Bilim Geliştikçe Din Tasavvuru Da Değişir

Konunun doğru anlaşılabilmesi için önce din, ilim ve bilim kavramları üzerinde kısaca duralım...
Bilim Geliştikçe Din Tasavvuru Da Değişir
Beşir İSLAMOĞLU
Beşir İSLAMOĞLU
Eklenme Tarihi : 22.03.2021
Okunma Sayısı : 256

Konunun doğru anlaşılabilmesi için önce din, ilim ve bilim kavramları üzerinde kısaca duralım.

Din, -kısaca- insanların hayatlarını düzenleyen kurallar bütünüdür.

İlim ise, kainat ve içindeki varlıklar ile ilgili bilgilerdir. Bu bilginin bir kısmı kainatın sahibi tarafından verilmekte, diğer kısmı da insanların kendi imkanlarıyla ürettikleridir. Bilgi, ister ilahi (vahiy yoluyla) olsun, ister beşeri olsun, elde edilen bütün sahih bilgiler ilimdir, aynı zamanda da bilimdir; zira her türlü bilim, aynı zamanda ilimdir. Zaten bilim, ilim kavramının Türkçesidir.    

Başta şunu belirtelim ki İmam Gazali’nin, ilimleri “dini ve dünyevi” şeklinde tasnif etmesi ve bu tasnifin İslam dünyasında genel itibariyle kabul görmesi isabetli olmamıştır. Bu tasnif, ilimlerin doğru anlaşılmasını ve ilerlemesini engellemiş ve ilim dünyası için büyük bir kayıp olmuştur. Bu sebeple o günden beri -tabir caizse- ilimlerin iki yakası bir araya gelmemiştir.

Bilindiği gibi Allah’ın, “tenzili” ve “tekvini” olmak üzere iki kitabı vardır. Tenzili olarak inen ayetler Mushaf kitabında, Tekvini olarak yaratılan varlıklar da kainat kitabında yer almaktadır. Her ikisi de Allah’ın ayetleridir ve ilmidir. Her iki kitap da aynı hakikatin ayrı yönleri olarak alınmalıdır. Dolayısıyla, canlı veya cansız tüm varlıklar Allah’ın ayetleridir; bu ayetleri inceleyenler de alimdir, bilim insanıdır.

Güneş, ay ve diğer gezegenleri (ayetlerle) inceleyen bilim adamı fizik-astronomi alimidir. İnsanları inceleyen biyoloji, hayvanları inceleyen zooloji, bitkileri inceleyen de botanik alimidir. Hepsine ilim/bilim adamı denir.

Yine, Mushaftaki ayetleri inceleyene müfessir, hadisleri inceleyene muhaddis, fıkıh ilmini inceleyene de fıkıh alimi denir. Kainatta incelenmesi gereken binlerce alan/varlık vardır. Kişi hangi alanda ihtisas yapıyorsa, o alanın alimi olarak kabul edilir.

Esasen ilim ile bilim arasında bir ayırımın yapılması doğru olmadığı gibi, din ile bilim arasında da bir ayırım yapılamaz; zira akıl ve deneye dayalı olan bilim, Allah’ın tekvini kitabı olan kainat ayetlerini (dini) inceler. Allah’ın tenzili ve tekvini kitapları arasında bir çelişkinin olması nasıl imkansız ise,  din ile bilim arasında çelişki de imkansızdır. Esasen bilim, dinin bir parçasıdır. Dolayısıyla din ile bilim arasında da asla bir tezat yoktur ve biri diğerine engel teşkil etmez.

Peki, ilim/Bilim ile din arasında çatışmanın olduğu nasıl uyduruldu?

Tarihe baktığımızda, bu düşüncenin ortaçağ Kilise inancına ait olduğunu rahatlıkla görebiliriz. Bilindiği üzere Ortaçağ’da tahrif edilmiş bir Hristiyanlık dini vardı. Bu dinin merkezinde kilise, yani din adamları vardı ve ayrıcalıklı bir statüye sahiplerdi. Avrupa’da devlet yapısına bile bu din adamları hakimdi. Kilisenin koyduğu kurallar ve din adamlarının sözü otorite kabul edilirdi.

İşte bütün ilmi ve bilimsel çalışmaları denetleyen o dönemin din adamları, yapılan birçok bilimsel çalışmayı –dine aykırı görerek- yasaklamış ve bilim adamlarını da cezalandırmıştır.

