olmasından dı. Ben de madem ki dağa gidiyoruz, arabanın arkasını nevale ile doldurdum hem bir hava alırız hem de ufak bir mangal yakarız İftar yaptıktan sonra ineriz düşüncesindeydim… Fakat gözetleme mahaline gittiğimizde baktım ki bizden başka herkes orada. Sanırsınki bedava düğün pilavı var. Benim beraberinde gittiğim arkadaşım (şimdi rahmetli oldu) hilal görmede birinciliği kimseye bırakmayan birisi. Fakat her cemaatten cemiyetten ve gruptan bir sürü temsilen arkadaş dost ahbap var.  Tabi hal böyle olunca ne arabanın arkasını açabildim ne de piknik işini aklımda geçirebildim. Neyse gelenlerle merhabalaştık, hal hatır sorma faslıdan sonra Hilal‘in çıkmasını beklemeye başladık. Hava açık ve bulutsuzdu. Hava karardıkça kararıyordu, akşam ezanı da okunmaya başladı, ama kimsenin bir şey gördüğü yoktur du. Birdenbire daha önceki yıllarda da hilal gözetleme de adı meşhure çıkmış beraber geldiğim rahmetli bir kardeşimiz “-aha şu tarafta bakın,  bakın dedi ve bakanlar baktı,  görenler gördü ama ben bir şey görmedim. Tabi görmek için göz lazım, demek ki bizim gözümüz o kadar keskin değilmiş diye düşündüm” . Hilali gören arkadaşımız benim arabamda olduğu için mecburen beraber aşağı indik. Ve beraberce gittik çarşı merkezinde arkadaşın dükkanını açtık. Kendisi telli telefondan  Sadrettin Yüksel hocayı aradı “- hocam diye başlayaraktan o zamana kadar yaşadığımız olayları anlattı ve Hilal‘in görüldüğünü ifade etti… Telefonun ahizeesinde Sadrettin Yüksel’in sesini duyabiliyordum. Hoca efendi dedi ki “evladım Suudi Arabistan’da veyahut Orta Doğu ülkelerin hiç birisinde bu tür bir haber gelmedi bir tek sizin Malatya’dan böyle bir telefon aldım.” Peki bana söyleyebilir misin Hilal‘in açık ağzı hangi tarafa bakıyordu saga mı sola mı? Ben görmediğim için problem yokturdu ama telefonda konuşan arkadaşımız bana dönüp demez mi ki Hilal‘in açık ağzı hangi tarafa bakıyordu…Dıızzzttt erenköy derler ya. İşte ondan…  Tabi bilemedik… Hoca da şahitliğimizi kabul etmemişti…Anlayacağınız fetva verilmediği için yarın bayram değildi. 

 

Herkes soruyor; Baktığınız halde nasıl görmediniz ki Hilal’in açık ağzı hangi tarafa açık olduğunu bilmiyorsunuz diyordu. Abi nasıl bilebilirdik? Mesela malatyalı olanlara söyleyim, daha doğrusu sorayım: Siz her gün hükümetin önündeki İnönü anıtının önünden geçiyorsunuz, acaba İsmet İnönü heykelinin hangi eli cebinde. Haydi cevap verin, her gün gördüğünüz şeyi. Zannediyorum siz de sustunuz kaldınız. Bakmak ayrı bir şey, görmek ayrı bir şeydir…  

 

Hilal izleme ve görme maceramız böyle bozguna uğramıştı… Aç ve susuz iftar etmeden evlerimize dönmüştük… Bu halimizlede ertesi günü tabi oruca devam ettik. Dağda bizim dışımızda gelenlerin bunlardan haberi olduğunu zannetmiyorum. O dönemler cep telefonları yokturdu. Sosyal medya, WhatsApp grupları, iletişim bu kadar yaygın değildi. Ev veya işyerlerinde telli telefonlar vardı. Kimi arayasın, kime söyleyesin, aman orucunuzu bozmayın diye. O gün oraya gelen bizim irtibat kuramadığımız bir sürü arkadaşımız ertesi günü bayram yapmıştı tabi…

 

