Zekât Kurumunun Güncellenmesi (3)

Zekât kurumunun güncellenmesiyle ilgili makaleye devam ediyoruz. Birinci yazıda “zekâtın anlam ve önemi”, ikinci yazıda “zekâtın, Sadaka ve İnfak ile İlişkisi üzerinde durmuştuk...
Zekât Kurumunun Güncellenmesi (3)
Beşir İSLAMOĞLU
Beşir İSLAMOĞLU
Eklenme Tarihi : 30.01.2021
Okunma Sayısı : 455

Zekât kurumunun güncellenmesiyle ilgili makaleye devam ediyoruz. Birinci yazıda “zekâtın anlam ve önemi”, ikinci yazıda “zekâtın, Sadaka ve İnfak ile İlişkisi üzerinde durmuştuk. Bugün de -üçüncü olarak-  zekât-vergi ilişkisini belirttikten sonra, “kim, nelerden, ne kadarını, kime, nasıl infak edeceğini ve nasıl bir organizasyonun yapılması gerektiği” üzerinde duracağız inşallah…

Zekât-Vergi İlişkisi

Önce zekât vergisine bakalım:

Bilindiği gibi, Kur’an’da “zekâtı veriniz” emredilmekte, ancak zekât ile ilgili detaylar yer almamaktadır. Hatta “kimlere verileceği” ile ilgili açıklama/ayet, (Tevbe 60) zekât kavramıyla değil, sadaka kavramıyla açıklanmaktadır ki bu da zekâtın sadaka olduğunu ortaya koymuştur.

Evet, zekât, Kur’an’da detayları belli olmayan ve herkesin vermesi gereken bir sadaka olarak bilinir. Hatta zengin olmayan Nebi’nin hanımlarına da “zekâtınızı veriniz” emredilmektedir. (Ahzab 33)

Zekât, Kur’an’da sadakanın bir parçası olarak tanıtılırken, zamanla İslam fıkhında bütün infakların başı kabul edilerek şöyle tanıtılmıştır:

Zekât; belli bir zenginliğe sahip olan kimsenin, belli mallardan, belirli yerlere harcanmak üzere verdiği paydır/vergidir.”

Evet, zekât, Nebi as’ın son iki yılından itibaren Medine’de vergi niteliğine kavuşturulmuş, hukuk haline getirilmiş ve tayin edilen memurlarca toplanmaya başlanmıştır. Bu da zekât uygulamalarının değişkenliğini ve detaylarının yönetenler tarafından düzenlemesi gerektiğini ortaya koymuştur.

Nebi as’dan sonra Ebu Bekir ve Ömer devrinde de zekât devlet memurları tarafından tahsil edilmiş, ancak Osman devrinde ikili bir ayırıma gidilerek, görünen/bilinen mallardan devlet almaya devam etmiş, görünmeyen/bilinmeyen mallar ise sahiplerinin reyine bırakılmıştır.

Nebi as döneminde zekât/sadakanın yanı sıra bir de ganimet malları vardı. Vefatından sonra Müslüman coğrafyası genişleyince beytülmal/hazinenin, Müslümanlardan alınan zekât, gayri Müslümanlardan barış yoluyla alınan FEY, savaş yoluyla alınan cizye/haraç gelirleriyle mali kaynakları artmaya başladı. Bu kaynaklar, o dönemin vergileriydi; vergilerini vermeyenlere bazı müeyyideler uygulanırdı.

Dört halife döneminden sonraki (Emeviler, Abbasiler, Selçuklular ve Osmanlılar) dönemlerde de devletin mali kaynakları zekât, ganimet, öşür, haraç, cizye, fey ve bazı örfi vergilerle devam etmiştir.

21. asra geldiğimiz bu çağda Müslümanlar arasında zekâtın bir vergi olup olmadığı, kazançlarda/malda zekât dışında bir hakkın bulunup bulunmadığı ve zekâtın yanı sıra ikinci bir verginin konulup konulmayacağı, zekâtın vergiden, verginin de zekâttan mahsup edilip edilmeyeceği gibi konular çokça tartışılmaktadır.

Belirtmek isterim ki teknik anlamda -fıkıh literatüründe- zekât ayrı, vergi ayrı tanımlanmıştır; ancak “hakkın edası” anlamında ikisi de vergidir. Dolayısıyla “zekât vergisi” olarak ifade etmenin hiçbir sakıncası yoktur.

Geçmiş dönemlerde zekât-vergi ilişkisi ile ilgili çalışmalara baktığımızda, zekâtı vergi olarak kabul edenler olduğu gibi, kabul etmeyenler de vardır. Zekâtı vergi olarak kabul edenlerin dayanağı, ikisinin de “hakkın edası” olmasıdır. Yani, toplumun ihtiyaçlarının karşılanması için varlıklı kişilerin –adına zekât, sadaka ne derseniz deyin- vergi olarak vermeleri zorunlu görülmüştür. Nebi as da zekâtı/sadakayı bir vergi (hak) olarak almıştı.

Zekâtı vergi olarak kabul etmeyenlerin dayanağı da verginin bir vatandaşlık görevi olduğu, zekâtın ise, dinî bir yükümlülük olduğudur. Ayrıca zekât ile vergi; mükellefiyet, temel gaye, oran, miktar ve harcanacağı yerler (Tevbe, 9/60) bakımından birbirinden farklıdır. Bu itibarla, devlete ödenen vergiler zekât yerine geçmez. Zekâtın ayrıca verilmesi gerekir (Karadâvî, Fıkhu’z-zekât, II, 1118) (Dergipark.org.tr)

Nebi as döneminde devlet henüz bütün kurumlarıyla oluşmadığı için, zekât/sadak ve ganimet dışında üçüncü olarak bir vergi mükellefiyeti getirilmemişti; ancak daha sonra Müslüman ülkelerde zekatın yanı sıra “vatandaşlık vergisi” adı altında ganimet, öşür, haraç, cizye, fey ve bazı örfi vergilerin zorunlu hale getirildiği görülmektedir.

Türkiye dışındaki Müslümanların yaşadığı ülkelerin zekât sistemlerini incelediğimizde, kısmen bir sisteme bağlayan ülkelerin başında Malezya gelmektedir. Malezya’da devlet, zekâtı -vergiden ayrı olarak- birkaç şirket eliyle toplatarak ihtiyaç sahiplerine dağıtmaktadır; ancak çifte vergilendirmenin önüne geçebilmek için, zekât veren kişilere -belirli şartlar dâhilinde- verdikleri zekât miktarınca gelir vergisi muafiyeti tanımıştır. Bu durum, zekâtların tam ödenmesini ve zekât gelirlerinin artışına sebep olmuştur.

Türkiye’de yaşayan Müslümanların “zekât-vergi” sorununu çözmek elbette kolay değildir. Türkiye laik, demokratik bir cumhuriyettir. Onun için zekât ile vergiyi birleştirmek reel olarak mümkün değildir. Hatta Malezya’da olduğu gibi şirketler eliyle toplamak ve vergiden düşürmek de kolay değildir. Dolayısıyla zekâta işlerlik kazandırmak için başka bir çözüm getirmek gerekir.

Benim tezim/önerim şudur ki laik, demokratik bir cumhuriyet sistemine sahip olan Türkiye’de, “sosyal güvenlik bakanlığı” adıyla bir bakanlık kurulmalı, “zekât” adı altında her türlü sadakalar (infaklar/yardımlar) bu bakanlık eliyle toplanarak “Kur’an’ın öngördüğü” ihtiyaçlara harcanmalıdır. Hatta verilen zekât/sadakalar belgelendirilerek, belli oranda vergiden de düşürülebilmelidir.

Kurulacak olan “sosyal güvenlik bakanlığı”nın başına liyakatli bir bakan getirilmeli, ilçelere varıncaya kadar şubeler açmalı ve tüm ülkede ihtiyaç sahiplerini tespit ederek derecelendirmeli (mesela 1. 2. 3. Derecede ihtiyaç sahibidir) ve her yıl bilgileri güncellenmelidir.

Adalet ve hakkaniyet üzerine öyle bir sistem kurulmalı ki sadece Türkiye’deki muhtaçlar değil, diğer ülkelerdeki muhtaçlara da yardımlar gitmeli, onlar da bu yardımlarla rahata kavuşmalıdırlar.

İnanıyorum ki kurulacak olan “sosyal güvenlik bakanlığı” adalet ve hakkaniyet üzerine çalışır ve toplumun güvenini kazanırsa, tüm yardımları rahatlıkla toplayarak, -tıpkı Nebi as döneminde olduğu gibi- zekât kurumunu aktif hale getirecek ve hiç kimse aç ve açıkta kalmayacaktır. Böylece ne idügü belli olmayan, nerelere harcama yaptığı tespit edilemeyen, yardımları istismar eden dernek, vakıf gibi homojen yapılardan da kurtulmuş olacağız.

