Zalimlerden Berî Olmak

Bir türlü üstesinden gelinemeyen o derin unutuluş veya insanlık haysiyetinden yoksunlaşmışlık, Kur’ân’ı ölülerin gözüyle okumanın yarattığı o travmatik bilinç kaybı, nasıl bir (zihinsel) sefalete yol açmıştır ki dünyanın en büyük petrogelirleri bile bu açığı kapatamaz! Müslüman ülkelerde kilise gibi devlete karşı özerk cemaatleşme modelleri vücut bulmadığı gibi, belirgin bir siyasal özgürlük ve farklılıklarla iş birliği modeli de olmadığından kapitalizme karşı Latin Amerika ülkelerinde olduğu gibi sosyalistlerle ortaklaşa direniş biçimlerini esas alan hareketler yerine bölünmüş ve birbirlerine karşı saha üstünlüğü sağlamayı esas alan çatışmalar yürütülmüş; bu ise cârî bağımlılık ilişkilerinin daha da derinleşmesine yol açmıştır. Filistin mücadelesinin bölünmesi ve ortaya çıkan vahim sonuç, bunun en bariz örneğidir.
Zalimlerden Berî Olmak
Ümit AKTAS
Ümit AKTAS
Eklenme Tarihi : 30.08.2026
Okunma Sayısı : 24

Zalimlerden Berî Olmak

 

Bir türlü üstesinden gelinemeyen o derin unutuluş veya insanlık haysiyetinden yoksunlaşmışlık, Kur’ân’ı ölülerin gözüyle okumanın yarattığı o travmatik bilinç kaybı, nasıl bir (zihinsel) sefalete yol açmıştır ki dünyanın en büyük petrogelirleri bile bu açığı kapatamaz! Müslüman ülkelerde kilise gibi devlete karşı özerk cemaatleşme modelleri vücut bulmadığı gibi, belirgin bir siyasal özgürlük ve farklılıklarla iş birliği modeli de olmadığından kapitalizme karşı Latin Amerika ülkelerinde olduğu gibi sosyalistlerle ortaklaşa direniş biçimlerini esas alan hareketler yerine bölünmüş ve birbirlerine karşı saha üstünlüğü sağlamayı esas alan çatışmalar yürütülmüş; bu ise cârî bağımlılık ilişkilerinin daha da derinleşmesine yol açmıştır. Filistin mücadelesinin bölünmesi ve ortaya çıkan vahim sonuç, bunun en bariz örneğidir.

Küresel sömürgeciliğin Ortadoğu’yu güvence altına almak için bölgeye yerleştirdiği İsrail’den istediği verimi alamaması nedeniyle bölgede eşgüdümlü yerellikleri de sürece dahil etmesi, paydaşları değişse de değişmeyen oyunun yeni bir uyarlamasıdır. İsrail, vahşî ve hoyrat bir ortak; akıldışı emelleri nedeniyle öyle de olmak zorunda! Sömürgeciliğin o ağır ve acı deneyimini yaşamış İran ise sadece tarihsel birikimiyle değil, gücüyle de orada; bölgenin tam merkezinde. Şiiliğe karşı silahlandırılacak olan Sünnilik(!) ise Ali Şeriatî’nin deyişiyle dîne karşı din savaşı adına sahaya sürülen yapay bir karakteristik. Cârî gerçeklik, İsrail’i perdeleyen ve dolaylı bir biçimde korumaya alan bir kurgu… Pastadan pay kapma çabasıyla birlikte bölgedeki yerel çatışmada İsrail’i biraz geriletmek biraz da dinlendirmek için sahaya sürülmüş piyonların oyunu ne kadar sürdürebileceği ise belirsiz.

Her ne kadar bu oyun defalarca tekrarlansa da her defasında değişen mizansenler balık hafızalılar için yeterli bir yem. Bu kez ölçek biraz genişletilerek, İran’ı çevrelemek için işin içerisine Pakistan da katılmış bulunmakta. Böylece Hindistan’a da küçük bir kılçık atılmakta. Yerel ölçekli çıkarlarının peşinde koşan ulusal devletçikler adeta bu sömürgeci güçlerin piyonu olarak, sahada arz-ı endam etmekte ama bir kez dönüp de kendilerinin ortaya sürüldükleri oyunun bir önceki sürümüne bakma ve oradan dersler çıkarma zahmetine katlanmamaktalar. Üstelik bu muhterisler, öylesine deneyim yoksunları ki ne yapacaklarına dair sürekli tâbi oldukları aklın eline bakmaktalar!

