Müslümanlar Kimlik Krizi Mi Yaşıyor; Yoksa Sahte Kimlik Mi Taşıyor?

Kimlik, kişinin kim ve ne olduğunu belirten bir aidiyettir...
Müslümanlar Kimlik Krizi Mi Yaşıyor; Yoksa Sahte Kimlik Mi Taşıyor?
Beşir İSLAMOĞLU
Beşir İSLAMOĞLU
Eklenme Tarihi : 15.04.2021
Okunma Sayısı : 210

Kimlik, kişinin kim ve ne olduğunu belirten bir aidiyettir. Genel olarak vatandaşlık ve dindarlık olmak üzere iki çeşit kimliğimiz vardır. Vatandaşlık kimliğini, sahip olduğumuz devlet verir; dindarlık kimliğimizi de dinin sahibi Allah verir. Her ikisi de tercihlerimiz sonucunda verilmektedir.

Başta şunu belirtelim ki bir ülkenin/devletin kimliğini taşımak nasıl o devletin yasalarına uymayı zorunlu kılıyorsa, Müslüman kimliğini taşımak da İslam dininin yasalarına/ilkelerine uymayı zorunlu kılar.

Bu kısa girizgâhtan sonra, İslam dinini tercih edip “Müslüman kimliği” taşıyanların kimlik sorunu üzerinde durmaya çalışalım.

Başta da belirttiğimiz gibi, söz konusu “Müslümanlık” ise, kimliği veren bizzat Allah’tır. “O, size “Müslüman” adını verdi.” (Hac 78) Müslüman adını veya kimliğini taşımak, İslam dininin bütün ilkelerine gönül rızasıyla “evet” demektir. Müslüman olmak, bir tercih ve aidiyet meselesidir. Kime, neye ait olduğunu bilip, ona göre yola koyulmaktır.

İslam dininin ilkelerine gönül rızasıyla “evet” deyip Müslüman kimliğine sahip olanların öncelikle yapması gereken iş, kimliğin kişiye yüklediği hak ve sorumlulukları dinin sahibinden (kitabından) öğrenmektir. Dinin sahibinden değil de başkalarından öğrenmeye kalkarsanız, kimliğin özüne zarar verirsiniz. Kimlik kırılmasına neden olmamak için dinin kaynağı (Kur’an) temel referans kabul edilmelidir. 

Bir kişi kendi özgür iradesiyle Müslüman olmayı tercih ettiğinde, onun emredildiği (taşıdığı) kimlikte şu yazılıdır:

“Şüphesiz benim salatım (duam), ibadetlerim, hayatım ve ölümüm tüm varlıkların Rabbi olan Allah içindir. O’nun hiçbir ortağı yoktur. Bana böyle emredildi. Ben, Allah’a teslim olanların ilklerindenim.” (En'am suresi 162)

“O’nun hiçbir ortağı yoktur” argümanına, “sözde” hiçbir Müslümanın itirazı yoktur, olamaz; ancak özde ve fiiliyatta pek çok kimse -bilerek veya bilmeyerek- uluhiyette, rububiyette ve ubudiyette O’na onlarca ortak peyda eder. Öyle ise, Allah’a şirk koşmamak için, Allah’ın nasıl bir ilah ve yetkilerinin neler olduğunu her Müslümanın adı gibi bilmesi zorunludur. Bilinmelidir ki hem siyasi alanda hem de teoloji alanında, Allah’ın yetkilerini kendilerinde veya başkalarında görenler, açıkça şirke düşmüşlerdir.

Siyasi alanda Allah’ın ahkamını gereksiz görenler, teolojik alanda ona buna “şefaat yetkisi” verenler, şirkten ari olamazlar; zira “yaratma Allah’a ait olduğu gibi, hüküm de Allah’a aittir. Binaenaleyh, Allah’ın ahkamını ve ilkelerini ciddiye almayanların kimlik sorunu yaşadıklarını bilmek lazım. Teolojik alanda da –müşriklerden ödünç aldıkları- “şefaat yetkisi”ni ona buna verenler, kimliklerini muhafaza ettiklerini iddia edemezler, kendilerini kurtaramazlar; zira “şefaat yetkisi” bütünüyle Allah’a aittir. Bu konuda –melekler hariç- hiç kimseye yetki vermemiştir.