Bilim ve kilise arasındaki çatışmayı en net gösteren olaylardan biri Galileo’nun cezalandırılmasıdır. Din adamları (Kilise), Galileo’nun fikirlerini kutsal kitaba aykırı bularak, 1633 yılında yargılamış ve ömür boyu hapse mahkum etmiştir.

(Galileo; rönesansın bilimsel devrimine büyük katkıda bulunan ve gözlemsel astronomi, modern fizik ve bilimin babası kabul edilen bir bilim adamıdır.)

Kabul etmek gerekir ki bilim/ilim geliştikçe, ona paralel olarak insanların “din tasavvuru” da olumlu yönde değişmektedir. Rönesansın bilimsel devrimi, nasıl Ortaçağ Hristiyan din tasavvurunu değiştirdiyse, Müslümanların bilim/ilimde ilerlemesi de Müslümanların din tasavvurunu değiştirecektir. Bizdekinin adı “Rönesans” değil, “ihya-i ulumu-d Din” olacaktır. Tabi bu ihya, Gazali’in ihyasından çok farklı ve “hakiki ihya (diriliş)” olacaktır.

Şimdi, ilim/bilimin gelişmesiyle Müslüman tasavvurunun nasıl değiştiğine dair birkaç basit örnek verelim.

1. Geçmiş tarihlerde “Allah, bir kral gibi arşa/tahta oturmuş, oradan talimat veriyor” zan edilirdi. Kainatla ilgili ilim gelişince, Allah’ın, bir kral olmadığı, tüm kainata sistemini yerleştiren, (bir tür determinizm) takip eden, yenileyen ve varlığını/gücünü bütün yarattıklarında gösteren halikul bari ve hayyul kayyum olduğu açık bir şekilde anlaşıldı.

2. Geçmişte “Allah’ın yarattığı dünya düz bir tepsi gibi” düşünülürdü; Oysa bilim, dünyanın küre şeklinde yuvarlak ve hem kendi ekseni etrafında hem de güneşin etrafında dönen bir gezegen olduğunu ispatladı.

3. Geçmişte kainat ve içindekilere, Allah, “ol” diye emri verir, onlar da anında oluverir” şeklinde anlaşılırdı; oysa bilim, evrenin milyonlarca yıllık sürede tekamül ettiğini ve her bir varlığın tekamül/evrim süreci olduğunu ortaya çıkardı.

4. Geçmişte “melekler, kağıt kalem eline alarak insanların eylemlerini kayıt altına alır” şeklinde bilinirdi; ancak teknolojinin ürettiği kameralar, kayıt sisteminin nasıl çalıştığını ve dolayısıyla meleklerin de sistemin bir parçası olduğu ve bu sistemle her şeyin kayıt altına alındığı bilinmiş oldu.

5. Geçmişte “şeytanlar/cinler gece gündüz etrafımızda dolaşan biyolojik varlıklar” olarak bilinirken, anlaşıldı ki “şeytan” denilen varlığın, yaratılışımızda benliğimize yerleştirilen kötü kodlar/güçler olduğu anlaşıldı. Kendimize sahip çıkmazsak, bu şeytani güçler bizi saptırırlar.

6. Geçmişte “şirk/Allah’a ortak koşma, sadece ilkel putların önünde eğilmek, onlardan yardım istemek” şeklinde kabul edilirdi; görüldü ki şirk, sadece putlara tapmak değil, Allah’a ait her hangi bir yetkiyi ve tasarrufu kullanmak veya birine vermek de şirktir.

7. Geçmişte “kader, Allah’ın ezelde/başlangıçta başımıza gelecekleri yazıp belirleyen bir alın yazısı” olarak kabul edilirdi; oysa anlaşıldı ki kader, Allah’ın kainata yerleştirdiği sistem/yasalardır. (her canlının ölümlü olması, güneş, ay, yıldız gibi cisimlerin bir kaderle/yasayla çalışması gibi)

8. Geçmişteki, bireysel içtihatlarla ahkam kesip yüzlerce “haram” ortaya koyma ve “bireysel içtihatları (mezhepleri) dinleştirme” yanlışlığını bugün daha iyi anlayabilmekteyiz.  Halbuki mezhepler (içtihatlar) din değil, dinden anladıklarıdır. Allah’ın haram kıldığı hayvanlar bir elin parmak sayılarını geçmez. Asıl haramlık; haksız kazançtır, hak etmediğini ele geçirmektir.

