İnsan Hayatının Güvencesi Kısastır

“Ey müminler! Öldürülenler hakkında size kısas emrediyorum.” (Bakara suresi, 178)
İnsan Hayatının Güvencesi Kısastır
Beşir İSLAMOĞLU
Beşir İSLAMOĞLU
Eklenme Tarihi : 13.06.2021
Okunma Sayısı : 84

“Ey müminler! Öldürülenler hakkında size kısas emrediyorum.” (Bakara suresi, 178)

“Kısas kavram olarak; mutlak eşitlik, denklik ve hakça mukabele etmek demektir.

Bir hukuk kavramı olarak kısas; bir insanı öldüren katilin, aynı şekilde öldürülmesi veya yaralayanın yaralanması demektir.

Kur’an’da dört yerde geçen kısas kelimesi, denklik ve cezai müeyyide anlamında kullanılmıştır. (Bakara 178, 179, 194; Maide 45)

Kur’an’da haksız yere adam öldürmek büyük günah sayılmıştır. Öldürme fiilinin, maddi-dünyevi cezası (Bakara 178-179) ve uhrevi cezasının (Nisa 93) yanı sıra ahlaki-toplumsal müeyyidesi de vardır. “Kim bir canı haksız yere öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur.” (Maide 32)

Esasen Kur’an, sadece öldürme fiiline karşılık değil, tüm kötülüklerin karşılığında o kötülüklere denk bir cezanın olduğunu hükme bağlamaktadır. “Herhangi bir kötülüğün karşılığı, misli iledir.” (Yunus 27) Yani, tüm cezaların, suç ile orantılı olması gerekir. “Ceza verecekseniz, size yapılanın misliyle ceza verin.” (Nahl 126)

Geçmiş tarihlerde bireysel ve toplumsal (kabilevi) olarak intikam (öç alma ve kefaret (suçluya işlediği suçun bedelini) ödetme anlayışı, cezai sorumluluğu şahsileştirmiş ve sürekli çatışmalara ve savaşlara neden olmuştur. Bu çatışma ve savaşların önlenmesi ve hukukun yerleşmesi için “cana can, göze göz, dişe diş” şeklinde Formüle edilen kısas cezası getirilmiştir. (Maide 45)

Devlet otoritesi (yargı), kısasın uygulamasında keyfilik ve şahsi intikam duygusuna asla fırsat verilmemelidir. Böyle bir fırsat (başıboşluk), intikam alma duygusunu kutsal görev noktasına getirir ve zincirleme olarak nesilden nesile intikal eden kan davalarını besler. Bu intikam (öç alma) istekleri engellenmediği takdirde, “bir akrabaya karşı işlenen suç, bütün akrabalara karşı işlenmiş sayılacak” ve sonuçta suçlu suçsuz ayırımı gözetilmeksizin misilleme cihetine gidilecektir.

Kısasın yerine getirilmesi sürecinde sadece maktulün yakınları hak sahibidir. “Allah’ın saygın kıldığı canı haksız yere öldürmeyin. Öldürülenin velisine (yakınlarına) yetki verdik.” (İsra 33) Öldürülen kişinin yakınları kısas isteyebilecekleri gibi, diyet veya karşılıksız olarak da af edebilirler; (Bakara 178) ancak onlara verilen hak ve yetkiyi bir başkası kullanamaz. Devlet otoritesi (yargı) da intikam ve kan davası gibi sıkıntılar yaşanmasın diye maktulün yakınlarının istekleri doğrultusunda karar vermek zorundadır.

Bununla birlikte, bireye karşı işlenen suç, aynı zamanda topluma karşı işlenmiş kabul edilir. Binaenaleyh, bireylere karşı işlenen suçlarda birinci derecede mağdur olan bireyin yanında, toplum da ikinci derecede mağdur kabul edilir ve dolayısıyla bireye karşı işlenen suçlar, kamu haklarına ve toplumsal düzene yönelik işlenmiş gibi kabul edilerek, devlete suçluyu ayrıca cezalandırma hakkı verir.

