Dava, Hakka Riayet Etmekle Kazanılır

Dava; bir kimsenin, kaybolan hakkını istemesi, kazanıncaya kadar mücadele vermesi ve taşıdığı düşünceyi savunması demektir...
Dava, Hakka Riayet Etmekle Kazanılır
Beşir İSLAMOĞLU
Beşir İSLAMOĞLU
Eklenme Tarihi : 11.05.2022
Okunma Sayısı : 176

Dava; bir kimsenin, kaybolan hakkını istemesi, kazanıncaya kadar mücadele vermesi ve taşıdığı düşünceyi savunması demektir.

 “Savunulan düşünce” anlamında her insanın bir davası (hedefi) vardır. Tabi ki Müminlerin davası (düşünce ve hedefi), Allah’ın dinini (hak ve adaleti) hakim kılmaktır. Öyle ki ırk, renk, milliyet, cinsiyet ve  din farkı gözetmeksizin herkesin hakkına kavuşmasını sağlamaktır.

Evet, hak (İslam) davası, başta Allah’ın hakkı olmak üzere bütün varlıkların hak ve hukukunu savunmak ve muhafaza etmek için çalışıp çabalamaktır. İslam davası, esasen “insani değerleri koruma” davasıdır. Ayaklar altında olan değerleri kaldırmak ve hayata kazandırmak demektir.

Türkiye ekseninde, asırlardır sürüp giden çarpık bir düzenin (müesses nizamın) var olduğuna ve insani değerlerin korunmadığına inanan müminler, dava bilinciyle yola çıkarak bu düzenin legal yollarla değişmesi gerektiğini söylediler. Yani, hukuksuzluğun, adaletsizliğin, din, inanç ve diğer özgürlüklerin kısıtlanmasının, ahlaki değerlerin ayaklar altına alınmış olmasının, zengin-yoksul arasındaki uçurumun, eğitim, tarım, şehirleşme gibi alanlardaki yanlış politikaların ve benzeri konuların revize edilmesini isteyerek dava haline getirdiler.

Türkiye’de hak arayışları ve ayaklar altına alınan değerleri kaldırma çabaları, yani çarpık ve hukuksuz düzenin değiştirilmesi, siyasal anlamda 1950’lerde başladığını söyleyebiliriz. Bu iktidar döneminde, uzun yıllar pek çok hakları elinden alınmış “dindar” kitleler ve diğer ezilmiş halk, kısmen de olsa bazı haklarına kavuşmuş oldular.

Siyasal anlamda hak arayışları, esasen N. Erbakan’ın siyasete girmesiyle başladı. Özellikle siyaset dışında bırakılan “dindar” kitleler, N. Erbakan’ın başlattığı siyasi harekette yer almaya başladılar ve bu siyasi harekete “dava” adını verdiler. Dava haline getirilen bu siyasal hareket, RT Erdoğan döneminde artarak neşvünema buldu.

N. Erbakan ile başlayan ve RT Erdoğan başkanlığında devam eden siyasal dava, oldukça iddialı başladı. Çarpık düzeni değiştirmeyi, dindarların, ötekileştirilmişlerin, ezilmişlerin, mazlumların, yoksulların, kimsesizlerin (garip gurebanın) hakkını ve hukukunu savunmayı ve adaleti (adil düzeni) tesis etmeyi merkeze alarak yola çıktıklarını söylediler.

Siyasallaştırılan bu hak ve adalet davası, ezilmiş ve ötekileştirilmiş insanlar nazarında büyük ilgi gördü, karşılık buldu ve pek çok entelektüel dindar şahsiyetler bu davada yer aldı. Umudunu bu siyasal harekete bağlayanlar, reyleriyle iktidara taşıdı.

İnsanın ihtiraslarından olsa gerek, “dava” adı altında başlayan samimi hareketler, o büyük iddialar, zamanla yerini başka isimlere bırakır. İktidar nimetlerine kavuşulduğunda hak, hukuk, adalet iddiası kenara bırakılarak, ganimet toplanmaya başlanır. Bu durum sadece siyasal hareketlerde değil, STK benzeri kuruluşlarda da çoğu zaman böyledir.