Kaldı ki “yeni haramlar” konulacak ise, konunun uzmanlarından oluşan bir komisyon tarafından belirlenmelidir. Bir kişinin içtihadıyla haramlar belirlenemez. (mesela tüp bebek gibi)

9. Geçmişte, taharet (abdest, boy abdesti) için 40-50 sayfa kitap okumak gerekirdi/okutuyorlardı. Bugün artık, abdest için onlarca sayfa okumaya gerek kalmadı. Çocuklar bile bir kez görmeyle öğrenmektedirler. Benzer şekilde namaz, oruç, hac gibi ibadetler için yazılmış ciltler dolusu bilgilerin de pek bir anlamı kalmamıştır. Bu ibadetleri bir kez yerine getirmek yeterli olmaktadır. Belki sadece kısa notlara ihtiyaç duyulacaktır.

10. Başta namaz olmak üzere diğer ibadetlerin “geleneksel haliyle” bizzat Resulullah as tarafından yerine getirildiği bilinirdi. İlim geliştikçe görüldü ki pek çok uygulama başkaları tarafından sonradan eklenmiştir. Mesela, 2+2 olan yatsı namazı 13 rekata çıkartılması gibi. Böylece olunca da ibadetin keyfiyeti (kalite, nitelik) kayboldu;  kemiyet (miktar, sayı) ön plana çıktı.

Yine, geçmişte Arapça veya Osmanlıca bir risale/hikayeden bir bölüm okunduğunda “din” zan edilirdi ve Müslümanlar bu hikayelerle uyutulurdu. Bugün artık İlim/bilimin aydınlığında bu tür bilgi ve hikayelerin din olmadığı rahatlıkla bilinmektedir.

İnanıyorum ki gerçek anlamda ilim/bilim ne kadar gelişirse, din tasavvurumuz da aynı oranda gelişecek ve bütün batıl ve hurafe bilgilerden de uzaklaşmış olacağız.

“Dini, her türlü batıldan arındırıp, sadece Allah’a özgü kılanlara selam olsun…”

Beşir İSLAMOĞLU 20 MART 21

(Bu yazıda yer alan fikirler yazara aittir. Hikmet Akademisi’nin bakış açısını yansıtmayabilir.)

 

YAZARA AİT BÜTÜN YAZILAR
1 Hak Gaspı, İbadetlerin Kazancını Tüketir2 Ahlakın Şartı Kaçtır?3 Her İyi Müslüman, Aynı Zamanda İyi İnsandır4 Kurban İbadetini (Kurban Etmeden!) Doğru anlamak -2- 5 Hayvanlar İhtiyaç Üzerine Kesilir; Geleneğe Kurban Edilemez -1-6 Kur’an’ın Hükümlerinde Tahrifat Yapmak, “Dine Karşı Din” Uydurmaktır -6-7 Kur’an’ın Hükümlerinde Tahrifat Yapmak, “Dine Karşı Din” Uydurmaktır -5-8 Dinde Tahrifat Yapmak, Apaçık Bir Bühtandır -4-9 Dinde Tahrifat Yapmak, Apaçık Bir Günahtır -3-10 Dinleri İle İlgili Uydurdukları Kendilerini Aldatmıştı -2-11 Dinleri İle İlgili Uydurdukları Kendilerini Aldatmıştı -1-12 İnsan Hayatının Güvencesi Kısastır13 İnsanca Yaşamanın Ön Koşulu, Nesil Emniyetidir14 Er Kişi Niyetine15 Buhari’nin “Camiu’s-Sahih” Adlı Eserinin, Kur’an’la Eşitlenmesi Çabaları Üzerine16 Akılla Temellendirilmeyen İman, Koftur -2-17 Vahiy ve Akılla Temellendirilmeyen İman, Koftur -1-18 Güçlünün Yanında Yer Almak19 Mesafe, Maske ve Temizlik Sadece Coronavirüse Karşı Değil20 Müslümanlar Kimlik Krizi Mi Yaşıyor; Yoksa Sahte Kimlik Mi Taşıyor?21 İbn Rüşd Müktesebatının Temeli Akıldır22 İmam Gazali’yi Doğru Anlamak23 Bilim Geliştikçe Din Tasavvuru Da Değişir24 Dava Sahipleri Nerdesiniz? 25 Şahitlik, (Şehitlik), Hak ve Adaletin Gerçekleşmesi İçindir26 Görevimiz “İman Sorgulamak” Değil, Zulmü Sorgulamaktır27 Kaluu Bela Allah İle Ahitleşmektir. Bakın Nasıl!28 Zekât Kurumunun Güncellenmesi (6)29 Zekât Kurumunun Güncellenmesi (5)30 Zekât Kurumunun Güncellenmesi (4)31 Zekât Kurumunun Güncellenmesi (3)32 Zekât Kurumunun Güncellenmesi (2)33 Zekât Kurumunun Güncellenmesi (1)34 Dini 21. Asrın Aklıyla Anlamak / Yorumlamak
YORUMLAR
Beşir İslamoğlu
27.3.2021 13:08
Turan arkadaşa cevap vermek doğru olmaz. Önce onu, islamın usul ve adabına davet ediyorum. İnsanlarla nasıl konuşulur, onu ögrensin... Hikmet bey'e de Resulullah'ın namazını ögrenmesini tavsiye ederim. Hadis kaynaklarına veya İsrafil Balcı'nın Hz Peygamber ve Namaz kitabına bakabilir. Allah'a emanet olun.