Bilindiği gibi, Allah’ın varlığı ve birliği konusunda Mekke müşriklerinin bile itirazı yoktur; ama Allah, bazı varlıkları şefaat için aracı yapmalarından dolayı onları “müşrik” olarak vasıflandırdı. Bugün de modern dünyada müşriklerin, Allah’ın varlığı konusunda kuşkuları yoktur; ancak onların fikriyatında Tanrı, evreni yaratan, fakat insanların işlerine müdahale etmeyen bir tanrıdır. Yani modern çağın müşrikleri, esasen deisttir.

Öyle ise, Müslüman kimliği taşıyanların tevhit -uluhiyet, rububiyet ve ubudiyet- konusunda doğru bilgiye sahip olması ve çok hassas davranması İslam inancının gereğidir. Bu hassasiyeti taşımayanların “benim salatım (duam), ibadetlerim, hayatım ve ölümüm tüm varlıkların Rabbi olan Allah içindir” deme lüksü olamaz. Gerçekten hayatımızın “kim veya kimler için” olduğuna, yani hayatımızda kimlerin ve nelerin öncelikli olduğuna dönüp bakmamız, kendimizle yüzleşmemiz vaciptir. Aksi takdirde iman nazariyesi anlamsız kalır.  

Kimlik kırılmasına/krizine girmemek için yapılması gereken ikinci iş, şeref ve itibarı (meşruiyeti) başkalarının yanında arayarak değil, kimliği bizzat veren Allah’ın yanında yer alarak kazanmaktır; zira kimliğimizin meşruiyeti Allah’a aittir; ama maalesef Müslüman kimliğini taşıyanların ekseriyeti bu noktada kimliğin verdiği sorumluluğu terk ederek, şeref ve itibarı başkalarının yanında aramaktadırlar.

Müslüman kimliğine sahip çıkmak için yapılması gereken bir üçüncü iş, onun bunun adamı olmaktan kaçınmaktır. Geçmişin iyi/doğru müktesebatından yararlanırken, hiçbir mezhebin, tarikatın, cemaatin veya şahısların müntesibi değil, sadece Kur’an ve elçisinin müntesibi olma zorunluluğumuz vardır. Müslüman kimliğine zarar veren, Müslümanları bölüp parçalayan adı “ehl-i Sünnet” de olsa, asla müntesibi olmamalıyız. İntisab edeceğimiz tek kimlik var; o da “İslam” kimliğidir. Binaenaleyh biz, “ehl-i sünnet” değil, “ehl-i İslam” kimliğini taşıdığımızı asla unutmamalıyız.

Çağımızda kimlik kırılmasına/krizine neden olan olgulardan bir diğeri de Müslüman kimliğinin, modern çağın popüler kavramları olan demokrat, laik, liberal, hümanist gibi fenomenlerin gölgesinde kalmış olmasıdır. Çağımızda maalesef bu kavramlar “din” gibi veya dine paralel olgular şeklinde algılanarak Müslüman kimliğinin üzerine çıkarılmaktadır. “Laiklik ve demokratlık” o kadar baskın ki “Müslümanlık” ya unutulmuş ya da silik kalmıştır.

Hülasa -konuyu uzatmadan- belirtelim ki her iddia sahibinin iddia ettiğini ispatlaması zorunludur. Hal böyle iken, çağımızda “Müslüman” olduğunu iddia edenlerin kahir ekseriyeti ya kimlik krizi yaşıyor ya da sahte kimlik taşıyor. Bilinmelidir ki Müslüman olarak taşıdığımız kimlik, Allah’ın belirlediği renkteki (sibğetullah) kimliktir. Sibğetullah, İslam’ın ilkelerini ve değerlerini taşımak demektir. Yani hayatımızı nasıl yaşayacağımızı, hangi kaynaktan bilgileneceğimizi, neleri kabul, neleri ret edeceğimizi, kimleri dost, kimleri de düşman olarak göreceğimizi bilip hayata aksettirmektir.

Dolayısıyla Müslüman kimliği taşıdığını iddia edenlerin, “sahte kimlik” taşıyıp taşımadıklarına dikkat etmeleri zorunludur. Bunun için de yapılması gereken iş, Kur’an’i hayata sahip olup olmadıklarını test etmeleridir. Bilinmelidir ki Kur’an ilkeleriyle bağdaşmayan bir hayat sergilemek, kimlik krizine neden olmaktadır.

Selam ve muhabbetlerimle…
Beşir İSLAMOĞLU 

(Bu yazıda yer alan fikirler yazara aittir. Hikmet Akademisi’nin bakış açısını yansıtmayabilir.)