50-60 yıldır Türkiye’de “İslam davası” adı altında verilen hak ve adalet mücadelesi epistemolojik anlamda elbette yükseklere taşınmıştır. Her kesimden insanlar, İslamın öngördüğü hak ve adaletin toplumda işler halde olup olmadığı konusunda bilinçlenmişlerdir. Bu anlamda ileri derecede bir bilinç kazanıldığı ve mücadele verildiği inkar edilemez. Ulaştığımız bu elektronik ve bilgi çağında her türlü bilgi edinme imkanı kolaylaştırılmıştır; ancak bu imkanlara rağmen fiiliyatta, dava olması gereken yere taşınamamıştır.

Türkiye ekseninde “dava” iddiasında bulunanların kaybettiği alanlar, daha çok siyaset, adalet, hukuk ve ahlak gibi alanlardır. İstisnalar bir yana, iktidara gelenlerin, gücü ellerinde bulunduranların, servete konanların reel anlamda bırakın davayı kazanmaları, davaya zarar verdikleri ortadadır.

Bugün, ister siyasi kadrolar olsun, ister cemaat ve tarikat çevreleri olsun, davayı sahiplenme noktasında topluma güven veremedikleri ortadadır. Dava sahipleri maalesef, “güven” testinden geçemediler. Evet, asıl sorun, ahlak ve güven sorunudur. Dava (hak, hukuk, adalet gibi değerler) iddiasında bulunanların asıl kaybettiği husus, iddialarının sözde kalması ve düne kadar eleştirdikleri hususları, kendilerinin yapmış olmasıdır.

Maalesef mal, mülk, servet, makam (masa, kasa, nisa) konusunda iyi bir sınav verdikleri söylenemez. Devletin (halkın) malını ve makamını kendi malı gibi korumaları gerekirken korumadılar. Yolsuzluk, israf, lüks harcamalar önüne geçemediler. On tane personeli olan müdüre varıncaya kadar müdürlere, başkanlara lüks makam araçları tahsis ettiler. Her gün, başta kadın cinayetleri olmak üzere onlarca cinayet, gasp, hırsızlık, yolsuzluk, çetecilik, nikahsız birliktelikler vs. haberleri verilirken, caydırıcı tedbirler ve cezai müeyyideler alamadılar. Bu gayrı insani fiiller, kimi televizyon programlarında her gün adeta teşvik edilirken sadece seyirci kaldılar.

Siyasal iktidarı elinde bulunduran dava sahipleri (!) hak, adalet, özgürlükler gibi konularda çokça eleştiriler almalarına rağmen, bir türlü haksızlıkların önüne geçemediler. Siyasette ün yaptıkça, bürokraside yükseldikçe, mal-mülk, makam-mevki sahibi oldukça, sınıf atladıkça kibirleri arttı ve dün eleştirdiklerini geride bırakmaya başladılar.

Dava sahiplerinin, insanı merkeze alması gerekirken, güçlendikçe devleti merkeze aldılar. “Devlet insan için, insanın hak ve hukukunu korumak için olmalı” kuralı, tersine çevrildi ve her şey devlet için oldu. İnsan-devlet dengesini sağlıklı kuramadılar. Hem devlet erki, hem de diğer alanlarda güçlenenler, ezilmiş ve ötekileştirilmiş insanları memnun edemediler. Son tahlilde davalarını fonksiyonel hale getiremedikleri için güvenlerini de yitirdiler.     

Evet, Türkiye ekseninde “davamız, hak, hukuk ve adalet davasıdır; çarpık düzeni değiştireceğiz” diyerek yola çıkan Müslümanlar, süreç içerisinde çarpık düzen tarafından değiştirilmiş oldular. Çarpık düzen, dava sahiplerini kendisine benzetti. Uzun yıllar dava adına verilen mücadeleler ve çekilen sıkıntılar, istenen hedefe ulaştırılmadı ve idealler gerçekleştirilemedi; zira anlaşıldı ki derdimiz davayı zirveye taşımak değil, kendimizi taşımakmış…

Siyasal alanda davanın mücadelesini verenler, sözünü ettiğimiz alanlarda hakkın, adaletin ve ahlakın üstün tutulduğu bir sistem ve bir dönüşüm sağlayamadılar. İhtiraslarına ve nefislerinin hevasına yenik düştüler. İddialarından vuruldular. Şeytanlaştırdıkları ve de düşmanlaştırdıklarına benzemeye başladılar ve kaybettiler. Bosna lideri Aliya’nın dediği gibi, “ölünce değil, düşmana (zalimlere) benzeyince davanın kaybedileceğini” bir türlü anlamak istemediler.