Turan Alidost
24.3.2021 07:50

Hocaefendi yazdığınız yazıda ne bir dipnot var , nede bir kaynak..Herhalde siz Gazali’den daha büyük bir alimsiniz ki GAZELLEMELERDEN BULUNMUŞSUNUZ.. Başta şunu belirtelim ki İmam Gazali’nin, ilimleri “dini ve dünyevi” şeklinde tasnif etmesi ve bu tasnifin İslam dünyasında genel itibariyle kabul görmesi isabetli olmamıştır. ...Birde herkes yanlış siz doğru..BU FAKİR(!) ....DİYORDU YA BİR SOYADDAŞINIZ.. hatırlıyormusunuz. Zaten bilim, ilim kavramının Türkçesidir. DİYORSUNUZ Evet Türkçe sözlüğe bakarsanız böyle yazıyor. İlk okul çocuklarına bir sor bakalım ..HUKUK BİLİMİ varmı.. Kabul etmek gerekir ki bilim/ilim geliştikçe, ona paralel olarak insanların “din tasavvuru” da olumlu yönde değişmektedir. Rönesansın bilimsel devrimi, nasıl Ortaçağ Hristiyan din tasavvurunu değiştirdiyse, Müslümanların bilim/ilimde ilerlemesi de Müslümanların din tasavvurunu değiştirecektir. Bizdekinin adı “Rönesans” değil, “ihya-i ulumu-d Din” olacaktır. Tabi bu ihya, Gazali’in ihyasından çok farklı ve “hakiki ihya (diriliş)” olacaktır DİYORSUNUZ Hocam batı aydınlanmasının temeli DİNİ HAYATTAN ÇIKARMAKTIR..Kant biraz yontuu AKIL ile sınırladı Hegel kenarından tuttu..ve SEZARIN HAKKI SEZARA ;tanrının hakkı tanrıya..deyip çıktıklarını zannettiler ama ..GÜNEŞ BİRGÜN BATIDAN DOĞARSA HİÇ ŞAŞMA..Tarih boyunca ne modernistler çıktı ama Kuran’ın berraklığı karşısında hepsi YARASALAŞTI.. 1-2 maddelerde anlattıklarınızın suçlusu yine sizin gibi İslami ilimlerde derinleşenlerdir...Kimsenin bir dahili yok..Siz (!) uydurdunuz bu eleştirdiğiniz dini söylemi.. 3-Geçmişte kainat ve içindekilere, Allah, “ol” diye emri verir, onlar da anında oluverir” şeklinde anlaşılırdı; oysa bilim, evrenin milyonlarca yıllık sürede tekamül ettiğini ve her bir varlığın tekamül/evrim süreci olduğunu ortaya çıkardı.DİYORSUNUZ Allah’ın ayetindeki ifade aşşağıdaki gibidir..İLK YARATMA ile gelişme ve değişim farklıdır..Önce doğru anlayalım.. Diyanet Meali : 36.yasin 82 - Bir şeyi dilediği zaman, O’nun emri o şeye ancak “Ol!” demektir. O da hemen oluverir. 4. Geçmişte “melekler, kağıt kalem eline alarak insanların eylemlerini kayıt altına alır” şeklinde bilinirdi; ancak teknolojinin ürettiği kameralar, kayıt sisteminin nasıl çalıştığını ve dolayısıyla meleklerin de sistemin bir parçası olduğu ve bu sistemle her şeyin kayıt altına alındığı bilinmiş oldu.DİYORSUNUZ Kayıt altına almak..Katiplik ..Kuran’ın indiği zamanki insana anlayacağı kelime kavramlar ile anlatmakta kullanılan şeklin haşa Allah tarafından bilinmiyormuşcasına bilimin gelişmesi ile kamera olduğunu söylerken YAPAY ZEKADAN haberiniz varmı..EN İYİSİ SİZ BİR BİLİMSEL MEAL YAZIP ALLAHA DİNİNİ ÖĞRETİN HAŞA Nasıl söyleyeceğini öğrensin.. Onlar (Allah katında) çok değerli kâtiplerdir. Bütün yaptıklarınızı bilirler” (İnfitâr, 82/10, 11, 12) Kur’an-ı Kerim’de, insanların bütün amellerinin tam olarak kaydedildiği, (Nebe, 78/29) bunların kıyamet günü insanlara kendilerinin bizzat okumaları için arz edileceği, (İsra, 17/13, 14) bazı günahkârların “Bu nasıl kitapmış! Küçük büyük hiçbir şey bırakmaksızın yaptıklarımızın hepsini sayıp dökmüş!” diyerek hayrete düşecekleri (Kehf, 18/49) şeklinde verilen bilgiler o günkü Arab’ın anlayacağı şekliyleydi.. 5. Geçmişte “şeytanlar/cinler gece gündüz etrafımızda dolaşan biyolojik varlıklar” olarak bilinirken, anlaşıldı ki “şeytan” denilen varlığın, yaratılışımızda benliğimize yerleştirilen kötü kodlar/güçler olduğu anlaşıldı. Kendimize sahip çıkmazsak, bu şeytani güçler bizi saptırırlar. DİYORSUNUZ BAKARA 30/38 AYETLERDEKİ ŞEYTAN NASIL BİR ŞEYTANSA BİZ ANCAK ONU BİLİR ONA İMAN EDERİZ..Yahu müsteşriklerden bile bu kadar bir MODERNİST VE UÇUK bir yorum duymadım.. 7. Geçmişte “kader, Allah’ın ezelde/başlangıçta başımıza gelecekleri yazıp belirleyen bir alın yazısı” olarak kabul edilirdi; oysa anlaşıldı ki kader, Allah’ın kainata yerleştirdiği sistem/yasalardır. (her canlının ölümlü olması, güneş, ay, yıldız gibi cisimlerin bir kaderle/yasayla çalışması gibi) DİYORSUNUZ Muhterem hocam sizin kader diye bize söylediğiniz şey Descart’ın DETERMİNİZ mi değil mi..şu CEBRİYECİLER de sizin gibi düşünmüyorlarmıyordu..YANİ HERŞEY BİR YASAYLA OLUYOR ise (Dünya gezegenler yıldız galaksi yağmur şimşek vs ayrıdır insanın farkına varmadan günlük 90.000 defa nefes alması gibi ) iNSANIN KADERİ YOKSA biz neye uğraşıyoruz ki ..İrade miz yok ise İMTİHAN da yoktur..NİYE GÜNAH HARAM SUÇ CEZA OLSUN..Hoca efendi sen TELBİSİ bilirsin ama ziraisini değil ha... 10. Başta namaz olmak üzere diğer ibadetlerin “geleneksel haliyle” bizzat Resulullah as tarafından yerine getirildiği bilinirdi. İlim geliştikçe görüldü ki pek çok uygulama başkaları tarafından sonradan eklenmiştir. Mesela, 2+2 olan yatsı namazı 13 rekata çıkartılması gibi. Böylece olunca da ibadetin keyfiyeti (kalite, nitelik) kayboldu; kemiyet (miktar, sayı) ön plana çıktı.DİYORSUNUZ Hikmet BİR sormuş..ama kardeşim anlaşıla sizde Birileri gibi NAMAZI UYDURELLEZİ yapmak istiyorsunuz ..DİNİ BOZMAKLA UĞRAŞMAYIN..kılmayın olsun bitsin..ŞİNDİ SEN Hikmet Bire cevab verirken VAKİTLERİDE üçe indirirsin..Şunu unutmayın NAMAZ KILACAKSAN hz Muhammed gibi kılacaksınız Ebu Cehil gibi değil..Şimdi kalkıp ebu cehilin namaz kılmadığınıda inkar etmeyesin haaa .. Selam ve Selametle..