Günümüzde insanlık, tarihin farklı bir aşamasında; kapitalist küreselciliğin üretimsel ve tüketimsel baskısının altında biçimlendirilmek ve kalbi sökülerek yerine tüm duyarlılıklarını yitirmiş bir makine (üretim ve tüketim aygıtı) yerleştirilmek istenmekte. Bu şartlar ise geçmiş dönemlerde peygamberlerin tarihe müdahil olduğu, Allah’ın vahyi ile hareket ederek insanlığın kurtuluş mücadelesini başlattıkları şartlara benzemekte. Son Peygamber’in insanlığa söylediği son sözlerle sorumluluk artık özellikle de âlim (aydın) ve fâzıl (erdemli) şahsiyetlere, dahası ise tüm ezilenlere (mustazaflara) bırakılmıştır. Aslında bu sorumluluk, temelde insanlığın ortak sorumluluğudur ancak köprülerin altından çok sular akmış ve maalesef erdemlilik ile zulüm, birbirine karışmıştır. Küreselleşen günümüz dünyasında egemenler, parçalanarak ulusallaştırılmış halklarla belirli bir bağımlılık ilişkisi oluşturarak bu toplumları sömürmekte ve mustazaflaştırmaktadır. Mustazaflar ise tarihin her döneminde olduğu gibi el ve gönül birliği yapmak yerine birbirleriyle didişmekten ve yer yer egemenlerle de bu yerel konumlarını pekiştirmek için iş birliği yapmaktan geri durmamaktalar! Kendilerine özgü bir akıldan yoksun oldukları için çoğu kez piyon işlevi görmekte, kimi yerel çıkarlar karşılığında küresel stratejilere boyun eğmekteler.

Aslına bakılırsa Ukrayna-Hürmüz Boğazı hattında doğu ile batıyı ayıran bir eksen üzerinde adı konulmamış bir üçüncü dünya savaşı sürmekte. Bu savaşı çetrefil kılan ise İsrail’in oynadığı roldür. Destekçileri olan Siyonist Hıristiyanlarla birlikte, kendilerine vâdedildiğini ileri sürdükleri topraklarda yurtlanma kurgusunun kurbanları ise Filistinliler. İsrail’in asıl işlevi ise sömürgeciliğin bölgedeki yerel işbirlikçiliği. Oysa yurt, tıpkı zeytin ağaçları gibi toprağı derinlemesine kavrayarak orada köklenen ve bunu onurla savunanlarındır. Kaldı ki kutsal olan bu toprak değil, o toprağı sıkıca sarmalayan yürekte atan duygulardır.

Bir türlü İsrail’i mûkimleştiremeyen ABD ise Filistin’e olan yerel desteği kesebilmek için farklı senaryolarla Filistin halkıyla Müslümanların (Şiilerin, Sünnilerin, yeryüzünün her yerine dağılmış duyarlı yüreklerin) arasını aralamaya çalışmakta. Öyle ki yerel ve küresel tüm aktörler bunun için seferber kılınmış durumda! NATO gösterilerinden mezhepçi tuluatlara değin içerisinde bir yığın figüranın rol aldığı şaşaalı oyunlar sanki sahici olgularmış gibi ısrarla sahneye sürülmekte. Askere yazılanından tutun da seferber olanına değin adları bir kuşak sonra unutulacak bir yığın aktör, bu kirli oyunda rol kapmak için hevesler içinde.

Yeni sürüm bu oyunu kavramak için sadece kimlerin içlendiğini değil, dışlanmaları da dikkate almak gerekir ki kurgulanmaya çalışılan siyasî mekân kavranabilsin. Zira cârî savaşı sürdüren iki temel aktör, İsrail ve İran dışlanmış durumda ama İsrail kenara alınırken İran, karşıya oturtulmakta. Bu ise kurgunun sınırlarını belirlediği gibi riske de etmekte! İran’ın dışlanması sadece mezhebî değil, siyasî bir dışlanma; Avrasyacı bir siyasetin dışında durmaya dair stratejik bir kararlılık. İran zaten tarihinin en başından beri Asyatik mekânına sabitlenmiş ve bu konumu savunmaya dair bir kararlılık içerisinde ve bu tür bir dışlama onu rahatsız etmez, tam aksine yerine daha da sabitler. İsrail’in dışlanması ise onu sınırlamaya dair taktik bir tutum. Demek isteniyor ki “Bölgede kalmak istiyorsan sınırlarını bileceksin!” Tabii bu, açık seçik bir biçimde söylenmiyor. İsrail’in ise “temel karakteristiği” kendi kurucu ütopyasının tahayyülüne dayanıyor ve oraya varıncaya kadar durdurulması zor göründüğünden bu kurguyu zorlayacağı açık.