YAZARA AİT BÜTÜN YAZILAR
1 Hak Gaspı, İbadetlerin Kazancını Tüketir2 Ahlakın Şartı Kaçtır?3 Her İyi Müslüman, Aynı Zamanda İyi İnsandır4 Kurban İbadetini (Kurban Etmeden!) Doğru anlamak -2- 5 Hayvanlar İhtiyaç Üzerine Kesilir; Geleneğe Kurban Edilemez -1-6 Kur’an’ın Hükümlerinde Tahrifat Yapmak, “Dine Karşı Din” Uydurmaktır -6-7 Kur’an’ın Hükümlerinde Tahrifat Yapmak, “Dine Karşı Din” Uydurmaktır -5-8 Dinde Tahrifat Yapmak, Apaçık Bir Bühtandır -4-9 Dinde Tahrifat Yapmak, Apaçık Bir Günahtır -3-10 Dinleri İle İlgili Uydurdukları Kendilerini Aldatmıştı -2-11 Dinleri İle İlgili Uydurdukları Kendilerini Aldatmıştı -1-12 İnsan Hayatının Güvencesi Kısastır13 İnsanca Yaşamanın Ön Koşulu, Nesil Emniyetidir14 Er Kişi Niyetine15 Buhari’nin “Camiu’s-Sahih” Adlı Eserinin, Kur’an’la Eşitlenmesi Çabaları Üzerine16 Akılla Temellendirilmeyen İman, Koftur -2-17 Vahiy ve Akılla Temellendirilmeyen İman, Koftur -1-18 Güçlünün Yanında Yer Almak19 Mesafe, Maske ve Temizlik Sadece Coronavirüse Karşı Değil20 Müslümanlar Kimlik Krizi Mi Yaşıyor; Yoksa Sahte Kimlik Mi Taşıyor?21 İbn Rüşd Müktesebatının Temeli Akıldır22 İmam Gazali’yi Doğru Anlamak23 Bilim Geliştikçe Din Tasavvuru Da Değişir24 Dava Sahipleri Nerdesiniz? 25 Şahitlik, (Şehitlik), Hak ve Adaletin Gerçekleşmesi İçindir26 Görevimiz “İman Sorgulamak” Değil, Zulmü Sorgulamaktır27 Kaluu Bela Allah İle Ahitleşmektir. Bakın Nasıl!28 Zekât Kurumunun Güncellenmesi (6)29 Zekât Kurumunun Güncellenmesi (5)30 Zekât Kurumunun Güncellenmesi (4)31 Zekât Kurumunun Güncellenmesi (3)32 Zekât Kurumunun Güncellenmesi (2)33 Zekât Kurumunun Güncellenmesi (1)34 Dini 21. Asrın Aklıyla Anlamak / Yorumlamak
YORUMLAR
M. Cihad ULUÇ
17.4.2021 12:14
O gün Rahman'ın izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseden başka, hiç kimsenin şefaati fayda vermez. (Taha-109 ) - Demekki Melekler hariç Allah'ın sefaatine izin verdiği kişiler var ... O'ndan başka yalvarıp durdukları şeyler şefaat de edemezler; ancak bilerek gerçeğe şahitlik eden kimseler başka ! (Zuhruf- 86) - Bu ayette Allah'ın sefaatine müsade ettiği kişilerden bahseder ... " Rahmanın nezdinde bir ahd almış olan kimseden başkaları şefaate malik olamıyacaklar" (Meryem 87) Bunun gibi bir çok ayet Şefaat edebilecek müstesna kişiliklerin ve kimliklerin Özelliklerini sayarak bize tanıtır, sizin tabiriniz ile Kimlik okumayı öğretir , Bununla birlikte Şefaat edilebilinicek kişilerin özellik ve kimliklerini de belirtir Allah , Mesela Taha Sûresi 109. ilmi Kelama göre birde şu şekilde tefsir edilir "Rahmanın izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseden başka hiçkimseye (hiçkimseye) şefaat fayda vermez " Diyede izahat ile aynı zamanda Sefaate Mazhar olabilmenin şartlarıda Kuran'da öğretilmiş hamdolsun ... Zira Efnedimiz sav in "Kızım Fatıma namazını kıl, Babam peygamberdir diye güvenme, Allah'a itaat et" (Buhari - Tırmızî) hadisi şerifi Meşhurdur. Fakat bu SEFAAT kavramı yanlış anlaşılıyor diye , bizim Şefaat kavramını inkar edeceğimiz, etmemiz anlamına gelmez GELMEMELİ ... Cemaatler ve Tarikatler konusunda çok güzel bir noktaya değindiniz hocam , Allah razı olsun " Kimlik kırılmasına/krizine girmemek için yapılması gereken ikinci iş, şeref ve itibarı (meşruiyeti) başkalarının yanında arayarak değil, kimliği bizzat veren Allah’ın yanında yer alarak kazanmaktır; zira kimliğimizin meşruiyeti Allah’a aittir" izahatınız gerçekten çok güzel , Allah razı olsun diyorum bu itikadî ince noktaya değindiğiniz için ... Bu doğrultuda Cemaatlerin veya Tarikat lerin müntesibi olmamak gerektiğini vurgulamışsınız hocam , amenna böyle bir itikada sahip olmadan herhangi bir cemaat veya Tariaktın müntesibi olmak elbetteki yanlış demiyorum çünkü doğrular kişilere ve şartlara göre değişir biz bunu Efendimiz in aynı sorulara soranlara göre farklı cevaplar vermesinden öğreniriz ama tam anlamı ile doğru olmayacaktır , bizde zira Cemaatlerin Ümmet kavramından bağımsız bir zihniyete, Ümmetin birlik ve vahdet çatısından ayrı bir zihniyete veya Hayr ve şerefi Allah ın yanında olmakda değil kulların yanında olmak da arayacak bir zemine gelmesini eleştiririz , fakat bunların yanında Vahdet çatısı altında insanların başka başka meslek ve merrebler gösterdiği için kendi meslek ve mesreblerine göre cemaatler ve Tarikatler vasıtası disiplini, eğitimi yolu ile Allah'a varan yollards ilerlemesini de yadirgamaz , bunu yanlış göstermeyiz ... Bir kaç kötü örneğin teşkil etmesi sebebi ile veya bu topluluklar içerisinde, her yerde olabileceği gibi hakikati kavrayamayıp tarikati gaye edinecek Tarikatı amaç edinecek insanlar var olacak diye , köklü köklü bir geleneği bir Disiplini ve bir Gaye yı kötülemek, zan altında bırakmak , tahfif etmek , tahkir etmek de bir müslümanın kimliğine yakışmayacak tabiki ... Zira bu şekil bir davranış ve anlayışın , Batıda Medyada kötü gösterilen bir İslam profili neticesi İnsanların tüm müslümanlara ve İslam'a düşman olması gibi , uzaktan bir sui zan ve ön yargılı davranışın dan farkı varmı dir ? Hem böyle söyleyen bir insanın, İslam'a Bin küsur yıl hizmet etmiş bir milletin içerisinde kendi Atalarının ve İdarecilerinin de farklı Mesrebler içerisinde birer Dergaha gönül bağının olduğunu , saygısının olduğunu bilmemesi kadar abes birşey olabilir mi ? ... Şefaati yanlış kavrayanlarin varlığı sebebi ile Şefaati inkar etmek de , Cemaat ve Tarikatın maksadını, üslubunu yanlış kavrayanların varlığı sebebi ile Bunları inkar de Pireye kızıp yorgan yakmak gibidir ki ... bir farkla, burada yakılmak istenen yorgan Hakikatlerin içinden bir parça olduğu için , Dikkat etmek gerekir ... Eleştirdiklerimizden bir farkımız olmalı ... Kaleminize sağlık teşekkür ederiz ... Bu arada nacizane Soy İsminiz de dikkatimi çekti, Rabbimm müsemma kılsın ... (M. Cihad ULUÇ)