Zekat/sadakalar devlet eliyle, (sosyal güvenlik bakanlığı ile) toplatılıp muhtaçlara dağıtıldığında yetersiz gelirse, devlet bütçesinden de destek sağlanır.

NOT: Yazı sıkıcı olmasın diye burada kesiyoruz; ancak zekât konusuna devam edeceğiz; zira daha söylenecek/güncellenecek çok şey var…

Selam ve muhabbetlerimle…
Beşir İSLAMOĞLU 30.01.21

 

YAZARA AİT BÜTÜN YAZILAR
1 Hak Gaspı, İbadetlerin Kazancını Tüketir2 Ahlakın Şartı Kaçtır?3 Her İyi Müslüman, Aynı Zamanda İyi İnsandır4 Kurban İbadetini (Kurban Etmeden!) Doğru anlamak -2- 5 Hayvanlar İhtiyaç Üzerine Kesilir; Geleneğe Kurban Edilemez -1-6 Kur’an’ın Hükümlerinde Tahrifat Yapmak, “Dine Karşı Din” Uydurmaktır -6-7 Kur’an’ın Hükümlerinde Tahrifat Yapmak, “Dine Karşı Din” Uydurmaktır -5-8 Dinde Tahrifat Yapmak, Apaçık Bir Bühtandır -4-9 Dinde Tahrifat Yapmak, Apaçık Bir Günahtır -3-10 Dinleri İle İlgili Uydurdukları Kendilerini Aldatmıştı -2-11 Dinleri İle İlgili Uydurdukları Kendilerini Aldatmıştı -1-12 İnsan Hayatının Güvencesi Kısastır13 İnsanca Yaşamanın Ön Koşulu, Nesil Emniyetidir14 Er Kişi Niyetine15 Buhari’nin “Camiu’s-Sahih” Adlı Eserinin, Kur’an’la Eşitlenmesi Çabaları Üzerine16 Akılla Temellendirilmeyen İman, Koftur -2-17 Vahiy ve Akılla Temellendirilmeyen İman, Koftur -1-18 Güçlünün Yanında Yer Almak19 Mesafe, Maske ve Temizlik Sadece Coronavirüse Karşı Değil20 Müslümanlar Kimlik Krizi Mi Yaşıyor; Yoksa Sahte Kimlik Mi Taşıyor?21 İbn Rüşd Müktesebatının Temeli Akıldır22 İmam Gazali’yi Doğru Anlamak23 Bilim Geliştikçe Din Tasavvuru Da Değişir24 Dava Sahipleri Nerdesiniz? 25 Şahitlik, (Şehitlik), Hak ve Adaletin Gerçekleşmesi İçindir26 Görevimiz “İman Sorgulamak” Değil, Zulmü Sorgulamaktır27 Kaluu Bela Allah İle Ahitleşmektir. Bakın Nasıl!28 Zekât Kurumunun Güncellenmesi (6)29 Zekât Kurumunun Güncellenmesi (5)30 Zekât Kurumunun Güncellenmesi (4)31 Zekât Kurumunun Güncellenmesi (3)32 Zekât Kurumunun Güncellenmesi (2)33 Zekât Kurumunun Güncellenmesi (1)34 Dini 21. Asrın Aklıyla Anlamak / Yorumlamak
YORUMLAR
YENİ YORUM YAP
güvenlik Kodu
ALINTI YAZARLAR TÜMÜ
 Abdülaziz KIRANŞAL

Abdülaziz KIRANŞAL

Dinden Soğutan Dindarlık

Ali BULAÇ
Ali BULAÇ

Taliban Üzerine

Vahdettin İNCE

Vahdettin İNCE

Taliban’dan Beklentim

Salih TUNA

Salih TUNA

Tehlike ve Müjde!

Taha ÖZHAN

Taha ÖZHAN

Tunus’a Darbe

Byung- CHUL HAN

Byung- CHUL HAN

Yorgunluk Virüsü…

Ramazan BEYHAN

Ramazan BEYHAN

Darbe İnsanlık Suçudur

Tanıl BORA

Tanıl BORA

Üç Terzi

Cemile BAYRAKTAR

Cemile BAYRAKTAR

Yüzyılın İşgali

Mehmet ALAGAŞ

Mehmet ALAGAŞ

Biyografi

Prof. Dr. Ulvi SARAN (Malatya Eski Valisi)

Prof. Dr. Ulvi SARAN (Malatya Eski Valisi)

İnsanı Kendi Olmaktan Çıkartan Bir Çağın İçindeyiz

Bizimle sosyal ağlarda bağlantı kurun!