Bu koşullar altında, tıpkı resûllerin ve yetkinleşmiş düşünsel öncülerin yaptığı gibi biçimsel ayrımlara bakmaksızın erdemli toplulukların bir araya gelerek bir cephe oluşturması, yerel ve küresel ölçekte bir kurtarıcı ümmet/toplum sözleşmesiyle harekete geçmesi gerekmekte. Medine Sözleşmesi’nde de olduğu gibi bu ümmet; farklı inançlar, ırklar ve kültürlerden oluşabilir. Önemli olan insanlığın temel ortak paydasına aitliktir. O da erdemlilerin dayanışması ve küresel zorbalığa karşı hakkaniyetin yanında saf tutabilmesiyle gerçekleşir. Bu koşullar içerisinde saflar sürekli yeniden belirlenir, cepheler yeniden oluşur, düşünceler ve duyarlılıklar yeni baştan gözden geçirilir. Öyle ki Gandi, Abdulgaffar Han, Gustave Guiterrez, Edward Said, Ali Şeriati, Zapatista lideri Marcos, Seyyid Kutub, Garaudy, Aliya ve Nelson Mandela gibi isimler ve onların temsil ettiği eğilimler, zulme ve sömürüye karşı ve insanların bir kere daha aydınlatılması ve özgürleşmesi için aynı safta yer alır.

Özgürleşmeci ya da kurtuluşçu bir dinî söylem ise öncelikle buna uygun bir okuma sürecinden geçmelidir. Zira imanın ve erdemi savunmanın farklı yolları ve katmanları vardır; ittifakların ve selametlerin, ubudiyetin ve velayetin, cehaletin ve zaaflara yenik düşmenin de! Bütün bu okumalar, oluşturacağı eylemlerle bireyi ve toplumu farklı güzergâhlara taşıyacaktır. Pratiklerin gerçekleşmediği yerde, okumalar da anlamına ve amacına kavuşmadığından yenilenmeli, her daim yeni sularda arınılmalıdır. Sözgelimi İbn HaldunMarx’la; FoucaultSeyyid Kutub’la; AliyaKant’la; Molla SadraHegel’le; İkbalBergson’la; ŞeriatîSartre’la; HumeynîGandi’yle; Malcolm XMandela’yla; TolstoyBookchin’le birlikte okunabilmelidir.

Anlamaların ve eylemelerin katmanlılığına binaen bir ümmet olmanın farklılıklarla birlikte çoğul bir yaşama olduğu asla unutulmamalıdır. Yoksulları muhtaçlığa düşürmeyen bir adalet ve varsılları kibirlendirmeyen bir eşitlik çizgisi gözetilmeli; tıpkı Muhammed (as)’in Medine’yi kabile tahakkümünden kurtardığı gibi sömürge halklar da farklı maskelerle sömürüsünü sürdüren kolonyalizmin tahakkümünden, yani farklılıkların kozmopolitizmi yerine ikame edilmeye çalışılan birörnek mekânların ve sömürgen zorbalıkların tahakkümünden/faşizminden kurtarılmalıdır. Eğitim özgürleştirilmeli, fıkıh sivilleştirilmeli, askerî fütuhatçılık arzuları yerini düşünsel derinleşmelere bırakmalıdır. Mülkiyetçilik daraltılarak kamusal yararlanma alanları genişletilmelidir. Siyaset ise otokrat zorbalıklardan ve güç metafiziğinin etkilerinden kurtarılarak toplumsal ilişkiler, aileden itibaren başlayan ve etkinleşen istişârî ve eleştirel düşünceyle müzakerelere yöneltilmeli ve çoğulculaştırılmalıdır.

*Yazı görseli: Hz. Peygamber’in Kâbe’ye girerek müşriklerin putlarını yıkması (Bazil’in Hamla-i Haydarî’si, 1808)

Yazının orjinali için bakınız:https://yenipencere.com/kose-yazilari/zalimlerden-beri-olmak-umit-aktas/

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Hikmet Akademisi'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