İşin en ilginci o dönemin radikal İslamcı unsurların hepsi rejime karşı bir başkaldırı figürü olan her şeye hevesle sarılıyorlardı. Tanıdığım Erdem adında makina mühendisi bir ağabeyimz vardı. Bu ağabeyimiz O dönemin meşhur pastanelerinden birisinden hazır bayram baklavasını almış tam çıkıyor iken, bir önceki akşam Beydağı’nın eteklerindeki wenk köyünde hilal izlemeye gelmiş birileriyle karşılaşıyor. Ne var ne yok, selam kelam derken yav bayramla ilgili bir haber yok mu diyor. Bu esnada cebinden anahtarı çıkarıp arabayı açıp çalıştırmak için tatlıyı kullandığı taksinin üstüne koyuyor. Hele karşılaştığı arkadaştan bayram haberini alınca da keyifle tatlıyı arabanın üzerinde unutup biniyor ve evin yolunu tutuyor. hem tatlıyı eve bırakırım hem de bir güzel karnımı doyurup bayram ederim diyor. Yolda giderken aracın üzerine bıraktığı tatlının tepsiye sarılı kağıtları bayrak gibi sallanıyor. Karşıdan gelen araçlar da sellektör yapıp korna çalarak Erdem abiyi ikaz etmeye çalışıyorlar, fakat bizimki bayram haberini almış ya zaten sahura da kalkmamış bir an önce eve gitmeye çalışıyor tabi. Bu arada da kendisine yapılan sellektör ve korna çalma hareketlerinden etkilenerek maşallah diyor Malatya’mızda ne kadar güzel bir bilinçlenme olmuş.  Bak herkes bayramı kutluyor elhamdülillah dedikten 5 dakika sonra aracın arkasında önce bir tak sesi sonra da tıngır mıngır tepsi sesi gelince eyvah deyip kenara çekiyor. Meğer ki aracın üstüne koyduğu baklava tepsisi arabanın üstünden kaymış ve arkaya düşmüş… Bakıyor tatlının toplanacağı yok tepsiyi alıp tekrar çarşıya tatlıcaya dönüyor.  Allah’tan sürekli müşterisi olduğu pastahane Erdem abiyi tatlısız bırakmıyor ama pastahane sahibinden de acı haberi alıyor bayram olmadığını.

 

Yıllar sonra yine bir ramazan günü sürekli beraber oturup sohbet muhabbet ettiğimiz bir arkadaş grubumuza Malatya’nın tanınan hoca efendilerinden Mehmet Alptekin hocayı iftara çağırmıştık. Gündem döndü dolaştı nasıl olduysa hilal izlemeye geldi. Mehmet hocaya bu konuda ne düşündüğünü sorduğumuzda ,kendisi de o dönemler bazı işgüzarların Abdullah İbni Ömer’den gelen bir hadisi söyleyip ötesine söylemediklerini aslında günümüz koşullarında teknolojinin bu kadar ilerlediği bir dönemde hesap ve kitabın geçerliliğinin söz konusu olabileceğini ve bugün ilerleyen astronomi ilmi ve uzay teknoloji sayesinde Hilal‘in daha iyi tespit edileceğini ifade etti. Hangi hadis deyincede bulunduğumuz evin kütüphanesinde olun

Sahih-i buhari muhtasarı  tecrid-i sarih tercümesi.Diyanet işleri Başkanlığı yayınları sayı 123-3 cilt 6- 4.Bsk.Mütercim: Kamil Mirasın tercümesinden aşağıya alıntıladığım hadisleri bize okudu.

 

901 nolu Hadisin TERCEMESi lbn-i ömer radiyallahu anhuma'dan Resulullah salla' llahu aleyhi ve sellem'in şoyle buyurdugunu işittim, dedigi rivayet edilmiştir: Ey ümmetim! (Hilal-i) Ramazan'ı gordünüzz miü orucu tutunuz, yine Hilal'i gordiigiiniizde iftar ve Bayram ediniz. Eger Hilal size bulutlu, kapah bulunursa artik onu yani Hilal-i Ramazan'ı (tekmil-i selasin ile) takdir ve hisab ediniz. (Ve Ramazan'I otuza doldurarak Bayram yapımz). Sh-253 aynı hadis sh-255 de aynı ravi ve aynı anlam ile  905 nolu olarak tekrar edilir.. Bizim bildiğimiz bu hadis idi.