Dava sahiplerinin temel argümanı, istikamet üzere yürümek olmalıdır. Bazı alanlarda başaramayabilir ve hedefe ulaşamayabilirsiniz; ancak davadan (İslami ve de insani değerlerden) taviz veremezsiniz. Yenilebilirsiniz; fakat davaya leke getiremezsiniz. Davayı; iktidar, makam, servet gibi dünyalıklarla değiştiremezsiniz.

Evet, dava çizilen istikamet üzere yürümektir ve aynı zamanda çileli bir yolculuktur. Zorluklar içinde mücadele vermektir; pes etmemektir. Yorulduğunda dinlenmesini bilip, tekrar yola koyulmaktır. Dava aşktır, ümittir aynı zamanda samimiyet testidir. Yolda dökülenleri, dünyevi kazançlar peşinde olanları, debdebe ve israfa dalanları ifşa eder. Dolayısıyla davanın hakkını, önemini ve kıymetini bilmeyenler, davayı sahiplenmemelidirler.

Selam ve muhabbetlerimle…
BEŞİR İSLAMOĞLU

(Bu yazıda yer alan fikirler yazara aittir. Hikmet Akademisi’nin bakış açısını yansıtmayabilir.)

 

YAZARA AİT BÜTÜN YAZILAR
1 Din Öğrenmede Kıstas Nedir?2 Kur' an-ı Reyi İle Tefsir Edenler Kafir Olur Mu?3 Tenkit, Bir Tezin Doğruluğu İçin Zaruridir; Ancak Cedele Dönüştürülmemelidir4 Dava, Hakka Riayet Etmekle Kazanılır5 Geceyi Kadir Yapan, Kur'an'dır6 Salatın, Namazla İlişkisi Üzerine…7 Kur'an'ın Maksat ve Misyonu, Sorun Çözmektir8 Kur'an'da Ne Aradınız Da Bulamadınız? 9 Toplumda Allah'ın Dini Yerine "Karma” Dinler Tercih Edilmektedir. Siz Hangi Dini Seçtiniz?10 "Kur'an Bize Yeter” Üzerine Yapılan Tartışmalar11 Şirk Koşmanın Temel Nedeni, Allah'a Olan Güvensizliktir12 İmanlarına Zulüm Bulaştırmayanlar Ancak Güvendedir 13 Haddini Bilmek, İnsan Olmanın Temel Şartıdır14 Hakikat, Batıni Yollarla Öğrenilebilir Mi? 15 Din Üzerinden Yapılan Zulümler16 Zulüm Devam Ediyorsa, Tövbe ve Helalleşme Anlamsızdır17 Gençlik Niçin İslam'a Mesafelidir? (Enes Kara ve benzer durumlar üzerine)18 "Kabir Ehlinden Yardım İsteyiniz”! "Allah İle Beraber Başka Bir İlah! Öyle Mİ”?19 Kimin Işığıyla Nurlanıyorsunuz?20 Hangi Unsurlar Şirke Götürür?21 İslam, Kişi Odaklı Değil, İlke Odaklı Bir Sistemdir 22 Kur'an'ın Doğru Anlaşılmasına Yönelik Sorun, Zihniyet Sorunudur23 Erdemli Toplum Nasıl Oluşur?24 İslam’da İlkeler Kadim ve Bakidir, İçtihat İse Hadis ve Konjonktureldir25 Siyaseti Dinleştirmek ve Dini Siyasallaştırmak Üzerine…26 Sünnete Kimler Daha Bağlıdır?27 Ehl-i Sünnet Bir Koalisyondur; Homojen Bir Yapı Değildir28 Aliya İzzetbegoviç’i Mütefekkir Kılan Faktörler29 Allah Hakkında Delilsiz Konuşmak, Ona İftira Atmaktır30 Resulullah As’dan Sonra Yaşanan Hadiseler, Onun Mesajını (Yolunu) Değiştirmiştir/Saptırmıştır -2-31 