YAZARA AİT BÜTÜN YAZILAR
1 İslam, Otoriterlik ve Geri Kalmışlık2 Zalimlerden Berî Olmak3 NATO, Sömürgecilik ve Muhafazakârlık4 Ebu Hanife (699-767) ve Özgürlük Mektebi5 Göller Bölgesinde Bir Ada6 YAZILARRaiyyetten İnsaniyete7 Faşizm mi, İnsaniyet mi?8 Kötülüğün Sıradanlığı9 JEOPOLİTİK BOŞLUK VE SÖMÜRGECİ TASALLUT10 COĞRAFYAYI ÖRGÜTLEMEK: BARBARLAR VE AKİLLER11 İMKANSIZ DEVLET12 KÜRESEL SİYASET VE SÖMÜRGECİLİK13 ORTADOĞU’DA BARIŞI ARAMAK14 İMRALI’YA GİTMEK15 Küresel Statükonun Sarsılması ve Zohran Mamdani16 İki Direniş Biçimi ve Barış17 Gazze, Rojava ve Zeytin Ağacı18 Türkiye ve İsrail19 Gazze ve Dost Bildiklerin Sessizliği20 NEOFAŞİZM21 Başka Türlü Yapmak22 Yozlaşma ve Çöküş23 Silahları Yakmak24 İsyan Bile Değil25 Küresel Savaş ve Stratejik Akıl26 Meal/Çeviri Çabaları ve Anlamanın Askıya Alınması27 İLK MÜSLÜMANLAR28 İSLAMCILIK ÜZERİNE29 Barış ve Şükran30 Düşündürücü Bir Veda31 Hakikat Nerede32 Savaş Siyasete Dahil(mi)dir33 Demokratik Konfederalizmden Demokratik Siyasete34 Öcalan’ın Çağrısı35 SÖZÜ SAVAŞA BENZER36 GAZZE VE SURİYE: BAĞIMSIZLIK VE ÖZGÜRLÜK37 Egemen bakışın açmazı38 Ezilenlerin çelişkisi39 Sömürgecilik40 Eleştirel özgürlük ve ahlak41 Gösteri Toplumu42 Göçmenler, köylüler ve madenler43 Trajik bir mesele olarak Filistin ve soytarılar44 Taha Abdurrahman45 Sörfçü ve göçebe46 Dayanışma ve kapitalistleşme47 Doğru soruları soramamak48 Göçmenler, kitleler ve linç kültürü49 Filistin direnişi ve sivil itaatsizlik50 Siyasal ahlak51 Fırtına öncesi sessizlik52 Her Dem Yeni Doğarız53 Nükleer silahlanma ve güç zehirlenmesi54 Adalet ve Hakkaniyete Dair55 Yollar ve tarihsicilik56 İhtişam ve sefalet57 İbrahim ve Odysseus58 Yoksullaşma tepkisi, Gazze öfkesi59 VİCDAN MAHKEMESİ60 Yaşama Sevinci61 Heterotopik bir mücadele alanı olarak başörtüsü62 Adaletin dağıtımı, dağıtımın adaleti63 Humeyni, devrim ve velayet-i fakihlik meselesi (2)64 Humeyni, devrim ve velayet-i fakihlik meselesi (1)65 Dilde yurtlanmak (1)66 Fair Play67 Neden68 Siyasal ihtiras69 FİLİSTİN VE HAC70 Sömürgecilik ve maduniyet71 Osmanlı ve cumhuriyet72 KURU OTLAR VE TAŞRA73 Sınırlarda dolaşmak74 İSRAİL75 Gazze'de dile gelen76 Filistin direnişi ve Hamas77 Yeni sömürgecilik78 Savaş ve barış79 Aykırı bir muhafazakâr: Heidegger80 Gandi ve şiddet dışı direniş81 Politikacı, göçmen ve şair82 Nietzsche, Tolstoy ve iyilik83 Trajedinin felsefesi: Dostoyevski ve Nietzsche84 Dini Anarşizim85 Jean Paul Sartre ve özgürlük86 Madunun dili, öfkesidir87 Göçebe tutum88 İttihatçılık ve demokrasi89 Boyun eğmeyen hayalperest: Franz Kafka90 Yollara çıkma vakti91 Müslümanlar, ahlak ve Avrupa92 Islam ve çagdaslik gerilimi93 Islamciligin sagcilasmasi ve ayrilan yollar94 ORUÇLA GELEN95 Pastorallik Fikri ve Raiyetten Insaniyete Dogru Siyaset96 Sessizlik ve Bagis97 Muvahhidden evrensele: Atasoy Müftüoglu (1)98 Paylasma ve Körlük99 Sedat Yenigün Üzerine100 Bayram
YORUMLAR
YENİ YORUM YAP
güvenlik Kodu
EDİTÖRDEN
Bizimle sosyal ağlarda bağlantı kurun!