Hikmet bir
24.3.2021 01:15

Sn. Islamoglu, "Bilim Geliştikçe Din Tasavvuru Da Değişir" basligi altinda yayimlanan makalenizde, ayetlerde bahsedilen bazi hususlarin bilimin gelismesi ile daha net anlasilmasinin saglanacagini 10 madde de açikliyorsunuz. Soz konus 9 madde de yaptiginiz yorumlar fakli da olsa anlasilblir. Ancak 10.madde de belirttiginiz gibi yatsi namazinin 13 olan rekat sayisini birkac cumleyle 2+2'ye dûsûlmesi ciddi bir meseledir. Diger vakitlerin rekat sayisindan da bir degisiklik var mi? yok mu? Hususunda bir degerlendirme yapilmiyor, en azinda bir degisikligin olduguna dair bir sey soylemiyorsunuz. Eger degisiklik yoksa, diger vakitler bir yana, ozellikle ogle ve ikindi icin sirasiyla 4+4 rekatin alimsel/bilimsel verisi ve bu verilerin kaynagi nedir? Alimsellik/bilimsellik sadece yatsi namaziyla mi sinirlii? Bir yer de 4+4 yerinde duruken 2+2'nin tespitindeki mantik yada metodoloji nedir? Bu sadece bir makalede bir kac cumleyle izah edilecek bir husus degildir. Bu 10. madde de belirtilen 2+2 icin gosterilebilecek referanslarin adeti belkide bir makaleye sigmayabilir. Sizler bir okuyucu olsaniz bir paragraflik 2+2 ifadesi ile ilglili ne dusunursunuz? Okuyucuya verdiginiz deger bu mu? Okuyucuya deger vermediginiz ile ilgili olarak makalenizdeki satir kadar soru sorabilirim. Bir soru da bu sayfanin editorune/sorumlusuna soruyorum, makaleleri okumadan mi yayimliyorsunuz? Yada kendi aranizda fantazilik mi yapiyorsunuz? Yada meleklerin cinsiyetini mi tartisiyorsunuz? Sonuc; Alimsel/bilimsel olarak yatsinin 13 olan rekat sayisini 2+2'ye dusurerek "Dini, her türlü batıldan arındırıp, sadece Allah’a özgü kılanlar""dan oldunuz. Hayirli olsun, ne mutlu sizlere!

Yönetici :

Kıymetli okurlarımız biz bağımsız bir düşünce topluluğuyuz.  İlk çağrımızda ifade ettiğimiz esaslara ters düşmeyen her düşünce yazısını yayınlamakta bir sakınca görmemekle birlikte her yazarımızın yayınladığımız yazısındaki düşünce ve fikirler bizi ve yayın politikamızı bağlamamaktadır. Bununla birlikte her türlü eleştiriye açık olduğumuzu, yayınlanan yazılarla ilgili cevap, reddiye, karşı yazıtları yayın ilkelerimize ters düşmediği müddetçe yayınlayacağımızı beyan ve taahhüt ederiz. Selam, dua ve saygılarımızla.

 

YENİ YORUM YAP
güvenlik Kodu
ALINTI YAZARLAR TÜMÜ
 Abdülaziz KIRANŞAL

Abdülaziz KIRANŞAL

Dinden Soğutan Dindarlık

Ali BULAÇ
Ali BULAÇ

Taliban Üzerine

Vahdettin İNCE

Vahdettin İNCE

Taliban’dan Beklentim

Salih TUNA

Salih TUNA

Tehlike ve Müjde!

Taha ÖZHAN

Taha ÖZHAN

Tunus’a Darbe

Byung- CHUL HAN

Byung- CHUL HAN

Yorgunluk Virüsü…

Ramazan BEYHAN

Ramazan BEYHAN

Darbe İnsanlık Suçudur

Tanıl BORA

Tanıl BORA

Üç Terzi

Cemile BAYRAKTAR

Cemile BAYRAKTAR

Yüzyılın İşgali

Mehmet ALAGAŞ

Mehmet ALAGAŞ

Biyografi

Prof. Dr. Ulvi SARAN (Malatya Eski Valisi)

Prof. Dr. Ulvi SARAN (Malatya Eski Valisi)

İnsanı Kendi Olmaktan Çıkartan Bir Çağın İçindeyiz

Bizimle sosyal ağlarda bağlantı kurun!