Resulullah As’dan Sonra Yaşanan Hadiseler, Onun Mesajını (Yolunu) Değiştirmiştir/Saptırmıştır -1-32 Hak Gaspı, İbadetlerin Kazancını Tüketir33 Ahlakın Şartı Kaçtır?34 Her İyi Müslüman, Aynı Zamanda İyi İnsandır35 Kurban İbadetini (Kurban Etmeden!) Doğru anlamak -2- 36 Hayvanlar İhtiyaç Üzerine Kesilir; Geleneğe Kurban Edilemez -1-37 Kur’an’ın Hükümlerinde Tahrifat Yapmak, “Dine Karşı Din” Uydurmaktır -6-38 Kur’an’ın Hükümlerinde Tahrifat Yapmak, “Dine Karşı Din” Uydurmaktır -5-39 Dinde Tahrifat Yapmak, Apaçık Bir Bühtandır -4-40 Dinde Tahrifat Yapmak, Apaçık Bir Günahtır -3-41 Dinleri İle İlgili Uydurdukları Kendilerini Aldatmıştı -2-42 Dinleri İle İlgili Uydurdukları Kendilerini Aldatmıştı -1-43 İnsan Hayatının Güvencesi Kısastır44 İnsanca Yaşamanın Ön Koşulu, Nesil Emniyetidir45 Er Kişi Niyetine46 Buhari’nin “Camiu’s-Sahih” Adlı Eserinin, Kur’an’la Eşitlenmesi Çabaları Üzerine47 Akılla Temellendirilmeyen İman, Koftur -2-48 Vahiy ve Akılla Temellendirilmeyen İman, Koftur -1-49 Güçlünün Yanında Yer Almak50 Mesafe, Maske ve Temizlik Sadece Coronavirüse Karşı Değil51 Müslümanlar Kimlik Krizi Mi Yaşıyor; Yoksa Sahte Kimlik Mi Taşıyor?52 İbn Rüşd Müktesebatının Temeli Akıldır53 İmam Gazali’yi Doğru Anlamak54 Bilim Geliştikçe Din Tasavvuru Da Değişir55 Dava Sahipleri Nerdesiniz? 56 Şahitlik, (Şehitlik), Hak ve Adaletin Gerçekleşmesi İçindir57 Görevimiz “İman Sorgulamak” Değil, Zulmü Sorgulamaktır58 Kaluu Bela Allah İle Ahitleşmektir. Bakın Nasıl!59 Zekât Kurumunun Güncellenmesi (6)60 Zekât Kurumunun Güncellenmesi (5)61 Zekât Kurumunun Güncellenmesi (4)62 Zekât Kurumunun Güncellenmesi (3)63 Zekât Kurumunun Güncellenmesi (2)64 Zekât Kurumunun Güncellenmesi (1)65 Dini 21. Asrın Aklıyla Anlamak / Yorumlamak
YORUMLAR
YENİ YORUM YAP
güvenlik Kodu
EDİTÖRDEN
ALINTI YAZARLAR TÜMÜ
Ahmet TAŞGETİREN

Ahmet TAŞGETİREN

O İşin Matematiği Var

Fatih OKUMUŞ

Fatih OKUMUŞ

Müslüman Orucu

Necip CENGİL

Necip CENGİL

Hayata ve Bilmeye Dair

Prof. Dr. Ulvi SARAN (Malatya Eski Valisi)

Prof. Dr. Ulvi SARAN (Malatya Eski Valisi)

Mustafa Yazgan’ın Ardından…

Ali BULAÇ
Ali BULAÇ

Taliban Üzerine

Vahdettin İNCE

Vahdettin İNCE

Taliban’dan Beklentim

Salih TUNA

Salih TUNA

Tehlike ve Müjde!

Taha ÖZHAN

Taha ÖZHAN

Tunus’a Darbe

Byung- CHUL HAN

Byung- CHUL HAN

Yorgunluk Virüsü…

Ramazan BEYHAN

Ramazan BEYHAN

Darbe İnsanlık Suçudur

Tanıl BORA

Tanıl BORA

Üç Terzi

Cemile BAYRAKTAR

Cemile BAYRAKTAR

Yüzyılın İşgali

Mehmet ALAGAŞ

Mehmet ALAGAŞ

Biyografi

Bizimle sosyal ağlarda bağlantı kurun!