YENİ YORUM YAP
güvenlik Kodu
ALINTI YAZARLAR TÜMÜ
 Abdülaziz KIRANŞAL

Abdülaziz KIRANŞAL

Dinden Soğutan Dindarlık

Ali BULAÇ
Ali BULAÇ

Taliban Üzerine

Vahdettin İNCE

Vahdettin İNCE

Taliban’dan Beklentim

Salih TUNA

Salih TUNA

Tehlike ve Müjde!

Taha ÖZHAN

Taha ÖZHAN

Tunus’a Darbe

Byung- CHUL HAN

Byung- CHUL HAN

Yorgunluk Virüsü…

Ramazan BEYHAN

Ramazan BEYHAN

Darbe İnsanlık Suçudur

Tanıl BORA

Tanıl BORA

Üç Terzi

Cemile BAYRAKTAR

Cemile BAYRAKTAR

Yüzyılın İşgali

Mehmet ALAGAŞ

Mehmet ALAGAŞ

Biyografi

Prof. Dr. Ulvi SARAN (Malatya Eski Valisi)

Prof. Dr. Ulvi SARAN (Malatya Eski Valisi)

İnsanı Kendi Olmaktan Çıkartan Bir Çağın İçindeyiz

Bizimle sosyal ağlarda bağlantı kurun!