İslam hukukunda kısas infazı yanında, sulh, diyet ve af da önem arz etmektedir. Af ile ilgili yüce Allah şu tavsiyede bulunmaktadır:

“Bir kötülüğün cezası, ona denk bir kötülüktür. Kim bağışlar ve barışı sağlarsa, onun ödülünü Allah verecektir. Kuşkusuz O, zalimleri sevmez.” (Şura, 40)

Kısas, kasıtlı (bilerek ve isteyerek) öldürmeler ve yaralanmalar için öngörülmüştür. Hata olarak öldürmede kısas söz konusu değildir. Bir hata neticesinde adam öldürmelerde (Nisa 92), kısas yerine mağdurun yakınlarına diyet (kan bedeli ve mali uzlaşma) hakkı tanınmıştır. Diyet ödeyecek kişi, mali yetersizliğe sahip ise, devlet hazinesi devreye sokularak maktulün ailesine gerekli yardım yapılmalıdır.

Bilindiği gibi, hayat/yaşama hakkı, en temel insan hakkıdır. Kısas da bu hakkı güvence altına alan en sağlam bir müeyyidedir. Haksız yere ve kasten öldürme ve yaralamalar, kısasla cezalandırıldığında hem insan hayatına yönelik her türlü haksız tecavüzler önlenmiş ve caydırmış olacak, hem de suçlu, işlediği suça denk bir ceza görerek adalet sağlanmış olacaktır. Binaenaleyh, bir ülkede suçlar “kısas hükmü” ile infaz edilmedikçe, o ülkede hak, adalet, huzur ve güven beklenemez.

İktidarda olan “Adalet ve Kalkınma Partisi”ne yönelik yapılan en büyük eleştiri, “adalet” ayağıdır. Yani, adaletin işlemesindeki zaaflar ve keyfi uygulamalardır. Bu adaletsizliklerin başında da suçlara yönelik adil ve caydırıcı bir kısasın (infazın) gerçekleştirilmemesi ve diğer sosyal alanlardaki ihale, rüşvet, torpil gibi adaletsizlikler gelmektedir.  

Mutlak adalet isteniyorsa, kişi haklarına yönelik darp, gasp, yaralama, işkence, taciz, küfür ve benzeri hakaretler (tüm müessir fiiller) “göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş” prensibi dikkate alınarak infaz (kısas) edilmelidir. (Maide, 45) Tabi ki suç-ceza dengesini tam olarak sağlamanın imkansız görüldüğü organlarda, kısas infazı yerine diyet (mali sorumluluk) yüklenmesi zorunlu hale gelir.

Bilmek ve inanmak gerekir ki adaletin sağlanamaması ve insanların huzur ve güven içerisinde yaşamamasının en temel nedeni “her şeyi bilen Allah”ı dinlememekten kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla eğer Allah, “kısasta sizin için hayat vardır” (Bakara 179) diyorsa, Ona inanmak, güvenmek ve gereğini yapmak zorundasınız. Hem “inandığımız Allah her şeyi en iyi bilendir” diyeceksiniz, hem de O’na güvenmeyeceksiniz ve dolayısıyla kendinizin veya başkalarının bildikleriyle amel edeceksiniz… O zaman da Allah size şunu söyler: “Kim Allah’ın hükümleriyle hükmetmeyenler, zalimlerin ta kendileridir.” (Maide suresi, 45)

“Ey akıl sahipleri! Takvalı (duyarlı ve haktan yana) olmak istiyorsanız, biliniz ki kısasta sizin için hayat vardır.” (Bakara suresi, 179)

Selam ve muhabbetlerimle…
BEŞİR İSLAMOĞLU

(Bu yazıda yer alan fikirler yazara aittir. Hikmet Akademisi’nin bakış açısını yansıtmayabilir.)

 

YORUMLAR
YENİ YORUM YAP
güvenlik Kodu
Bizimle sosyal ağlarda bağlantı kurun!