Hadisin bir nevi devamı ise Sh-258 de  908 nolu  hadis olarak hilale bakma ve görerek ramazana başlama hususunu tamamlar… O dönem fetvacılarının hiç zikretmediği ve bizim bilmediğimiz aynı raviden farklı bir hadis. Haydi buyurun beraber okuyalım…

 

908 nolu hadis TERCEMESi:  Abdullah ibn-i Omer radiy'a'llaihu anhuma'dan Neb i salla'lüihu aleyhi vc sellem'den şoyle buyurdugunu işittigi rivayet edilmiştir : Biz meaşir-i Arab; ümmi, (anadan dogma Sıfatta) bir cemaatiz : ne yazı yazarız, ne de (nucumun seyrini,) hisab (ını) anlarız. (Bize lazım olan) bir ay (kah) şoyledir: (kah) boyledir. (Ravi der ki :) Resulullah, bununla bir def’a ay yirmi dokuz, bir kere de otuzdur, demek iste (r gibi mtibarek parmaklariyle işaret buyur)du.

 

Evet Ben hilali gördüm ama kırk sene sonra. Sizde hilali görmeye çalışırsanız kameri ayın akşam  hilalin açık ağzının Mehmet Doğan Hocanın deyimi ile kalbinize doğru olduğunu unutmayın…

İyi ramazanlar, sahurlar, iftarlar …Vesselam

 

YAZARA AİT BÜTÜN YAZILAR
1 HİLAL’İ GÖRDÜM…2 TERÖRSÜZ TÜRKİYE’DE KÜRT SORUNU.3 UMRE YAPMAK 4 BU ZAMANDA UMREYE GİTMEK…5 İkinci El Zaman6 KALABALIK YALNIZLIK7 Taha Abdurrahman8 KİTAP KRİTİĞİ- Ali YALÇIN Rüya İşçileri- ROMAN9 HİTLER’İN GAZ ODALARINDAN GAZZE’YE APARTHEİD ve HOLOKOST (2)10 HİTLER’İN GAZ ODALARINDAN GAZZE’YE APARTHEİD ve HOLOKOST (1)11 DEPREM GÜNLERİNDE FELSEFE YAPMAK…12 ABRAHAM ANLAŞMALARI VE AKSA TUFANI…13 İSRAİL’İN ONBİR EYLÜLÜ !..14 EPİSTEMİK İDDİAMIZLA SINANMANIN ONTOLOJİSİ …15 TUNUS’TA YENİ TUTUKLAMA16 Cevdet Said'in Anısına?17 Iskence:Siddetin Insanliga Ihaneti-218 Iskence : Siddetin Insanliga Ihaneti -119 Öteki Üzerinden Kimlik Kazanmak? 20 Stk'lar, Silahsiz Türk Kuvvetleri?21 19 Ekimin 19. Yilinda Aliya Izzetbegoviç'i Hatirlamak?22 G o n g o?23 11 Eylül, Kutsal Siddetler Geçidi?24 Onbir Eylül: Siddetin Lâboratuvari?25 Siddetin Bugünkü Anlami Üzerine26 Kapitalizim, Büyük Günahtir?27 En Büyük Seytani Taslamak?28 Özenle "Kanaat Önderi " Imalati Yapilir29 Üç Günlük Dünya?30 28 Subat'i Yapanlar Yargilandi?31 28 Subat, Soguk ve Karanlik Süreç?32 28 Subat 1997, Mgk Kararlari?333 28 Subat Senaryolari Girla Ama Aglariz Gülünecek Halimize... 234 Bir 28 Subat Varmis, Simdi Yokmus !!!?35 Üstadim Cevdet Said Bugün Vefat Etti36 Bu Düzen Degismeli?37 Dijitallesen Hayatta İslami Hareketin Ontolojisi?38 Allah’in Boyasi Ne Renk ???39 Dijital Panoptikon40 Islami Seracilik?41 Epistemik Siddetin Retorigi42 Miadini Doldurmus Konularda, Misyonsuz Tartismalar Yapmak43 Dönüsümlü Ötekilik44 Ben Demistim?45 Ilk Kisisel Çagrimiz
YORUMLAR
YENİ YORUM YAP
güvenlik Kodu
EDİTÖRDEN
Bizimle sosyal ağlarda bağlantı kurun!